• 13 Mart 2019, Çarşamba 12:12
MEHMET YOLDAŞ

MEHMET YOLDAŞ

Bu ayaklar ayak değil!

BU AYAKLAR AYAK DEĞİL!

Hep söylediğim bir şey var. Bu memleketin insan kaynağı sıkıntılı. Eline bir makam geçiren, yetkiye kavuşan anında yüz seksen derece değişiyor.

İstisnalar var tabi. Genellemeden ziyade durum tespiti yapıyorum.

Siyasetin dışına çıkın ve etrafınızdakilerdeki değişimi bi gözleyin. Yürüyüşü bile değişiyor adamların...

Hırsızlık, yolsuzluk sadece devletin makamlarını işgal edenlerde yahut devletle iş yapanlarda yok. Bu memlekette her gün vuku bulan hırsızlık, gasp ve dolandırıcılık vakalarının sayılarına bakın. Bu suçlardan hapishanelerde yatanların sayılarına bakın.

Herkesin tenezzül edeceği nokta farklı. Bin liraya tamah etmeyen adam, yüz bini görünce dayanamıyor. Yüz bine tamah etmeyen adam, bir milyonu görünce bütün dini ve ahlaki değerleri bir kenara bırakıyor. Türk sarışını beğenmeyen adam, Ukraynalıyı görünce uçkuru çözüveriyor. Makamı eline geçiren adam, kaybetmemek için çirkefleşiyor. Güç odaklarına tabi olup düzenin bir parçası oluyor. Ya tabi olacak, ya da yok...

Üç kendine, bir millete...

Bir kendine, bir millete...

Bir kendine, üç millete hizmet eden var.

Sadece millete hizmet edenin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Geldiğimiz noktada bir kendine üç millete verenini bulduk mu "Ne dürüst adam" diyoruz. Hep millete diyen adama "saf" gözüyle bakılıyor maalesef...

Yarın o makamlara biz otursak kaçımız onlara benzemeyeceğiz. Konuşurken mangalda kül bırakmayanların sonra o makamlara geçtiğinde neler yaptığına şahidim ben. Aynı safta namaz kıldığım adamın vekil olunca parayla işe adam koyduğunu biliyorum.

Makama ve paraya kavuşunca işe hanımı değiştirmekle başlayanları, metresine ev dayayıp döşeyenleri gördüm ben.

20 yıl önce on beş liralık reklam parasını veremeyen adam, belediye başkanı maaşıyla mı yaptı onlarca daireyi ? Arsaların tapusunu akrabalarının üzerine yapınca arsalar "helal arsa" mı oluyor.

Okulda okurken cebinde simit parası olmayan arkadaşımın, imar müdürü olduktan sonra müteahhitliğe başlaması, beş yıl imar müdürlüğünden aldığı maaşla mümkün mü ?

Bir diğerinin sendika başkanı olduktan sonra hızla aldığı yolu değil otomobille, uçakla gitsen alamazsın.

Dindar olup olmamakla alakası yok bu işlerin; mesele ahlak...

Esas üzücü olan bu. Dindarın sadece yasa korkusuyla değil, Allah korkusu ve dininin ahlak değerleriyle hareket etmesi gerekirken nefsine teslim olup dindar olmayanlar gibi davranması bize savunulacak taraf bırakmıyor.

Siz hiç "Paraya sıkıştım evimi araba mı satıyorum" diyen birine "Satma... Al şu parayı ihtiyacını gör elin rahatlayınca verirsin" diyen birini duydunuz mu ? Sıkıştığını duyduğumuzda değerinin yarısını verip "Kelepire aldım" deyip övünmüyor muyuz? Nerede vicdan?

Yatak bazasını, emniyet kilidi kapalıyken kapatmaya çalışıp kırılan elli kuruşluk plastik aparat için "Kendi kendine oldu" deyip çoluk çocuğunun üzerine kırk yemin etmekten kaçınmaması daha büyükleri için neler yapabileceğinin işareti değil midir?

Aldığı koltuğu görümcesi beğenmedi diye değiştirmek için dikiş iplerini söken müdire hanımın yaptığı sahtekarlığı, görevi başındayken yapmayacağından emin olabilir miyiz?

Akıl hastası raporu olan babasının üstüne senet yapıp ürün alan ve sonra da borcu ödememek için "Hasta babama senet yapmışlar" diye savcılığa şikâyet edip güya adalete sığınan muhtarın yarın, belediye başkanı seçildiğinde belediyeyi dolandırmayacağına kefil olabilir miyiz?

İşinde daha iyi bir konum elde etmek için kendini müdürüne, patronuna peşkeş çekmekte mahsur görmeyen, yarın memleketi peşkeş çekmekte mahsur görür mü?

Dedem öldü diye iş yerinden izin alıp sonra dedesi altı yıl önce ölmüş olan adamın hangi sözüne güvenebilirsiniz.

Evet... Adalet istiyoruz. Hak, hukuk gözetilsin istiyoruz. Çalınmasın, çırpılmasın istiyoruz. Ama bir çoğumuzun bunu samimi olarak istediğinden emin değilim. "Onlar götürüyor ben niye götüremiyorum" kavgası gibime geliyor bir çoğumuzun feveranları. Aksi durum olsa neden doğduğumdan bu yana hala aynı teraneleri artarak konuşup duruyoruz acaba?

Belediye başkanı adayı yahut encümen üyesi yapılmayınca partisine sövüp sayan, aday yapılanlara çamur atan adamın samimiyetine nasıl inanayım. Daha önce neden konuşmuyordun?

Nimete kavuşunca azanları gördüğüm gibi kavuşup ta dönüp bakmayanlara da şahidim. Elbette samimi olarak feryat edenler var. Ama onların sesi kısık çıkıyor.

Kendimi kandıramam. Ben yapmam diye ahkam kesmiyorum. Yarın ben de nimete kavuşursam nasıl hareket ederim emin değilim. Esas imtihan orada başlıyor. Belki de Rabbimin sevgili kuluyum başka imtihanların yanında beni bir de makamla ve parayla imtihan etmediği için.

Burdan kimse birilerini aklamak istediğim sonucunu çıkarmasın. Başta yazdığım gibi, durum tespiti yapıyorum. Balık baştan kokar derler ama ayaklardan da hiç iyi kokular gelmiyor yani.

Yüz yıl önce camiye giderken esnafın dükkanlarını kapatmadığı bir durumdan, her tarafın güvenlik kameralarıyla gözetlendiği bir duruma gelmiş olmamızı dert etmeyeyim mi?

Ne bu gidiş iyi bir gidiş, ne de "Benim sütüm daha beyaz" ayakları iyi bir ayak...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık