• 14 Mart 2018, Çarşamba 11:38
KONUKYAZAR

KONUK YAZAR

İngiliz Abduh!

BAHADIR BİLGE

 

Mustafa Öztürk’ten İtiraf:  “…Bir koku sezinliyorum…Vehhabilik İngiliz projesi… Abduh ve Reşid Rıza İngilizlerle işbirliği içindeydiler!”

“Mesela çok aklı başında dediğimiz Reşid Rıza gibi bir adam bile bu hilafetin Osmanlıdan alınması projesi ki, İngilizler bu işin içindeler,…. siyasi angajmanlarına bakıyorsunuz. el- Vehhâbiyyun ve’l Hicaz diye oraya, Vehhabiliğe övgüler dizen kitap yazıyor. Yani şimdi ister istemez… Muhammed Abduh bize tecdit-ıslah hareketinde başka bir şey söylem analizi yaptığınızda iyi, kıymetli şeyler söylüyor gibi ama bakıyorsunuz Lord Crommer’le akşama kadar, yani İngilizlerin Mısır genel valisiyle ahbap çavuş ilişkisi var…”

Bu ifadeler tarihselci yorumlarıyla gündeme gelen, Prof. Mustafa Öztürk’e ait. Son birkaç yılda parlayan isimler arasında hiç şüphesiz Caner Taslaman ve Mustafa Öztürk geliyor. Caner Taslaman hadislerin ayıklanması gerektiği tezini müdafaa eden modernist cenahın sevilen hocalarından.

Prof. Mustafa Öztürk ise Fazlurrahmancılık diye adlandırılan tarihselciliğin en ateşli müdafii olarak ün yaptı. Taslaman pek çok modernist gibi tarihselciliği reddederek Mustafa Öztürk aleyhinde pek çok beyanda bulunmuştu. Aynı şekilde Mustafa Öztürk de Taslaman aleyhinde ciddi tenkidlerde bulunup, modernist yorumlarına cevaplar vermişti.

Geçtiğimiz haftalarda Fatih Altaylı’nın Teke Tek Programında(27 Şubat Haberturk), Nureddin Yıldız ve bilumum marjinal yorumlarla ön plana çıkan kimseler ve sebep oldukları tartışmalar hedefteydi. Türkiye’de dini yorum farklılıkları, internetle popüleritesi artan hocalar ve bunların gençliğin üzerindeki tesirleri işlendi. Programa Hitit İlahiyat Fakültesinden, Türkiye Gazetesi yazarı Prof.Hilmi Demir’le birlikte Prof. Mustafa Öztürk ve Yıldız Teknik Felsefe bölümünden Prof.Caner Taslaman misafir edilmişti.

Tevile açık yorumlar

3 hoca da ortak noktalarda birleştikleri gibi farklı yorumlarda da bulundular. Ekseriyetle isim zikredilmeden ve iddiasız şekilde yorumlar ortaya atıldığı için itirazsız, münakaşasız bir hava hakim oldu. Çünkü hedefte marjinal düşünce vardı. Tabi herkes kendine göre yapılan izahları anlıyordu.

Mesela Hilmi Demir İslam dünyasında marjinal hareketlerin, ayet ve hadisleri usulsüz, şekli, yüzeysel yorumlayanlardan beslendiğine temas etti. Bunun üstüne söz alanların kimi Cübbeli Ahmed Hoca’yı kimi Nureddin Yıldız’ı işaret edip, Türkiye’deki cemaat ve grupları cümleleri arasına doluyordu. Ancak Hilmi hoca meseleyi Vehhabiliğe, DAEŞ’e, İhvan ideolojisine getiriyordu. Yorumunu buralara bağlayınca kendisine haliyle itiraz da edilemedi.

Yine Hilmi Demir dini yanlış yorumlayanların, fen bilgisinin noksanlığı, metodolojilerinin eksiklikliği, kalitesiz bir eğitim hayatından geçmeleri gibi yönlerine vurgu yaptı. Ancak dinleyenler meseleyi cemaatlere getirince Hilmi Demir problemin ilahiyatlardan kaynaklandığını, cemaatlerin abartıldığı kadar tesirli olmadığını istatistiklerle ifade etmesi herkesin ağzını bağladı.

 İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi teşkilatların gelenekten kopup modern anlayışın tesirine girmeleri sebebiyle kaliteleri düşmüş, oluşan boşluktan Suudi Arabistan, İran ve Mısır tesirindeki marjinaller, aşırı tipler yararlanmıştı. Hilmi hoca Osmanlı’dan istifade edilmesi gerektiğine dikkat çekerek çeşitli misaller verdi. Programın sonunda da Osmanlı’nın tekne kazıntısı olan müderrisler ayarında, kalitesinde ilahiyat hocaları bulunmadığını herkes itiraf etti. Bu hususlar konuşulurken Caner Taslaman’ın sessizliği de dikkat çekiyor.

Selefilik İngilizlerin Projesi mi?

İnternetin dini hayat ve düşünce üzerindeki tesirleri, fenomen olma hırsıyla aşırı çıkışlar yapılması gibi pek çok mesele konuşulduktan sonra mevzu selefiliğe geldi. Aslında en başta konuşulması gereken mesele de buydu. Zira Türkiye’de marjinal dini düşüncenin düğümü Selefi(Vehhabi) zihniyette birleşiyor.

İlk sual selefiliğin ne olduğu ve tarihçesi hakkında Hilmi Demir’e geldi. Tarihte Selefilik diye bir cereyanın hiçbir zaman olmadığı ancak ilk müslümanların “selef-i salihin” diye zikredildiğini, bu ikisinin birbirleriyle alakaları olmadığı ifade edildi. Mustafa Öztürk’ün de hatırlatmasıyla İbni Teymiyye’nin Selefi(Vehhabi) ve modernist hareketlerin çıkış kaynağı olduğu cevabı verildi.

Selefilik 18.asırda ortaya çıkmıştı. Mısır’daki İhvan-ı müslimin’den Suriye İhvanı’na, Suudi Arabistan’daki cereyanlardan Pakistan-Hindistan’a, kendi içinde pek çok rengi, yorumu vardı. Tevhid, cihad sloganları altında tekfircilikten beslenen bir terör zihniyetiyle hareket ediyorlardı.  Kaos ve fitneyle palazlanarak kitleleri sürüklemek temel vasıflarıydı.

Osmanlı onlarla çok mücadele etmişti. Mustafa Öztürk’ün ifadesiyle Osmanlı’nın attığı maya sebebiyle bu toprakların genlerinde Vehhabilik barınamazdı. Netice itibariyle bu minvalde selefilik aleyhine ittifaken yorumlar serdedildi. İşte bu noktada Fatih Altaylı’dan kilit sual sorulunca şaşırtıcı itiraflar Mustafa Öztürk’ün ağzından döküldü.

F.A’dan sual: Selefiliğin bir İngiliz icadı olduğu söyleniyor. Bu doğru mudur?

Mustafa Öztürk: “Bu şeyle ilgili olabilir… Vehhabi hareketin peyda olması, emir ve ulema işbirliği üzerinden Osmanlıya başkaldırılması ve bölünmesi sürecinin hızlandırılması itibariyle baktığınızda Ortadoğuda cirit atıyor… Şeyler… Olabilir…. Mesela çok aklı başında dediğimiz Reşid Rıza gibi bir adam bile bu hilafetin Osmanlıdan alınması projesi ki, İngilizler bu işin içindeler, ‘Biz öyle bir yer seçelim ki etnisite olarak kozmopolit olsun. Aidiyet olarak Osmanlıya aidiyeti bulunmasın. Ortak bir yer olsun… Neresi olsun mesela… Mevsılya; yolların kesişme noktası… Musul’u seçelim. Oraya taşıyalım hilafeti’  Mesela bu kimden çıktı? Reşid Rıza’dan çıktı.

Biz Menar tefsiri okuyoruz. Bazen ilmi(!?) olarak baktığınızdan ufuk açıcı çok şeyler söylüyor. Ama siyasi angajmanlarına bakıyorsunuz. el- Vehhâbiyyun ve’l Hicaz diye oraya, Vehhabiliğe övgüler dizen kitap yazıyor. Yani şimdi ister istemez… Muhammed Abduh bize tecdit-ıslah hareketinde başka bir şey söylem analizi yaptığınızda iyi, kıymetli şeyler söylüyor gibi ama bakıyorsunuz Lord Crommer’le akşama kadar, yani İngilizlerin Mısır genel valisiyle ahbap çavuş ilişkisi var. İnsanın içersine, zihnine tuhaf tuhaf şeyler gelmiyor değil. Var öyle bir koku sezinliyorum ben yani...

Bu konuşmadan sonra Öztürk bir müddet sustu. Prof. Hilmi Demir söze şöyle girdi: “Sadece o değil. Şu anda da Selefiliğin en güçlü olduğu yerlerden bir tanesi Londra’dır. (Altaylı şaşırarak tekrar ediyor: Bütün yayınlarını Londra’da yapıyorlar yani…) Selefi school, kolejleri Londra merkezde çok çok güçlüdür. Tabi onlar kendilerini şöyle tanımlıyorlar; Bunlar radikal selefi değil ılımlı selefi…”

Netice

Devamında Hilmi Demir hoca Selefilik- Vehhabilik hakkında pek çok misal verdi. Ardından Osmanlı’nın bunlara tavrı, ilim geleneğimiz vesair konuşuldu. Pek çok kimse için sıkıcı gelebilecek bir program. Katılmadığım, faydasız veya mevzudan uzak, lüzumsuz detaylara da girildi. Merak edenler tamamına ulaşablirler.

Burada dikkat çeken Mustafa Öztürk’ün itiraf mahiyetindeki açıklamalarıdır. Abduh ve Reşid Rıza’nın Mısır’da İngilizlerin desteğiyle nasıl projelere destek çıktıkları artık herkesin malumudur. Mustafa Bey şimdilik kokusunu sezinlemiş.

Acaba Wilfrid S. Blunt’un Afgani- Abduh hakkındaki hatıralarını okusa ne düşünür? Sayın Öztürk Fazlurrahman hakkında da İngiliz ve Amerikan istihbaratına dair bir şeylerin kokusunu sezinliyor mu acaba?

İnşallah ilerde Mustafa Öztürk ve diğer pek çok kimse yakın tarihte kimlerin din adına hangi emperyal projelere alet olduğunu daha iyi kavrar. Böylece uyanırlar da tesiri altında kaldıkları fikirleri sorgulamak nasip olur.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık