Teleşnikof: medya terörü

Malik Ejder Özel Haber/İnsanların büyük bir çoğunluğu dünyada olan pek çok olayı eğer medya organları haber vermezse öğrenemezler, bilemezler. O halde bizim bildiğimiz olayların büyük bir çoğunluğu haberlerini yalnızca medyadan aldığımız yani medyanın bize haber olarak verdiği konulardır. (Kaynak:Ben Baktikian)

Teleşnikof: medya terörü

Yukarıdaki söz Önder Aytaç ile İhsan Bilir’in Polis Bilimleri Dergisi cilt/3’de kullandıkları makaleden alıntıdır. Önder Aytaç’ın medyanın gücü hakkındaki farkındalığını sizlere sunmak adına alıntıladık. Bahsi geçen makale baştan sona medyanın gücü ve medyanın nasıl olması gerektiği gibi konuları işleyerek, okuyucularına, yazan kişinin MEDYA GÜCÜ hakkında ne kadar BİLGİN olduğunu anlama fırsatı sunmaktadır.

Teleşnikof ifadesini daha önce Ertuğrul Özkök ve Yalçın Doğan da makalelerinde kullanmışlardır.

Bir ülkede 3 güç vardır. Yasama, yargı, yürütme. Milli iradeyi bu üç güç temsil eder. Medya ise 4. güçtür. Türkiye gibi vesayet yönetimleri yaşamış devletlerde ise ORDU, silahlı kuvvetler, kendisine yasama, yürütme ve yargının içinde yer bulmuş, kimi zaman yasama, yürütme ve yargıya medyayı da kullanarak, müdahale etmiş, tüm güçleri bünyesinde toplamıştır. Darbeler bunun en büyük göstergesidir. Darbe öncesinde yasama ve yürütmeye egemen olamayan silahlı kuvvetler, medya ve yargıdaki güçleriyle, sermaye bağlantılarını kullanarak egemen güç olma yoluna adımları atmıştır. Tüm devletler için geçerli olan bu kavramlar, Türkiye’de, medya, sermaye, silahlı kuvvetler ve yargı olarak vesayet rejimlerine dönüşmüştür.

Her işgalci; özgürlük, demokrasi söylemleriyle müdahalede bulunur. Bu cunta ve vesayet rejimlerinin olmazsa olmaz söylemidir. Tüm sömürgeci ülkeler gibi, Amerika da Irak işgalini ÖZGÜRLÜK götürüyorum söylemiyle gerçekleştirmiştir. Irak halkına ne kadar özgürlük götürdüğü aşikâr! Türkiye’de 12 Eylül sabahı uyananlar, daha özgür demokratik yaşamak için ordunun göreve el koyduğunu duyarak uyandılar.

Cemaat geçmişten bu yana kendisine rakip gördüğü tüm vesayet güçlerini bir bir bertaraf etmek istemiştir. Şu an cemaat medyasında kullanılan en büyük argüman, özgürlük ve demokrasi, temel hak ve özgürlükler vesaire vesaire…

Geçmişten bugüne tüm dikta rejimler, devletler ve oluşumlar özgürlük, temel hak ve hürriyet götürme, oluşturma vaadiyle işgal etmiş, darbe yapmış, müdahalelerde bulunmuştur. Geçmişte “medeniyet götürüyoruz” bile deme cüretini gösteriyorlardı… Özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kavramların bir bütün olarak kullanıldığı kelime ”medeniyet” kelimesidir. Sorduklarında, Avrupalılar Afrika’ya medeniyet götürmek adına gitmiştir. Amaçları ve yaptıkları zulümler ortada. 17 Aralık sonrası cemaatin yolsuzluk, demokrasi, insan hakları gibi söylemleri, Avrupalıların Afrika’yı işgal etme söylemlerinden farksızdır. Üstün halk, üstün cemiyet, üstün devlet olduklarına inananlar, diğerlerini meziyetsiz, medeni olmayan bir halde gördüklerinden, SÖMÜRGE ve DİKTA rejimlerini hayata geçirmek için kulağa hoş gelen’ ’İnsan hakları, demokrasi, hak ve eşitlik’’ gibi kelimelerin arkasına sığınmaktadırlar.

17 aralık sonrası bu söylemleri sıkça kullanan cemaatin asıl niyetinin ne olduğunu, halk görmüş olacak ki, 30 Mart’ta, medeniyetiniz sizin olsun cevabı vermiştir!

Gelin hep beraber, cemaatin bize medeniyet getirme adına ülkedeki tüm güçleri nasıl kontrol altına almak istediğine hep beraber bakalım.

17 Aralık darbe girişimi sonrasında ayyuka çıktı ki, cemaat, ülkedeki tüm egemen güçleri bünyesinde toplayarak, tek egemen güç olmak istemiştir. 1970 yıllardan bu yana emniyet, silahlı kuvvetler ve yargı teşkilatlarına adım adım sızan, hücresel olarak yerleşen cemaat, geride rakip olarak medya ve yasama yürütme organını(TBMM) görüyordu. Yasama ve yürütme organını ele geçirmek için, son kale olarak medyaya hâkim olmalı, medya yöneticilerini ağına düşürerek siyasi hayata yön verecek, teşbihte hata olmazsa altın vuruşu yapacak konuma gelmek istedi. Daha önceki yazılarımızı takip edenlerin hatırlayacağı üzere, cemaatin bir takım medyatik projelerle algı çalışmaları yaptığından bahsetmiştik. Newyorkta Beş Minare, Deli Dumrul, Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam gibi projeler bunlara bir kaç örnekti.

17 Aralık, yasama ve yürütme organlarını, yani siyasi iktidarı ele geçirme projesiydi. Bu projenin yarım kalmaması için medya, sermaye, yargı ve emniyet güçlerine sahip olunması gerekiyordu. Ergenekon davalarıyla bu işe dur diyebilecek, ayak bağı olabilecek ordu ve silahlı kuvvetler devre dışı kalmıştı. Geriye sadece medya gücüne sahip olup, kararlı adımlarla yasama ve yürütme organını ele geçirmek kalıyordu.

Şimdi medyayı ve medya patronlarını yıldırarak, medyanın egemen gücü olmak isteyen cemaatin yaptığı derin operasyonların bir kaçını paylaşalım…

"1"

Türkiye’nin en büyük yapımcılarından biri olan TİMS Prodüksiyon’un sahibi Timur Savcı, televizyon sektöründen çekildiğini söylemiş. ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Çalıkuşu’ gibi yapımların sahibi olan Timur Savcı bu kararını geçtiğimiz hafta çalışanlarına bir toplantı ile açıklamış. Tabii bu olay gündeme bomba gibi düştü. Senelik 50 milyon liralık ciro yapan bir yapım firmasının sahibi olan Savcı’ya bu kararı aldıran sebep merak ediliyor… Kimileri Meryem Uzerli gibi ‘tükenmişlik sendromuna yakalanmış’ dedi. Kimileri ise

‘böyle yolunda giden bir işi bırakması için insanın deli olması gerekir’ dedi. Bildiğiniz gibi ‘Muhteşem Yüzyıl’, bu yaz final yapacak. Diğer yapımı olan ‘Çalıkuşu’ da aynı şekilde Haziran’da final yapacak. Seneye çekilmesi planlanan ‘Kösem Sultan’ı yapmama kararı almış. Yeni sezonda bazı projeler yapacağı Star ve Kanal D yönetimleri ile konuşup sektörden çekildiğini söylemiş.

İşte Timur Savcı hakkında ki dedikodular:

1) Televizyondan kazandığı parayla Avusturya, İsviçre ve Güney Fransa’da gizli yatırımlar yapmış. Bu ülkelerde üç tane otel açan Savcı, otellerinin başında durmak istiyormuş. Bu yüzden de bütün yapımlarını bitirip Güney Fransa’ya yerleşme kararı almış.

2) Türkiye’de bunaldığı için Avrupa’ya yerleşmek istiyormuş.

3) Bu iddia ise gündemi sarsacak cinsten. Çünkü Timur Savcı’nın maliye ile başı dertteymiş. 2010 – 2011′de 52 milyon, 2011-2012′de 42 milyon, 2012-2013′te 41.5 milyon lira ciro yapan Savcı’nın şimdiye kadar yaptığı bütün işler, maliye tarafından denetim altına alınmış. Bu nedenle Timur Bey, bir süre sektörden çekilmiş

"2"

Şimdi biraz geçmişe gidelim, 13 Eylül 2013, Yer Yamanlar Koleji, beyaz gömlekli olan kişi Timur Savcı, en önde mavi kravatlı olan kişi ise Samanyolu Grup Başkanı Hidayet Karaca.

Hidayet Karaca Kimdir?

Samanyolu Yayın Grubu genel müdürü ve Samanyolu Haber TV‘de program sunucusu.18 Ağustus 1963 yılında Çankırı‘da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul‘da tamamladı. 1983 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlik Fakültesi Makine bölümünü kazandı ve aynı Üniversitede master programını bitirdi. Celal Bayar Üniversitesi‘nde Doktorasını tamamladı. İzmir‘de Zaman Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi olarak çalıştı. Ege Bölgesi Temsilciliğinden sonra, iki yıl aynı gazetenin Ankara Temsilciliğini yaptı. Şu an uluslararası yayın yapan (STV) Samanyolu Televizyonu‘nun 1999‘dan beri genel koordinatörü olarak görevine devam etmektedir. Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi, Televizyon Yayıncıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyesi olup, evli ve iki çocuk babasıdır.

Bu bilgilere zihnimizde yer vererek devam edelim…

 

Hidayet Karaca halen TİAK Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş. (Samanyolu TV) temsilcisi.

Üstteki resimde görüldüğü üzere Muhteşem Yüzyıl yapımcısı Timur Savcının cemaatin Yamanlar kolejini ziyareti ve bu yakınlaşma isteği için çeşitli fikirler üretilebilir.

Timur Savcı’yı cemaate yakınlaştıran sebebe bir bakalım…

Muhteşem Yüzyılın yapımcısı Timur Savcı’yı cemaat medyası ve cemaat grupları ile yakınlaştıran süreci görmek için biraz daha geçmişe gidelim…

Daha önceki yazılarımızda cemaatin TRT başta olmak üzere, sinema, film-dizi ve yapımcılarla, onları kullanarak gerçekleştirdikleri algı çalışmalarına değinmiştik. Kaçıranlar için kısaca tekrar etmek gerekirse, Newyorkta Beş Minare, Bir Zamanlar Osmanlı, Deli Dumrul gibi projelerin, cemaatin medya dünyasında egemen güç olmak adına, kendi kişisel algı çalışmalarını halkın algısına yerleştirmek adına yapıldığını, desteklendiğini paylaşmıştık.

ŞUNU ÜSTÜNE BASARAK BELİRTMEK İSTERİZ Kİ, HİÇ BİR SUÇUN CEZASIZ KALMASI TARAFTARI DEĞİLİZ. AMA BİRİLERİ BİRİLERİNİN SUÇLARINI, EKSİKLERİNİ BULUP KENDİ İNANÇLARI, MENFAATLERİ DOĞRULTUSUNDA KULLANIYORSA, BU DA EN AŞAĞILIK BİR ŞANTAJ TÜRÜDÜR, SUÇA ORTAK OLMAKTIR !

ŞİKE OPERSAYONU, FUTBOLU ELE GEÇİRMEK İÇİN YAPILDI, REYTİNG OPERASYONU, MEDYAYI VE MEDYA YAPIMCILARINI ELE GEÇİRMEK İÇİN YAPILDI !

iŞTE 2011-12-15 REYTİNG OPERASYONU !

Organize şube ekipleri, reyting ölçüm şirketleri ile çok izlendiği ileri sürülen bazı dizilerin yapım firmalarına operasyon düzenledi. İstanbul’da 2 yapımcı, deneklere para ve hediye yollayarak reyting ölçümlerini manipüle edip haksız kazanç elde ettikleri iddiasıyla gözaltına alındı. Ankara’da da 4 kişi gözaltında.

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ekipleri, özel televizyon kanallarında izlenme rekorları kırdığı ileri sürülen dizilerin yapım firmaları ve reyting ölçüm şirketi AGB’ye baskın düzenledi. Şaibe yoluyla dizilerin izlenme oranlarının yükseltildiği ihbarı üzerine harekete geçen polis, Fatmagül’ün Suçu Ne, Muhteşem Yüzyıl, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Adını Feriha Koydum, Ezel, Kavak Yelleri, Kuzey Güney, Bir İstanbul Masalı, Doktorlar, Karadağlar, Arka Sokaklar ve Binbirgece’nin yapım firmalarında arama yaptı. Eski AGB çalışanı olan TNS’nin finans sorumlusu Celal Orçun Köktuna ve yapımcı Selçuk Çobanoğlu gözaltına alındı. Ankara’da da 4 kişi gözaltında. Aralarında AGB’nin üretim müdürü Hilmi Berköz’ün de bulunduğu 6 kişi de şüpheli sıfatıyla savcılığa çağrıldı. İddiaya göre, 2 bin 500 reyting ölçüm deneği film yapımcılarının eline geçti. Yapımcılar, bu evlere her ay 200 lira yolladı, pahalı hediyelerle reytingleri manipüle etti. AGB’nin üretim müdürü Hilmi Berköz’ün, evlerine cihaz yerleştirilecek denek listesini belirleyen ve tarafsız olması gereken OTS firmasının ortağı olduğu ileri sürülüyor.

Reyting ölçüm şirketi AGB’nin de iddiaların araştırılması için suç duyurusunda bulunduğu Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı operasyon talimatını verdi. Talimat kapsamında polis AGB, Can Tanrıyar’ın sahibi olduğu www.ucankus.com, Kerem Çatay’a ait Ay Yapım, Fatih Aksoy’a ait Med Yapım, Timur Savcı’nın sahibi olduğu Tims Yapım, Türker İnanoğlu’nun sahibi olduğu Erler Film ve Erol Avcı’ya ait TMC Yapım’da arama yaptı. Reyting denek listelerinin sızdırıldığı iddiası üzerine başlatılan 6 aylık çalışmanın sonucunda yapılan baskında yapımcı Selçuk Çobanoğlu ve eski AGB çalışanı şimdiki TNS’nin (AGB’nin ölçüm işini devrettiği şirket) Finansal İşler Sorumlusu Celal Orçun Köktuna gözaltına alındı. AGB’nin Üretim Müdürü Hilmi Berköz, Mehmet Teoman Gürmen, Selami Karanfil, Mümtaz İl, Hüseyin Şahin ve Craig Jhonson da şüpheli olarak ifade verdi.

Operasyon kapsamında Başak Yapım ile Çağla Yapım’ın sahibi Selçuk Çobanoğlu, ‘ticari sırrın ifşası’, ‘kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme’, ‘haksız rekabet ve dolandırıcılıktan gözaltına alındı. Çobanoğlu’nun üstlendiği programların reyting oranlarını yükseltebilmek için denek hanelere illegal yollardan ulaşarak menfaat teklif ettiği tespit edildi. TİAK denetçileri tarafından 2003 ve 2005′te yazılan raporları inceleyen savcılık, Çobanoğlu ile yakın ilişkisi olan Esra Ö.’nün denek evlere hediyeler yolladığını ve Çobanoğlu’nun 2009′a kadar ortağı olduğu Çağla Tekstil aracılığı ile deneklere her ay 200 lira gönderdiğini belirledi.

TİAK Yönetim Kurulu Başkanı Hidayet Karaca (şu an Samanyolu Gurup Başkanı), operasyonla ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bilgi verdi. Çıkışta gelişmelere ilişkin açıklama yapan Karaca, “Daha önce 800 denekle ilgili bilgilerin sızdığını kamuoyu ile paylaşmıştık. Bunların devre dışı bırakılmasını istemiştik. Kimler sızdırmışsa, kimler bunu kullanmışsa mutlaka ortaya çıkarılmalı.” diye konuştu

 

Yukarıda yazıda da belirtildiği üzere Samanyolu Grup başkanı Hidayet Karaca bilfiil reyting operasyonlarının karar verici ekibindendir. Operasyon sonucunda alakasız kişi yargılanmış, asıl operasyona uğrayan kişiler nedendir bilinmez ak kaşık çıkmışlardır, ya da aklanmak için biat etmişlerdir.

 

 

Reyting operasyonuna dair birçok şey söylendi. Ancak atlanan, çok önemli bir nokta var: TİAK’ın başına, Samanyolu’ndan Hidayet Karaca’nın getiriliş süreci. Operasyon sonrası olacaklar, TİAK ve RTÜK’te yapılan değişikliklerle netleşiyor.

Hepsinden önemlisi, neden hepsi “halkın kazıklandığı”nı söyleyip de, meseleyi, birkaç dizinin arasındaki rekabetin adaletli koşullarda gerçekleşmesi gerektiğine indirgemekten başka bir şey yapmıyor ve yeni bir şey söylemiyor? Medya neden ağız birliği ediyor?

Ve en önemlisi, bu operasyonun halkın yararına olduğu nereden çıkıyor?

TRT’nin açtığı dava nedeniyle değilse, operasyonların sebebi ne?

Paralellerin adamı olduğu iddia edilen TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TV8′de telefon görüşmesiyle katıldığı Haber Aktif programında, “operasyonla hiçbir ilgilerinin ve bilgilerinin olmadığını, TRT’nin daha önce yaptığı hukuki başvuruların bir sonucu olmadığı”nı söyledi.

 

Televizyon İzleme ve Araştırmaları Komitesi’ne yakından bakarsak gördüklerimiz…

Televizyon İzleme ve Araştırmaları Komitesi olarak bilinen TİAK’a biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

TİAK, uzun süredir Doğan Grubu’nun hakimiyetinde olmakla eleştirildi. TRT, TİAK’ın tüzel bir kişilik olmadığı için ihale açamayacağı konusunu Rekabet Kurulu’na taşıdı. Bu hamlelerle şirketleşme yoluna sokulan TİAK, bu yılın Ocak ayında TİAK A.Ş. olarak tüzel kişilk kazandı ve Mayıs ayında da şirket ilk başkanını seçti. O isim, Samanyolu Yayın Grubu’nun başındaki Hidayet Karaca oldu.

Mayıs ayından bu yana Fethullah Gülen’in hakimiyetinde olduğu inkar edilemeyecek TİAK, medyadaki büyük uzlaşmanın uzandığı ve suçun sadece yapım şirketlerinin, AGB’nin, televizyon kanallarının birkaç çalışanına, belki de deneklerin bir bölümüne yıkıldığı bir süreçle, reyting piyasasının yeniden düzenleneceği bir müdahalenin baş aktörü oluyor.

Nitekim TİAK, en az üç yıldır tartışılan, “bazı deneklerin satın alındıkları” yönündeki şaibeyi, yaklaşık iki buçuk ay önce 3 Ekim günü, “deşifre olan deneklerin değiştirildiği” açıklamasını yaparak temizledi.

İstanbul merkezli yürütülen reyting operasyonu konusunda ise konunun taraflarından biri olan Televizyon İzleme ve Araştırmaları Komitesi (TİAK) Başkanı Hidayet Karaca’dan operasyonlara destek geldi.

 

Operasyona adım adım nasıl gidildi?

 

Bugünkü reyting operasyonu, medyadaki uzlaşmanın sadece küçük bir sonucu. Çünkü medyadaki uzlaşmanın ilk izleri, 29 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Televizyon Yayıncıları Derneği Genel Kurulu’na dek sürülebiliyor. Başkanlık, Doğan Grubu’nun yıllanmış çalışanı Nuri Çolakoğlu’ndan Samanyolu Yayın Grubu’nun başkanı Hidayet Karaca’ya geçiyor. Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’ya ne mi oluyor? Terfi ederek, TİAK Başkanı… Hatta iki görevi yaklaşık 4 ay boyunca bir arada yürütüyor.

Çünkü TİAK, TİAK Televizyon İzleme Araştırmaları A.Ş. adıyla, Reklam Verenler Derneği, Reklamcılar Derneği ve ölçülen yayıncı kuruluşların hissedarlığı ile 28 Aralık 2010 tarihi itibariyle kurulmuş, Hidayet Karaca’nın Yönetim Kurulu Başkanı seçildiği ilk toplantı 25 Ocak 2011 tarihinde gerçekleştirilmişti.

Fakat Hidayet Karaca’nın Samanyolu Yayın Grubu Başkanı olarak faaliyeti de devam etti. En son, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında 20 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen, medya patronları ve yöneticileriyle toplantının ikincisi, 21 Kasım 2011 tarihinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın başkanlığında ve Aydın Doğan’ın ev sahipliğinde Hilton Oteli’nde yapıldı. Samanyolu Yayın Grubu’nu “Genel Müdür” sıfatıyla Hidayet Karaca temsil etti.

 

Peki, halka ne oluyor? Reyting konusu Türkiye’de fazla mı büyütülüyor?

Bu ölçümler öncelikle “reklam veren” denen sermaye gruplarının ürün ve hizmetlerinin geniş kitlelere satılması için yapılıyor. Ama bu ölçümlerin televizyon izleyenlerle bir ilgisi olmadığı elbette söylenemiyor. İzlenme oranları, sektörün iç işleyişinde kullanılmak üzere elde edilen veriler olmakla birlikte, bunun tamamen reklam verenler ile reklam yayıncıları arasında bir konu olmadığı biliniyor.

İlk elde söylenmesi gereken, bütün bu reyting tozu dumanının izleyici hakları ile uzaktan yakından ilişkisi olmamakla birlikte, reklam verenlerin ve televizyon kanallarının çıkarları, yıllık 3 milyar dolara ulaşmış reklam piyasasının nasıl paylaştırılacağının kavgası olduğu…

Fakat konu televizyon yayıncılığı olunca devreye “kamu yararı” da giriyor. Çünkü reyting ölçümleri, medya kuruluşlarının yayınlarının içeriğinin belirlenmesinden çok toplum üzerinde bir etkiye sahip oluyor. Ölçümlerin manipüle edilmesi yoluyla şiddet ve cinsellik içeren yayınların yaygınlaşacağı görüşü, bu sorunların sadece reyting oyunlarıyla değil sistemin bütünüyle ilgili olması nedeniyle, olguları açıklamak için yetersiz kalıyor.

3 Mart 2011′de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6112 sayılı yeni RTÜK Kanunu ile, “reyting ölçüm sistemi ile ilgili usul ve esasları belirleme” yetkisi RTÜK’e verildi.

Dün basında, RTÜK’ün kanundaki bu görev ve yetkisini düzenleyen yönetmelik çalışmasını reyting operasyonu ile birlikte hızlandırdığı yönünde haberler yer aldı. Reyting operasyonu, “reklam veren” sermaye gruplarının daha önce karşı çıktığı konuda, itirazı olanları “ikna etmenin” ötesinde toplumu da ikna etmeye yöneliyor. (Bir Kısmı Oda Tv den alıntılanmıştır)

 Muhteşem Yüzyıl yapımcısı Timur Savcı, diğer yapımcılar gibi reyting operasyonu sonrası cemaate biat etti. Samanyolu Grup Başkanı Hidayet Karaca ile YAMANLAR koleji ziyareti bu şekilde yorumlanabilir. Peki ne oldu da Timur Savcı ve cemaat arasına kara kedi girdi? 17 Aralık sonrası Muhteşem Yüzyılda bir çok replikte 17 Aralık darbesine gönderme vardı. İşte örnek: 

Muhteşem Yüzyıl dizisinin ekrana gelen 122. bölümündeki diyaloglar sosyal medyaya damgasını vurdu.
Dizinin 122. bölümünde Osmanlı’nın Kanuni Sultan Süleyman ve oğlu Şehzade Mustafa olarak ikiye ayrılması sosyal medyada Ak Parti ile cemaat arasındaki kavgaya benzetildi. Ahmet Paşa’nın (Yetkin Dikinciler) Piri Reis, Rumeli Kazaskeri ve Yeniçerilerin kendilerine ‘Şehzade Mustafa’nın dostları’ adını verdiğini söylemesi üzerine sinirlenen Sultan Süleyman, “Şehzademin bunlardan haberi var mı? Devlet içinde devlet olmaya… Benim iktidarımı gölgelemeye cüret eden gafillere o mu talimat veriyor?” diyerek çıkışması Başbakan Erdoğan’ın 17 Aralık operasyonu için cemaate, “Paralel devlet kurmaya çalışıyorlar” sözlerine benzetildi. Sultan Süleyman, daha sonra ‘Şehzade Mustafa’nın dostları’nı sürgüne göndermesi 17 Aralık operasyonundan sonra hükümetin birçok emniyet müdürünün yerini değiştirmesi olarak yorumlandı.

Yine dizide çapulcu ve dik durmak söylemleri de kullanıldı. Bu yapılanlardan sonra mali ekiplerin Timur Savcının peşine düşmesi çoook manidar. Timur Savcı başına gelebilecekleri düşünerek, milyonlarca liralık yapımları bırakarak yurt dışına gitme derdinde, ortalık durulana kadar da geleceği zannedilmemekte.

Şimdi yukarıda paylaştığımız bilgileri harmanlayarak, kısa bir özet çalışması yapmak istersek, cemaat hükümeti de kendi çıkarlarına kullanarak, şu an halkı televizyonlara kilitleyen dizilerin programların yapımcılarına, belki açıklarını da bularak operasyon yapıyor. Operasyona sebep olan suçlar işlenmiş olabilir, ama tıpkı ŞİKE OPERSAYONLARI ve ÜNLÜLERE UYUŞTURUCU operasyonları gibi, amaçları, suçu engellemek, ya da suçluları cezalandırma değil, bilakis, bu suçları işleyenleri, yargı, emniyet, maliye gibi bürokratik güçlerini topladıkları KUCAKLARA atmak. Eğer suçluları cezalandırmak maksatları olsaydı, bir kaç kişi hariç ismi geçenlerin hepsi ceza alır, tutuklanır ve süreç adli olarak işlerdi, ama maksatları egemen olmak istedikleri yerlerdeki güçleri yıldırarak korkutarak kendi taraflarına çekmek, kendi fikir algı çalışmalarını yaptırmak.

Biz suç yoktur, ya da suçlar cezasız kalsın söyleminde değiliz. Ama birileri birilerinin hatalarını, suçlarını menfaatleri yönünde ‘’şantaj ‘’ öğesi olarak kullanıyorsa bu hukuka sığmaz !

Şimdi 12 Eylül öncesini hatırlayalım. Cuntacılar devletin egemen gücüne vatandaşları düşman etmek adına aynı silahla iki ayrı tarafta cinayetler işlemiş, halkta hükümete karşı bıkkınlık, yılgınlık, güvensizlik oluşturmak adına, sol, sağ, alevi Sünni, gibi etnik, siyasi çatışmalara müsait olayların çıkması adına fitiller ateşlemişti. Darbe öncesi öyle bir noktaya gelinmişti ki, halk bu kötü gidişattan 12 eylül öncesi hükümeti suçlu görmüş, askeri darbeyi, ölümlere, sokak olaylarına, çatışmalara, yolsuzluk söylentilerine dur diyen bir güç olarak algılamıştır. Darbe sonrası, OH BE diyen kesim oldukça fazladır. Bu kesim bilmiyordu ki bu çatışmaları, güvensizlik ortamını bizzat darbeyi yapanlar gerçekleştirmiştir. Cemaat te darbeyi yapmayı gözüne kestirmiş, halkta infial oluşturacak, reyting operasyonu, gezi olayları, ünlülere uyuşturucu operasyonlarıyla hem tüm egemen güçleri kendine biat ettirmek istemiş, hem de toplumda huzursuzluk, güvensizlik çıkararak 17 Aralık darbesine zemin hazırlamıştır.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık