Büyük Oyun - 2

MALİK EJDER/ÖZEL HABER Musa Anter ile söyleşi yapan bir dergi muhabiri “Siz medrese mezunusunuz ve dindar Kürtlerin davasını solcu-sosyalist bir ideolojiyle güdüyorsunuz, bu sizi halktan kopartıp marjinalleştiriyor, Kemalizm’e yaklaştırıyor, neden böyle yapıyorsunuz?” diye soruyor. İşte Musa Anter’in cevabı: “Haklısın, cevabı zor bir soru. Aslında en azından ben bunun farkındayım, ama solculuk yapmasak Batı, özellikle Avrupa ülkeleri bize destek vermez ki”

Büyük Oyun - 2

Sol düşünceye mensup kişiler ülkemizde çeşitli sıkıntılar görmüşlerdir elbet, ama her zaman çeşitli uluslararası güçler arkalarında olmuştur. Avrupa için asıl tehdit her zaman İslami, milliyetçi, muhafazakâr camialar olmuştur. İslami-muhafazakar camia mütefekkirleri her zaman hedefte olmuştur.

 

Bunun en büyük örneğini gezi parkı eylemlerinde gördük, eylemi yapanlar slogan atanlar hatta ortalığı yakıp yıkanlar ‘’solcu’’ olunca ,‘’Özgürlükçü-Devrimci’’ , Mısırda Tahrir meydanında, meydana inip özgürlük isteyenler, ‘’İslamcı’’ olunca İSYANCI ! oldu. Avrupai medya gösterimiyle.

 

İslami camiaya bağlı mütefekkirler, her zaman ‘’öteki’’ olarak görülmüştür, medeni! Avrupa’da. Bu yüzden her zaman solcu ‘’medeni’’ yazar, düşünür ve fikir adamlarına ölesiye sahip çıkmışlardır.

Orhan Pamuk’a, “Türklüğü alenen aşağılamak” suçlamasıyla açılan davaya, dünya medyasının önde gelen gazete, radyo ve televizyonları da geniş yer verdi.

İngiltere’den Guardian, BBC, Independent, ABD’den Los Angeles Times, New York Times, Fransa’dan Le Figaro, Liberation ve Avrupa’dan Radio Free Europe gibi gazete ve radyolar Orhan Pamuk davası çerçevesinde Türkiye’deki ifade özgürlüğünü değerlendiriyor. 16 Aralık 2005

Guardian: “Türkiye şimdiden darbe aldı”

Independent: “Pamuk ceza beklemiyor”

BBC: “AB yetkilileri davayı yakından takip ediyor”

Los Angeles Times: Pamuk olayı sayesinde buz kırıldı

New York Times: “Laik demokrasi yargıya gidiyor”

Le Figaro: Türk tarihinin “kara sayfaları”nı dile getirdi

Liberation: AKP’liler TCK’nın bazı maddelerini ağırlaştırdı

Radio Free Europe: “AB için değiştirilen TCK davaya neden oldu”

Liste o kadar uzun ki, ifade özgürlüğü martavalını kullanan İngiliz, Amerikan, Fransız medyası, hiçbir silahsız eyleme katılmamış, hiçbir eylemin emrini vermemiş, sadece mütefekkir olan özgürce fikirlerini söyleyen Salih Mirzabeyoğlu’nu yok saymıştır. Dünya basınından elbette ilgi alaka görmemiş, İslam aleminden de destek göremeyince esarete mahkum olmuştur. Çakallar yavrularına sahip çıkarken, aslanların yavruları sırtlanlar tarafından parçalanılmakta ve aslanlar bu duruma sessiz kalmakta!

Salih Mirzabeyoğlu’nun hayatı, inanışı, yani DAVASI ile ilgili paylaşımlarımızı bu yazının içinde hapsolmaması adına geniş bir biçimde diğer yazımızda sunmaya çalışacağız.

 

Fethullah Gülen, İBDA/C örgütü tarafından tehdit edildiği ve öldürüleceği şikâyeti ile İstanbul İl Koruma Komisyonuna kendisine yakın koruma verilmesi konusunda talepte bulunmuş ve bu talebi dönemin İçişleri Bakanı tarafından 30.07.1996 tarihindeki olur ile kabul edilmiş ve bu tarihten itibaren kendisine yakın koruma polisleri tahsis edilmiştir.

 

1999 yılındaki değerlendirmesinde aynı tehdidin devam ettiği gerekçesi ile korumanın devam etmesi talebi tekrar değerlendirilmiş ve İstanbul Merkez Koruma Komisyonu tarafından uygun görülerek 2 yakın koruma ile devam etmesi kararı alınmıştır.

Bu durum Fethullah Gülen’in rahatsızlığı dolayısı ile ABD’ye gitmesine kadar, hatta ABD’de bulunduğu 1. ayda ABD’de korunmasına kadar devam etmiştir.

Ahmet Şık: Fethullah Gülene “Dokunan yanar’’

Nurettin verenin sözlerine kulak verelim:

“Hep öyle bir panik hali var. Kurşun geçirmez opel araba alındı, büyük zırhlı 3 tonluk bir araba. Fethullah Gülen’in en büyük korkularından birisi bomba ile suikasta uğramak, Bozyaka’da Yamanlar’da kaldığı yerleri hep tel örgülerle çevirdi. Niye bu denildiği zaman cevabı şöyleydi: “Bomba atılırsa camdan kırılır içeri girer ama tel örgüden girmez.”

Yazılanlardan da anlaşılacağı üzere Fethullah Gülen, evhamlı, şüpheci, korkuları olan bir insandır. Kendisine tehdit olarak gördüğü kişileri susturmak onun için önemelidir. Bakınız Fethullah Gülen Sonsuz Nur kitabında bu özelliğini nasıl bidiriyor: Dosta itminan, mütehayyire ikna, düşman ve müfterilere ilzam (susturma) ve iskât (yok etme) ” (Sonsuz Nur-1, İnsanlığın İftihar Tablosu sf. 1) Fethullah Gülen’e dost iseniz, hayat size güzel, ama oldu ya onu kızdırdınız, ya da onun düşmanlığını kazandınız ve sizi tehdit olarak görüyor, dünyayı size çile haneye çevirmek için her şeyi yapar.

Şimdi araya tırnak açarak, 17 Aralık operasyonun gayelerine bakalım. Atılan iddialardan bir tanesi, Fethullah Gülen’in 17 Aralık sonrası Humeyni gibi Türkiye’ye dönüp, Ankara’daki beyaz köşküne oturmasıydı. Peki bu kadar korku paranoyaları yaşayan insan 17 Aralık sonrası amacına ulaşsaydı, en büyük tehdit olarak kimi görüyordu?

Şöyle 28 Şubat öncesi sürece hep beraber bir göz atalım. 28 Şubat’ta hükümette olan Rahmetli Erbakan’ın o hükümeti nasıl kurduğunu hatırlayalım…

1996 yılında Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi’nin oluşturduğu 53. hükümet 6 Mart 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in onaylamasıyla kuruldu. DSP’nin de desteğini alan yeni hükümet 12 Mart 1996 tarihinde TBMM’deki güven oylamasında, 257 kabul, 207 ret, 80 çekimser oyla güvenoyu aldı.

Güven oylaması üzerine Refah Partisi adına Genel Başkan Necmettin Erbakan, alınan güvenoyunun Anayasa’nın öngördüğü çoğunluğun altında kaldığını ileri sürerek, oylamanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu’nun güvenoyu almış sayılabilmesi için toplantıya katılan 544 üyenin yarısının bir fazlası olan 273 kabul oyu gerektiğini belirterek, söz konusu olan oylamanın 14 Mayıs 1996 tarihinde iptaline karar verdi. Bu sonuç üzerine Refah Partisi 27 Mayıs 1996 tarihinde Mesut Yılmaz hakkında gensoru önergesi verdi ve önergenin görüşülmesi 3 Haziran 1996 günü TBMM’de kabul edildi. Başbakan Yılmaz ise gensoru oylaması yapılmadan 6 Haziran 1996′da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e istifasını sundu.

Yani o günlerde Türkiye bir dönemeçten geçiyordu. Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller DSP destekli azınlık hükümeti kurduğu dönemde, Erbakan hoca hükümetin dışında kalmış, derin kulisler yapılıyordu. Herkesçe anlaşılacağı üzere Müslümanlar Erbakan hocanın hükümette yer almasını istiyordu ve bu günlerde Fethullah Gülen’in daha sonraları ”şefaat” vadettiği DSP Başkanı Ecevit destekli bir hükümet için kuruluş çalışmaları vardı.

İBDA bu duruma taraftı! Mirzabeyoğlu’yla Erbakan’ın geçmişte yakınlıkları vardı. Mirzabeyoğlu’nun rahmetli babası, rahmetli Necmettin Erbakan’ın yakın arkadaşı. Bir miting olduğu zaman direkt olarak babasını arar ve “Sizin çocukları falanca yere gönder…” der. Mirzabeyoğlu’nun Eskişehir’de kurduğu bir ekip vardır. 13 kişilik bir ekip. Akıncılar derneği ile nam salmıştır. Erbakan gittiği her yerde onları, 13 delikanlıyı yanında görmek ister. Konya’da bir miting sonrası çıkan olaylarda bu 13 kişinin yolları Erbakan ile ayrılır. Erbakan kavga gürültü istemez ancak bu 13 delikanlı yeri geldiği zaman yumruğun masaya vurulmasını ister. Kanları kaynıyor tabi.

Mirzabeyoğlu Rahmetli Erbakan’ın uzlaşmacı kişiliği dolayısıyla ona zarar gelmemesi adına yakınında bulunmadı, ama baba emaneti olarak gördüğü rahmetli Erbakan’ı her zaman gönülden destekledi. Gülen’in basında Erbakan’ın dahil olmağı hükümetleri destekleyen demeçler vermesi üzerine İBDA bu duruma tepki gösterdi.

Nitekim daha sonrasında birçok kesimi mutsuz etse de Erbakan Başbakan oldu, Çiller yardımcısı. İBDA’nın dileği kabul olmuştu ama Fethullah Gülen ölüm korkusundan daha önce belgesini yayımladığımız Ecevit’e sığınmıştı, koruma talebi için. 1996 yılından Amerika’ya gittiği ilk aya kadar hep ibda korkusuyla yaşadı.

Komutan Kainat İmamını tehdit etmişti. (KAPO: Yahudilere ihanet edip Nazilerle işbirliği yapan Yahudiler) Fethullah Gülen yahudi KAPO’ların kendi ırklarına, Yahudilere ihanet edip Nazilerle antlaşması gibi Müslüman kapo olarak 28 Şubat’ta devlet içindeki tüm asker bürokrat , polis Müslüman Kapoları-şakirtleriyle aktif yer almış, 28 Şubat’ın sonucunda artık fazlalık-tehdit görüldüğü için tasfiye edilmişti. Yine Ecevit’e, Sadettin Tantan’a sığındı ve Amerika pasaportunu komiser korumayla almış oldu.

İBDA ve askerden gördüğü tepki nedeniyle Amerika’ya korku ile gitmiş uzun süre bu korkuyu atamamıştır. Askeri vesayeti Ak Parti desteğiyle bertaraf etmiş, geriye korku duyacağı tek kişi “Salih Mirzabeyoğlu‘’ kalmıştı. Halen de halet-i ruhiyatından anlaşılacağı üzere korkmaktadır. Salih Mirzabeyoğlu hapiste bulunduğu çeşitli zamanlarda ‘’kendisine reva görülenlere, buna destek verenlere ve sessiz kalanlara hesap soracağını söylemiştir.

Komutan hapiste olduğu sürece Fethullah Gülen kendini güvende hissetmektedir. 17 Aralık sonrası Humeyni olarak yurda döndüğünde en büyük korkusu olan Salih Mirzabeyoğlu hapiste, acılar içinde müebbet olacağından, güven içinde Ankara’daki beyaz köşkünde oturabilirdi. Nasıl olsa ona tehdit ya da rakip olabilecek tüm siyasi argümanları devre dışı bırakmış olacaktı. Allah bizi korudu; ne diyelim… Ama haksız yere çile çeken komutana özgürlük söyleminden vazgeçmeyelim…

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık