Büyük Oyun - 1

28 Şubat ve hizmet hareketi!

Büyük Oyun - 1

Erkek aslanlar, diğer yavru ve büyük erkek aslanları istemezler. Yaşam alanlarında, mıntıkalarında çeşitli kokular(idrar) bırakarak diğer aslanlara mesaj verirler: “Burası benim bölgem, toz ol!” Eğer olur da bölgelerinde gezinen başka bir erkek aslan ile karşılaşırlarsa, onu en şiddetli şekilde cezalandırır, boğar, öldürür, yaralar, bölgesinden uzaklaştırırlar!

MALİK EJDER ÖZEL HABER/Erkek aslanların fıtratlarına sahip bazı gruplar, fikir sahipleri, topluluklar, cemaatler de vardır ne yazık! Savaşlarda, etnik mücadelelerde ve birçok durumda ”istenmeyen” kişiler vardır. 28 Şubat sürecine kadar inançlı siyasiler, tarikat mensupları, farklı fikir ve görüştekiler iktidarın boyunduruğu altında, ”yabancı erkek aslan” olarak görüldüklerinden dışlanmışlar, şiddet görmüşler, bir kısmı da gönülsüz olarak göç etmek zorunda kalmışlardır. Aslanlar miskin hayvanlardır aslında. 20 saat uyur, dişilerin avlarıyla beslenir, arada bir de kükrerler ”buraların sahibi benim” demek adına. Darbeci zihniyetler de uzun süre miskin, sükût içinde dururken, 10-15 yılda bir ”kükremek” ihtiyacı hissederler. Bu kükreyişle beraber vay diğer erkek aslanların haline! Erkek aslanlar her zaman tek erkek olarak yaşamazlar, bazen ”kardeş” gördükleri diğer erkek aslanlarla beraber bölgelerine sahip çıkarlar. Anlaşabildikleriyle beraber yaşamalarında mahsur yoktur.

Gelin hep beraber 28 Şubat 1998 öncesine ve sonrasına bakalım.

Latif Erdoğan’ın Fethullah Gülen hakkında hatıralarına bakalım:

”Fethullah Gülen hocaefendinin huzuruna çıktım, aniden bu adam beni öldürecek, suikast için geldi diyerek ”kükremesiyle” benim üstüme çullandılar. Eşyalarımı bile alamadan apar topar uzaklaştırıldım o mekândan. Fethullah Gülen’in kendisine rakip olabilecek diğer ”erkek aslanları” çevresinden uzaklaştırdığını biliyoruz.

Kapolar 2. Dünya Savaşı’nda, Yahudi ırktaşlarına, dindaşlarına ihanet eden Yahudiler…

"3"

Hitler Almanya’sında, işgal ettikleri ülkelerde, Yahudilere yaptıkları herkesin malumu. Almanların Yahudilere yaptıkları bir yana, Almanlarla işbirliği yapıp, kendi dindaşlarına, kendi milletine ihanet eden, alman işbirlikçisi Yahudi kapolar daha vahim bir durum oluşturuyor. Kapolar, kendi menfaatleri uğruna kendi dindaşı, ırkdaşı Yahudilere belki de Almanlardan daha fazla eziyet etmiştir. Almanlar da bu durumu keyifle izlemiştir.

Gelelim 28 Şubat sürecine, 28 Şubatın ”kapolarına”.

"4"

(Erbakan Hocanın Başbakanlık Konutunda vermiş olduğu İftar yemeğine katılan Tarikat ve Cemaat önderleri…)

 

Hizmet hareketi yapı itibariyle diğer dini gruplardan birçok konu da ayrışmaktadır. Diğer cemaat ve tarikatlardan birçok tepkiler almaktadır. Tam da 28 Şubat döneminde rahmetli Erbakan İslam’ı yüceltmeye başlamış, aslanlar gibi kükremektedir. Tüm cemaat ve gruplara el açmış, hatta iftar vermiştir.

HERŞEY ORMANIN KUDRETLİ VE TEK GÜÇ SAHİBİ ASLANI OLMAK İÇİN!

Bu yakınlaşma ve birleşme hareketinden memnun olmayan tek cemaat hizmet hareketidir. Tabi bu bazı aslanları da hoşnut etmemektedir. Şu an cemaate mensup birçok yazarın ‘siyasal İslam tehlikesi” repliklerini sıkça duyduğumuz için o günlere aşina olmak zor değil. 28 Şubat süreciyle, tüm cüppeli, sarıklı, sakallı, İslami grupların toplum nazarında dezenformasyona uğradığına şahit olduk. Oysa kilise papazlarının sakalları daha uzun ve yakışıksız, rahibelerin ”çarşafları ” daha siyah! Oysa 28 Şubatın birçok kaybedeni yanında kazananları da olmalı. Kazananlar kimler? Ya da kazandım zannedenler!

Kim bu yerli ”kapolar”, ”yerli işbirlikçiler”

Fethullah Gülen oldu olası istihbarata ve devletle yakın olmaya meyilli bir insandır. 28 Şubat sürecinde de, 25 yıldır kökleştirdiği bürokrat asker, polis kadrolarıyla 28 Şubatçılarla işbirliği yapmıştır. Biz bunu ”yavrusunu koruyan anne” içgüdüsü olarak algılamaya çalışıp, okullarını, dershanelerini korumak için yaptı diye mazur görmeye çalışmış, sindirmeye çalışmıştık. Bilemezdik ”Müslüman KAPO’lar ”olduklarını. Her devrim kendi evlatlarını yer sözünü haklı çıkarırcasına, cemaat 28 Şubat ”hizmetleri” neticesinde ödülünü bekledi; kadrolar, devlette rahatça çöreklenme fırsatı vb. Oysa ”Kullan At” felsefesindeki zamanın iktidarı, 28 Şubat sonrasında Fethullah Gülen’in ve hareketinin ipini çekti. Cemaat nasıl ki Ak Parti’yi iktidara taşıma iddiasıyla ödül olarak üst düzey kadrolar istedi; bunu 28 Şubat derin iktidarından da bekledi. Derin ulusalcılar bunu kabullenmedi ve Gülen hakkında davalar açıldı, gülen hareketi mensuplarını kendilerine rakip görüp kazandıkları iktidarı paylaşmak istemediler.

28 Şubatın kudretli ”aslanları” başka aslan istemiyorlardı. 28 Şubatın kudretli paşaları ve medya-sermaye ağababaları, biletini kesti Fethullah Gülen’in… Ali Kırca’nın 1999 yılında yayınladığı meşhur ”hakim kiralayacaksınız” kasedi ile gözler Fethullah Gülen’e çevrildi. Bu kasetle Fethullah Gülen gündeme bomba gibi düştü ve hakkında davalar sıra sıra açıldı. Hapis korkusu olan Gülen’e tek yol kalmıştı. Kaçmak!
Fethullah Gülen 21 Mart 1999 tarihinde sağlık sorunları nedeniyle ABD’ye gitti. Gidiş o gidiş. Fethullah Gülen hakkında irticai faaliyetleri nedeniyle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülürken, bu kişinin Amerika’ya yakın koruma olarak verilen başkomiserle birlikte gittiği anlaşılıyordu. Komiserin masrafları, önceleri devlet tarafından karşılandı, ancak yükün giderek ağırlaşması üzerine masraflar daha soma Fethullah Gülen cemaati tarafından karşılandı!

Hakkında koruma kararı bulunanlara genellikle polis memurları arasından koruma verilir. Emekli vaiz Fethullah Gülen’e başkomiser rütbesinde bir kişinin koruma olarak verilmesi dikkat çekti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından koruma altında bulundurulan ve tedavi amacıyla Amerika’ya giden Fethullah Gülen, beraberinde yakın koruma olarak başkomiser Ahmet Akgün’ü 4 Mayıs’ta Amerika’ya götürdü. Görevli olarak yurtdışına giden başkomisere bulunduğu süre içindeki harcırahı devlet tarafından ödendi. Ancak Gülen’in tedavisinin bir ayda tamamlanamaması ve tedavinin ne zaman sonuçlanacağının bilinmemesi yüzünden başkomiserin Türkiye’ye çekilmesi gündeme geldi.

Bu sırada Fethullah Gülen, korumasının Amerika’da kalması halinde tüm masraflarının kendisi tarafından karşılanacağım kabul etti. Kenan Evren’in eski koruma müdürü olan dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ersin Yılmaz tarafından bakanlık makamına sunulan yazıda şöyle deniliyordu:

“İstanbul Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli 128058 sicil sayılı başkomiser Ahmet Akgün, emekli vaiz Fethullah Gülen’e yakın koruma olarak refakat etmek üzere 4 Mayıs-4 Haziran 1999 tarihleri arasında Amerika’ya gönderilmişti. Ancak, ABD’de bulunan Fethullah Gülen’in tedavisi uzadığı bildirildiğinden adı geçen koruma görevlisi personelimizin görev süresinin, tüm masrafları korunan şahıs tarafından karşılanmak üzere 4 Haziran’dan itibaren uzatılması hususunu tensiplerinize arz ederim.”

Bu yazıyı 12 Haziran’da dönemin İçişleri Bakanlığı müsteşarı (daha sonra Ankara Valiliği’ne atandı ve yaş haddi doluncaya kadar bu görevde bulundu) Yahya Gür, uygun buldu ve imzaladı. Aynı gün İçişleri Bakanı Saadettin Tantan “olur” verdi. Daha sonra her ay başkomiserin görev süresi aynı yöntemle uzatıldı. Fethullah Gülen tarafından aylardır tüm masrafları karşılanan başkomiserin halinden son derece memnun olduğu ve kendisine son derece iyi bakıldığı, meslektaşlarıyla yaptığı sohbetlere de yansıyordu.

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “son kez” görevi uzatma yazısını imzalamıştı. O günlerde resmi koruması olan Fethullah Gülen’in bugün resmi koruması var mı bilemiyoruz. Ancak Gülen bugün de sıkı biçimde korunuyor. Ancak yöntem farklı… Hoca’nın korunması için bulunan yöntem ilginç. Bazı personel, çeşitli gerekçelerle Amerika’ya kursa gönderiliyor. Kursa gitmiş gibi gösterilen personelin bir kısmının görevi, orada eğitim almaktan çok hocanın etrafında olmak. Hocanın yanında bulunmak. Tabii bunun karşılığı da var. Bu personel sonradan önemli görevlere getiriliyor…

CHP, Emniyet içindeki bu yapılanmayla ilgili olarak TBMM’ye soruşturma önergesi verdi ama sonuç alamadı. Yurtdışına giden ve Gülen’e yakınlığıyla bilinenler bir türlü dönmüyordu. Tam yedi yıl orada kalanlar vardı. TBMM soru önergelerine konu oluyorlar ama rapor alıyorlar ve bu raporların gerçekliği yeterince araştırılmadığı için de giden bir türlü geri dönmüyordu. Bunlardan birisinin dönüşü “nihayet” sağlandığında şark görevi için Bingöl’e tayin edildi, ilk işi meslekten ayrılmak oldu!

Kaynakça- Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz- Yazar: Saygı Öztürk

Bakanlara bile yurtdışına çıkışlarında tasarruf amacıyla koruma götürmemeleri önerilirken, emekli vaiz Fethullah Gülen’in beraberinde başkomiser koruma götürmesi çok ilginçti. Bir yandan da emekli vaizin gücünü gösteriyordu.28 Şubattaki üstün başarılarından dolayı Bülent Ecevit emriyle sadettin Tantan imzalı bu belge ile Fethullah Gülen’e verilen komiser korumanın görev süresi sürekli uzatılmıştır.

"5"

Ecevit, Gülen’in 28 Şubat dönemi ve iktidara gelmesindeki katkılarından dolayı vefa göstererek, ABD’nin yıllarca kullanıp kendisine teslim ettiği Abdullah Öcalan’ın yerine kullanmak istediği Fethullah Gülen’i Amerika’ya komiser korumayla göndermişti: Bu takas iki taraf için de karlıydı. Yıllarca PKK ile ülkeyi çıkmazlara sürükleyen ABD için taze kan demekti bu durum.

Her şey neocon yapıların istediği gibi giderken, Tayyip Erdoğan sahneye çıktı. Bu dengeleri altüst etti. ABD, dini kimliği ve bürokratik gücü sebebiyle cemaat ve Ak Parti’nin kaynaşıp kendisine biat etmeyen Ergenekoncu denilen gruplara karşı mücadele etmeleri yönünde yüreklendirdi.

AKP-Cemaat işbirliğini taraflara kabul ettirdi. Erdoğan henüz yeni teslim aldığı devlette kadrolaşamamış olmanın eksikliğiyle’ ‘safmışız” söyleminin gereğini yaparak tüm kritik kadrolarda cemaat mensuplarına yer verdi. MİT hariç!

28 Şubat sürecinde darbeye türlü destek veren cemaat, bu desteğin karşılığını alamadığı için hesap sormak üzere tüm kadrolarını aktifleştirdi.
Yerleştirdiği kadrolar sayesinde intikam amacı gütmek doğrultusunda Ergenekon ve Balyoz davalarının soruşturmalarını başlattı. Bu arada Ak Parti’yi isteklerine boyun eğdirmek adına, danıştay saldırısı, rahip cinayetleri, anayasa mahkemesi kararları ile sıkıştırıp bu sorunları ben çözerim diyerek dizginleri eline aldı…

Suni gündemlerle, Ak Parti’nin kapatılması başvuruları gibi faaliyetleri kullanarak, “bana güven, biz dostuz, biz dostumuzu üzenlerin hadlerini bildiririz” diyerek, kendi ihtiyaçları olan kadroları almak adına, bir kısmı gerçekten suçlu olan ergenekon suçlularına, casusluk davaları gibi kendi menfaatleri doğrultusunda davalar ekleyip, birçok kişinin haksız yargılanmasına neden oldular.
1998’de düştükleri tuzağa düşmemek adına bu sefer ayaklarını daha sağlam basmak istediler.

Ak Parti iktidarının güçlenmesi, kendilerinin güçlenmesi demekti. Ak Parti’nin büyümesi kendilerinin büyümesi demekti. Hem kendileri, hem Ak Parti büyüyordu ama daha öncesinde ağızları yanmıştı, iktidara getirdikleri onları yok saymış, bir kenara atmıştı, tedbirli davranmaları gerekiyordu.
Fethullah Gülen bir kasetinde ”Bazı şeyler bizde olacak, yeri geldiğinde garantimiz olacak ve varlığımızı korumak için kullanacağız” demişti.
Bu çerçevede hep gard aldılar; olur ya AKP iktidarı ”biat” etmezse 28 Şubatta yaşadıkları hüsranı tekrar yaşamayacaklardı. Bu hüsranı yaşamamak için en çok istedikleri kurum MİT’ti. En çok MİT yakmıştı canlarını, öyleyse

MİT ele geçirilmeliydi. 7 Şubat 2012 yılındaki MİT operasyonu için, yurt dışından destek ve ”devlet” içindeki güçlü bürokratik yapıları hazır durumdaydı, ya da öyle sanıyor, raporluyorlardı. Tam burada bir parantez açıp neden acele ettiklerine bakalım. 2015 yılı Ermeni olaylarının 100. yıl dönümü. Çok güçlü bir şekilde hazırlık yapılmakta. 2015’ten önce bu hükümeti yerle yeksan edip, kukla bir hükümet kurmak zorundaydılar. Bu olayı ayrı bir yazı konusu olarak arşivimizde tutuyoruz.

Şimdi Salih Mirzabeyoğlu’na dönelim yüzümüzü. Salih Mirzabeyoğlu nurlu hâkimlerin mehdisini tehdit etmekte, Baran dergisi Fethullah Gülen’i ve hizmet hareketini her defasında küçük düşürecek açıklamalar yapmaktaydı. Nurlu hâkimlerin mehdisini, kâinatın imamını (!) kim ne cüretle tehdit edebilirdi? Cezası verilmeliydi ve Salih Mirzabeyoğlu hala hapiste!
Fethullah Gülen tehdit olarak gördüğü tüm yapıları yok etme, kendisine yapılanlara karşı intikam duygularıyla yaklaşma fıtratına sahip. Her şeye kudreti yeten ”büyük erkek aslan olma” halet-i ruhiyesinin esiri. Kendi dini inancına mensup ya da değil, kendinden başka otorite istemeyen bir yapıda.

Der Spiegel onu ”Der Pate” (mafya babası) başlığıyla kapak yapmıştı.

"6"

28 Şubat ile tüm ülke gündemine, sakallı, cübbeli, sarıklı, çarşaflı Müslüman camia, terör örgütü mensubu, radikal İslamcı olarak sokulmuş ve sindirilmiş, boşalan meydan, hizmet hareketi görüntüsünü kullanan ve mesela başörtüsünü füruat görenlere kalmıştı.
28 Şubatıyla her kim kimden intikam almak istiyorsa, kime karşı nefreti, öfkesi varsa cezalandırma fırsatı doğdu
1995 yılında Fethullah Gülen’i tehdit ettiği öne sürülen, her platformda cemaate sert eleştiriler yönelten Salih Mirzabeyoğlu ve ibda-c mensupları, ”aslanların” mıntıkasından çıkarılmış oldu.

Şimdi bazıları kim kiminle ittifak içerisinde diyebilir. Açlık oyunları filmi bu konuyu anlamak için yardımcı olabilir. Açlık Oyunlarında sadece bir kişi canlı kurtulabilecek iken, kalan kişiler ölmek zorunda. İlk başlarda bazıları diğerlerine karşı ittifak yapıyorlar. Ama sonuçta ittifak yaptıkları da rakipleri. İttifak yapanlar diğer gurubu yok ettikten sonra birbirlerini yok etme peşine düşüyor. Yani bunlar hedefe ulaşana kadar geçici ittifak. 2014 yerel seçimlerinde hayatta ittifak yapmaz denilen CHP-MHP-Cemaat ittifakını görünce, karakter zafiyeti olan herkesin herkesle ittifak yapabileceğini anlamış olduk.

Şimdi biraz soluklanalım…

Kirli ittifakların hangi yolları izlediğini, kimleri hangi çıkarlar uğruna feda ettiğini, bir takım örgütlerin hangi amaçlar uğruna kullanıldığını, Hakan Fidan’ın MİT’in başına gelmesinin nelere yol açtığını, Mavi Marmara olayını, Hizbullah’ı, İran’ı, Vehhabiliği ve bütün bunların birbirleriyle olan ilginç bağlantılarını sonraki yazılarımıza bırakalım

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık