BİR SUİKAST BİR ÇOK ŞÜPHE

Türkiye’nin faili meçhuller dosyasının en ilginç isimlerinden biri de hiç şüphesiz Necip Hablemitoğlu…

BİR SUİKAST BİR ÇOK ŞÜPHE

2002 yılında Ankara’da öldürülen Hablemitoğlu ile ilgili geriye dönük taramalarımız, bugünler için de ışık tutacak detaylar sunuyor.

Kim ne demiş, ne maksatla demiş ve aslında ne olmuş?

Necip Hablemitoğlu farklı odaklar tarafından sahiplenen veya eleştirilen kaotik bir kişilik.

Bir taraftan Türkiye’de madenciliğin ve özellikle altın üretiminin karşısında olan Alman Vakıflarını araştıran, diğer taraftan altın işletmeciliği deyince akla Fethullah Örgütünün finansörleri gelen bir düzlemde Fethullah Gülen ve yapısını deşifre eden Hablemitoğlu, Mahir Kaynak’ın dediği gibi ihtiyaç duyulan suikasta uygun bir isim olarak mı ortadan kaldırıdı? Yoksa bu suikastın arkasında “Köstebek”  veya “Alman Vakıfları” kitaplarından rahatsız olanlar mı var?

 Gelin farklı değerlendirmeler ışığında, Hablemitoğlu ile ilgili söylenenleri gözden geçirelim.

Necip Hablemitoğlu, 1954 yılında Ankara’da doğdu. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1977-1978 yıllarında ‘Dilde Fikirde İşde Brlik’ adlı aylık dergiyi yayınladı. Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yaptı. Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitlikler konusunda alan çalışmaları yürüttü. Ankara Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi dersi verdi. Evli ve Kanije ve Uyvar isimli iki kız çocuk babasıydı. 2002 yılında Ankara’da öldürüldü. Biyografi.net

HAKKINDA YAZILANLAR:

“Köstebek” sonu oldu!

Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonucu ölen Doçent Necip Hablemitoğlu Alman Vakıfları’nı Türkiye’de altın çıkarılmasını engellemekle suçluyordu…

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, dün evinin önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirdi. Fethullah Gülen davası ve Alman Vakıfları’yla ilgili davaya dayanak oluşturan çalışmalarıyla ünlenen Hablemitoğlu “sol gözüne isabet eden” 9 mm. çapındaki merminin beyninde yarattığı tahribat sonucu olay yerinde öldü. Eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, “Türkiye yiğit bir evladını kaybetti, bu da öldürüldü” dedi.

ARKADAN YAKLAŞTILAR

Soruşturmayı yürüten emniyet yetkililerinden alınan bilgilere göre saldırı 20.45’te gerçekleşti. Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi’ndeki “Devrim Tarihi” konulu dersini verdikten sonra kendi kullandığı 06 TF 647 plakalı özel aracıyla Portakal Çiçeği 40 numaradaki evine döndü. Aracını, apartmanın önüne park eden Hablemitoğlu, apartmana girmek üzere arkasını döndüğü sırada kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğradı.

Sayıları belirlenemeyen saldırganlar Hablemitoğlu’nun başına doğru iki el ateş etti. Kurşunlardan biri sol gözüne isabet eden Hablemitoğlu, park yerindeki iki aracın arasına düşerek hayatını kaybetti.

KOMŞULARIN İHBARI

Silah seslerini duyan komşuları ise 155’e ihbarda bulundu. İhbarın ardından Kavaklıdere Karakolu’nun Amiri Abdurrahman Harpçı intikal etti. Harpçı, hocanın öldüğünü tespit ederek, olayı müdürlerine bildirdi. Olay yerinde incelemede bulunan Cinayet Büro Amirliği ekipleri ile Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri, otoparkta 9 mm çapında iki boş kovan buldu. Ceset üzerindeki incelemede de Hablemitoğlu’nun sol gözünden tek isabet alması sonucu öldüğü belirlendi.

Olayla ilgili tutanakların tutulmasının ardından Hablemitoğlu’nun cenazesi Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Emniyet silahla ilgili yaptığı ilk incelemede ise silahın Hizbullah eylemlerinde kullanılan Takarov marka olmadığını saptadı. Ankara Nöbetçi Savcısı Sedat Sayın da olay yerinde tespit yaparak tahkikatı başlattı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da AKP’deki toplantıyı terk ederek önce bakanlığa, sonra da olay yerine giderek bilgi aldı. İlerleyen saatlerde Ankara DGM Başsavcısı Cevdet Volkan ve Savcı Cengiz Köksal da olay yerine geldi.

DGM YÜRÜTECEK

Dosyayı “terör örgütlerinin eylemi” olabileceği gerekçesiyle Ankara Başsavcılığı’ndan devralan Volkan ve Köksal soruşturmayı DGM’nin yürüteceğini belirtti. Cinayet Masası da elindeki bulguları Terörle Mücadele Şubesi’ne devretti.

DGM Savcılarının talimatıyla Hablemitoğlu’nun çalışma odasındaki bilgisayar kayıtları, disketler ve önemli bazı belgeler emniyete getirildi. Hablemitoğlu’nun evinin etrafındaki tüm binaları dolaşan polis, silah seslerini duyan herkesi sorguladı. Sorgu sırasında birçok komşu, “Beşiktaş – Denizli maçının bittiği saate denk geldiği için ateşli taraftarlardan biri havaya silah sıkıyor zannettik” dedi. Polis, çevrede olayı duyduğunu söyleyen tüm isimleri ileride yeniden sorgulamak için tutanak altına aldı.

KATİLLER EN AZ İKİ KİŞİ

Emniyet birimlerinin, suikastın en az iki kişi tarafından işlendiği, bir kişinin çalışır durumdaki araçta beklerken diğerinin Necip Hablemitoğlu’nu öldürdüğü ihtimali üzerinde durduğu kaydedildi. Hablemitoğlu’nun alışveriş yaptığı Migros’tan ayrılırken aracını bomba ihtimaline karşı uzaktan kumandayla çalıştırdığı belirtildi. Polis, apartman kapıcısı dahil çevredeki 20 kişinin ifadesini aldı.

 Namludaki üç araştırma

1- Gülen ve CIA ilişkisi

2- Alman Vakıfları

3- Telekulak ve köstebek

 

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’na düzenlenen suikastın ipuçları ünlü öğretim üyesinin “kaynaklık” ettiği dosyalarla üzerinde çalıştığı öğrenilen son araştırmada aranıyor. Hablemitoğlu’nun istihbarat birimlerindeki irticacı yapılanmaya ilişkin önemli bulguların yer aldığı “Köstebek” adlı bir kitabın yazımını tamamladığı, ancak kitabı bastıracak yayınevi bulamadığı belirtildi.

1 – Hablemitoğlu’nun adı ilk olarak, eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in Nur Cemaati lideri Gülen hakkında açtığı davayla gündeme geldi. Yüksel, davayı açtıktan sonra Hablemitoğlu’nun bu konuda kaleme aldığı “Etki Ajanları, Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar” adlı makaleyi fark etti. Yeni Hayat adlı derginin Ağustos 2000 tarihli sayısında yer alan makaleden sonra Hablemitoğlu ile temasa geçen Yüksel, bu teması bilim adamının öldürüldüğü güne kadar sürdürdü. Yüksel, Hablemitoğlu’nun araştırmasını ve verdiği bilgileri dayanak alarak Gülen hakkında ek iddianame de düzenledi. Hablemitoğlu, bu çalışmasında şunları belirtti:

• Hocaefendi, Philedelphia yakınlarında özel bir çiftlikte yaşıyor. FBI korumasındaki çiftlik alanı, refakat memurlarının gözetimi altında.

• Fethullahçı yapılanma, CIA’nın öngördüğü tarikat modeline (Mormon, Moon, Scientology) gibi tıpatıp uymaktadır.

• Fethullahçılar, bir yandan TSK’ya sızmaya çalışırken, bir yandan hasım ülke istihbaratçılarınca geliştirilen “Aktiv Opposition” stratejisi çerçevesinde alternatif aktif direniş oluşumunu hızlandırdı.

ALMAN ELÇİNİN UYARISI

2 – Hablemitoğlu’nun ismi son dönemde yine Yüksel tarafından “Alman Vakıfları ve Bergama Köylüleri” hakkında açtığı davayla gündeme geldi. Yüksel, bu davada da Hablemitoğlu’nun aynı isimli kitabını dayanak aldı. Yüksel, davayı açmadan önce Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Rudolph Schmidt, DGM’ye gelerek dosyanın kendileri açısından çok hassas olduğu uyarısında bulundu. Hablemitoğlu, bu kitabında da şu tespitlerde bulundu:

• Vakıfların faaliyetleri incelendiğinde, konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görülecektir.

• Bu vakıflar illegal yapılanmalarla rejim karşıtı güçlerle temasa geçebilmekte, Türkiye’nin etkin, dinsel ve mezhepsel farklılıklarını ele almakta ve bu farklılıkları derinleştirerek ulus devleti zaafa uğratmaya çalışmaktadır.

• Alman siyasi parti vakıfları, Türkiye’nin bütünlüğünün ve laik Cumhuriyetin teminatı olan Türk ordusundan ve Milli Güvenlik Kurulu’ndan fevkalade rahatsızlık duymaktadır.”

SON ÇALIŞMA, SON SÖZLER…

3 – Geçtiğimiz günlerde de bazı basın organlarında, Rus istihbaratının, Türk istihbarat birimlerine Rusya ve Türki cumhuriyetlerde faaliyet gösteren Nur Cemaati’nin CIA’den destek aldığını bildirdiğine ilişkin haberler yer aldı. Hablemitoğlu da son çalışmasını bu konu üzerinde yapıyordu. Yüksel’in de yakın çevresine, “Hablemitoğlu bu konuyu araştırıyor” dediği öğrenildi. Yüksel’in Hablemitoğlu’nun ölümünden sonra da “ölümü rejim karşıtlarının işine yaradı. Soruşturma çok yeni ama rejim karşıtlarının bu işi yaptığı çok açık” dediği ifade edildi.

4 – Hablemitoğlu’nun Emniyet ve istihbarat içindeki irticacı yapılanmaya ilişkin önemli bulguların yer aldığı “Köstebek” adlı bir kitabın yazımını yeni tamamladığı belirtildi. Bastıracak yayınevi bulamayan Hablemitoğlu’nun araştırmayı “disket” halinde koruduğu kaydedildi.

YÜKSEL’İ DESTEKLEDİ

Hablemitoğlu, son olarak “seks kasedi” skandalında Yüksel’e verdiği destekle adını duyurdu. Yüksel’in komploya kurban gittiğini savunan Hablemitoğlu, komployu Gülen’in adamlarının düzenlediğini iddia etti.

Eşi katilleri gördü

Öldürülen doçentin öğretim üyesi eşi Şengül Hablemitoğlu, sabah evin önünde gördüğü iki şüpheli kişinin resmini çizdirmek için Emniyet’e gitti

Necip Hablemitoğlu’nun sürekli tehdit aldığını açıklayan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan eşi Şengül Hablemitoğlu, sabah şüpheli iki şahıs gördüğünü emniyete ileterek robot resim çizdirdi. Hablemitoğlu, bu şahısların evin etrafında tur attıktan sonra bir araçla gözden kayboldukları bilgisini iletti.

Olay sırasında da Şengül Hanım ve iki kızının evde olduğu öğrenildi. Hablemitoğlu, eve başsağlığı ziyaretinde bulunan İçişleri Bakanı Aksu’ya da kocasının tehdit edilldiği bilgisini aktardı. Bu tehditlerden bazılarının e-mail ve telefon yoluyla geldiğini söyledi. Şengül Hablemitoğlu’nun saldırı sonrasında hem kızlarını hem de diğer aile bireylerini “Sakın ağlamayın. Babanız bizi bu konuda hazırlamıştı” diye teselli etti.

PLAKASI VERİLDİ

Görgü tanıkları olay sırasında Hablemitoğlu’nun sokağından geçen “06 T… 08″ plakalı aracı şüpheli olarak bildirdi. Şengül Hablemitoğlu da Emniyet’te, pencereden gördüğü iki kişinin bindiği aracın özelliklerini aktardı ve uzaktan görebildiği kadarıyla plakasını verdi.

Aksu: Görenler var

İçişleri Bakanı Aksu da olay yerinde yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Saldırıyı, kınıyorum, lanetliyorum. Faillere ilişkin henüz somut bilgi yok. Kesin bir şey söyleyemiyorum. Şüphelileri görenler var. DGM savcısı da bizzat kendisi soruşturuyor. Koruma talebi olmamış. Failleri en kısa sürede yakalanacaktır.”

‘Bu yiğit de öldü’

Olayı duyar duymaz görevli olmadığı halde olay yerine gelen eski DGM savcısı Nuh Mete Yüksel de yetkililerden bilgi aldı. Oldukça üzgün olduğu görülen ve bir ara gözyaşlarına hâkim olamayan Yüksel, gazetecilere, “Soruşturma başlatıldı. Çok büyük bir vatanseverdi, bu yiğit de öldürüldü. Kendini feda etti” dedi.

Milliyet 19 Aralık 2002

“Necip Hablemitoğlu’nu kim öldürdüyse polis şefi Behçet Oktay’ı aynı güçler öldürdü, Hablemitoğlu’nu Behçet Oktay’ı kim öldürdüyse Hrant’ı, rahipleri aynı güçler öldürdü.

Yukarda bu tek cümle için Türkiye’de bir kütüphane dolusu kitap yazıldı. Ancak ekrana çıkan hiç kimse hepsini ‘aynı güçler’ öldürdü diyecek cesareti kendinde bulamıyor.

Bu insanları Türkiye’yi uçurumdan atanlar öldürdü…”

Nihat Genç- 19 Ekim 2013

“Hablemitoğlu cinayeti hakkında bugüne kadar iki iddia ortaya atılmıştır; birincisi Alman Vakıfları üzerinden gelişen iddialar, ikincisi Hablemitoğlu’nun Köstebek kitabında anlattığı Fettullah Gülen’in derin devlet örgütlenmesi…

Eğer ki bu cinayetin ardında Almanya varsa, Başbakan Erdoğan Almanya’dan intikam almak için aradığı fırsatı yakalamış oldu, demektir… Eğer ki bu iddia doğru ise ki istihbaratımız bunu iyi bilir, gitsin işte Alman Vakıfları üzerine ve bu cinayeti çözsün! Ama çözmüyor, neden? Demek ki doğru adres orası değil! İnanınız, bu işin ardında Alman Vakıfları olmuş olsaydı, Erdoğan onlara kök söktürürdü kök ama yapmıyor, yapamıyor, gidemiyor üstüne, demek ki doğru adres burası değil!

O halde ağırlık ikinci iddiaya geliyor yani Fettullah Gülen Derin Devlet Örgütlenmesi…

Kader bu ya, şu sıralar Necip Hablemitoğlu’nun Köstebek adlı kitabını yeniden okuyordum, aradan geçen yıllar olayları biraz daha iyi görmemi sağladı, sağ olsun Hablemitoğlu bu yazdıkları için ve şimdi de Allah rahmet eylesin, Nur içinde yatsın ve mekânı cennet olsun…

Köstebek kitabı çok açık net olarak, Fettullah Gülen derin devlet örgütlenmesinin Türkiye Cumhuriyeti’ne ağır ve yakın bir tehdit olacağını anlatıyor… Bu amaçla çok uluslu istihbarat ilişkilerine girdiğini ve küresel güçlerin desteğini aldığını anlatıyor… Devletin hemen hemen tüm kurumlarına sızdığını, özellikle Vali, Kaymakam ve Yargı kadrolarıyla emniyet teşkilatının istihbarat kadrolarında önemli mevki başları tuttuğunu anlatıyor…

Alın Hanefi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar (Dün cemaat bugün devlet) adlı kitabını, koyun yan yana, Hablemitoğlu’nun sekiz yıl önce yazmış olduklarının bizzat Hanefi Avcı tarafından teyit edilmiş olduğunu göreceksiniz… Bu önemli çünkü Hanefi Avcı F. Gülen cemaati içinde yetişmiş ve son olarak Eskişehir Emniyet Müdürlüğü yapmış bir istihbarat yetkilisi, gerçeği biliyor…”

Erdal Sarızeybek/ İlk Kurşun/ 2011

Geçenlerde bir kanalda faili meçhul cinayetlerle ilgili bir açık oturum vardı. Üzerinde durulan isimlerden biri de Necip Hablemitoğlu idi. Geçmiş yıllarda şahsımla ilgili ağır ithamlarda ve hakaretlerde bulunduğu için çekiştiğimiz Hablemitoğlu’nu Perinçek’in (Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın) ABD temsilcisi Tuğrul Keskingören’in yönlendirdiği anlaşılmıştı.

Hablemitoğlu “Cumhuriyete Aydın İhanetinin Belgesi ve Düşündürdükleri” başlıklı yazısında; “Adı her ne olursa olsun, “merkez”, “enstitü”, “vakıf temsilciliği” gibi akademik oluşumlar, Fransa, İngiltere ve özellikle de ABD’nde harekete geçirilmelidir. Bu görevler için Türkiye’ye bağlılığını fazlasıyla kanıtlamış Atilla Ongun, Tamer Bacınoğlu, Dr. Yağmur ve Dr. Buğra Atsız, Tuğrul Keskingören gibi konularının uzmanı Cumhuriyet aydınları mevcuttur” diyordu.

Askerlere yakınlığı ve hatta bir kuvvet komutanına müşavirlik yaptığı bilinen, Genelkurmay Başkanının eşine yolladığı başsağlığı mesajında “Cumhuriyetin temel niteliklerinin ve Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu kıymetli eşiniz, değerli araştırmacı, yazar ve öğretim üyesi” diye bahsettiği ve Genelkurmay’ın tam kadro cenazesine katıldığı Doçent Hablemitoğlu, aynı zamanda “M-60Tankları Modernizasyonu. Paşalara 10 milyon dolar rüşvet” gibi askeri yolsuzlukları yazan Yolsuzluk.com’un önemli bir haber kaynağıymış… Hablemitoğlu’nu katledenleri tek tek açıklayacağını belirten ve sabırsızlıkla beklediğimiz Yolsuzluk.com, daha sonra İnternet’ten silindi, gitti.“

Gerçek Ergenekon isimli sitede Necip Hablemitoğlu ile ilgili bazı iddialar var. Önemli olan bu iddiaların “eğer sahte değilse” resmi bir belgeye dayanması."a"

Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002 tarihinde, hala faili meçhul cinayetler arasında yer alan vahşi bir eylemle öldürülünce, “Yolsuzluk.com” isimli ve daha ziyade askeri yolsuzluklarla ilgili yayın yapan site yukarıdaki başlığa yer verdi. Yolsuzluk.com cinayetin nedenini açık bir şekilde belirtiyor, manşette şöyle diyordu:

“Hablemitoğlu’nun katil ya da katilleri dev askeri ihalelerde halkın cebinden çıkacak milyarlarca doları göz ardı edip kendi cebine girecek birkaç milyon dolar rüşvetin peşinde koşan resmi-sivil üç beş tüccar, Bergama’da saf Anadolu köylüsünün kanını emmeye çalışan bir kaç emperyalist ve uşağı, bunların vakıf adı altında kökü dışarıdaki uzantılarıdır! Halkın kendisine verdiği rütbe ve itibarı şahsi çıkarlarına alet eden ve sitemizde bir çöp sepeti gibi ortaya dökülen yolsuzlukları sebebiyle rahatları bozulan bir gurup alçak Hablemitoğlu’nu katletti.”

Yolsuzluk.com Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili olarak üç başlık altında şu bilgilere yer verilmişti:

”Alçaklar – Sitemizin yayınlarına bilgi, belge ve manevi destek veren büyük vatansever Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu hunharca katledildi. «Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim görevlilerinden Doçent Doktor Necip Hablemitoğlu, evinin önündeki park yerinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi». Haberi bu kadar kısaca geçti haber ajansları. Oysa katledilen Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm değerlerinin yılmaz bir savunucusu, vatan kahramanı ve aldığı tüm tehditlere rağmen bilimsel çalışmalarından asla ödün vermeyen bir Cumhuriyet aydınıydı. İsmi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’ydu… Hablemitoğlu’nun çok kimsenin bilmediği bir yönü vardı; sitemizin içerik yönetimine aktif olarak katkı sağlayan önemli kişilerden biriydi. Kendisiyle sık sık mesajlaşır, ülkemizde dönen dolaplara yönelik bize aktardığı bilgi notlarını değerlendirir ve önemli haberleri ülke kamuoyuna duyururduk. “

Basında, Necip Hablemitoğlu’nun akademik hayatında haksızlıklara uğradığı ve bundan dolayı birçok profesörle davaları olduğu haberleri yer almıştı. Geçmişte bana e-posta yollayan bir öğretim görevlisi ise şöyle diyordu: “Bu kişi, A.Ü. SBF Basın Yayın Yüksek Okulu mezunudur. Osmanlıca bilmediği halde A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora yaptırılmıştır. “Osmanlıca bilmeyen bir kişi Mustafa Kemal ve dönemine ilişkin doktora yapıyor!”. Bundan daha vahim bir olay düşünülebilir mi? Osmanlıca ve yabancı dil bilmediği için sınıfta kalmıştır. Bunun sonucunda da “kendisini vazgeçilmez sanan bu kişi”, şereflerine ve haysiyetlerine düşkünlüğü tartışılmaz pek çok hocaya iftira atarak mahkeme kapılarında sürünmelerine yol açmıştır. Bu kişinin ailesi Romanya-Moldova göçmenidir. Bu kişi hakkında eskiden mensubu olduğunuz kuruluşun daha geniş bilgisi olması gerekir. Daha geniş bilgi alabilmek için Prof. Dr. Mustafa Kafalı (AÜ DTCF Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Kazım Yaşar Kopraman (Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak.), Prof. Dr. Refik Turan (Kastamonu’daki okulun Dekanı), Prof. Dr. Reşat Genç (Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu eski Başkanı) gibi hocalara başvurulmasında fayda vardır. Bu kişinin Devlet Bakanı Prof. Dr. Abdülhaluk Çay ile enişte-kayınbirader ilişkisi olduğu da söyleniyor. Üniversite hocalığı kimlere kalmış, Atatürk dönemini araştırma ve genç beyinlere anlatma kimlerin diline bırakılmış, gerisini de sizeler bulun.”

Mehmet Eymür/Son Tv/ 2013

Gizli tanık odasında bulunan ve sesi ile görüntüsü bozularak duruşma salonundaki monitörlere yansıtılan gizli tanık C, İzmir’de kumarhanecilik yapan ve kumarhanesine atılan bomba sonucu öldürülen İbrahim Çiftçi’nin yakın dostu olduğunu belirtti. Çiftçi’nin kumarhanesinde kumar oynadığını belirten gizli tanık, “Bir gün ofisinde oturuyorduk. Bir telefon geldi ve bu konuşmadan sonra Çiftçe çok sinirlendi. Hablemitoğlu’nun kim olduğunu sordu bana. Ben de gazeteci diye söyledim. Bana, ‘Ne zannediyorlar bunlar? Kiralık katil miyiz biz?’ diye bağırıyordu. Telefonda Veli Küçük ve Sami Hoştan ile konuştuğunu, kendisine Hablemitoğlu’nu öldürmeyi teklif ettiklerini söyledi. O güne kadar yakın dosttular. İzmir Çeşme’de bir restorana gider otururlardı. Ancak bu telefon görüşmesinden sonra araları açıldı. O günden sonra Çiftçi, çok tehdit edildi ve dilekçe yazarak durumu İzmir Savcılığı’na bildirdi.” diye konuştu.

Gizli tanık, “Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin ardından, biri çıkıp Hablemitoğlu’nu öldürdüğünü, İbrahim Çiftçi ile bu işi birlikte yaptıklarını söyledi. Çiftçi o dönemde sağlık sorunları nedeniyle tedavisi için savcılıktan da izin alarak Amerika’ya gitti. Ancak o dönemde basında ‘İbrahim Çiftçi Amerika’ya kaçtı.’ şeklinde haberlerin yer alması üzerine Çiftçi, tekrar Türkiye’ye dönerek savcılığa ifade verdi. Çiftçi, savcılık çıkışında bana ‘O namussuzların defterini dürdüm. İsimlerini savcılığa verdim.’ dedi.” ifadesini kullandı.

Haber 7/ Cihan H.A. 15 Mayıs 2012

Ergenekon Davası’nda kritik açıklamalar birbirini izliyor. Geçtiğimiz pazartesi günü en kritik savunmayı yazar Ergün Poyraz yaptı. Poyraz, Necip Hablemitoğlu’nu emniyet içindeki cemaat yapılanmasının öldürdüğünü iddia ederken buna ilişkin kanıtları mahkemeye sundu.

EMNİYET SEFERBER OLDU

Hablemitoğlu’nun Köstebek kitabını bastırmamak için MİT’in ve Emniyet’in seferber olduğunu söyleyen Poyraz, kendisinin yakın olduğunu söylediği Hablemitoğlu’nun cesedinin başında Terörle Mücadele ekibinin başı Osman Kaya’nın kendisine “Ergün, Hablemitoğlu kim? Ne iş yapar? Çek, senet mafyası mı? Basın niye bu kadar ilgileniyor” dediğini iddia etti.

Başbakan Erdoğan’ın cinayet üzerine açıklamalarına değinen Poyraz, “Bu alçakça cinayet, Abdullah Gül’ün başbakanlığı yani kendi hükümeti döneminde işlendiği düşünülürse, sanki birileri birilerine şantaj yapıyor” dedi.

Ergün Poyraz’ın mahkemeye sunduğu savunmasını aynen yayınlıyoruz:

“13 AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

İSTANBUL

Dosya No: 2008/209

onu: “Hablemitoğlu Cinayeti’ni aydınlatmak istiyoruz” söylemlerinde bulunan mahkemeye yardımcı olmak amacıyla cinayet hakkında beyan ve taleplerim…

** Tayyip Erdoğan, Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma tarafından şehit edilen Dr. Necip Hablemitoğlu cinayeti hakkında, “Bizim hükümetlerimiz döneminde faili meçhul kalmadı. Bir Necip Hablemitoğlu var. Onunda durumu özel” demişti.

Bu denli imalı konuşan birinin tanıklığına öncelikle başvurmak gerekir.

Çünkü;

Cinayetin özelinden bahsediyor…

Üstelik;

Bu alçakça cinayet; Abdullah Gül’ün başbakanlığı yani kendi hükümetleri döneminde işlendiği düşünülürse, sanki birileri birilerine şantaj yapıyor…

** Abdullah Gül, başta Cengiz Çandar olmak üzere gazetecilerle yaptığı görüşmelerde; Hablemitoğlu’nun eşiyle yaptığı görüşmeleri açıklarken, Hablemitoğlu’nun kendisiyle yaptıkları görüşmeleri sürekli olarak saklamaktadır.

Gül; Hablemitoğlu olayında parmak izine ulaştıklarını bile söylemişti. Ancak bu parmak izi ne menem bir parmak iziyse hala açıklanmamıştır.

En cahil insan bile şunu bilir: Bir cinayetin parmak izini bilen, o cinayet ile ilgili en ince ayrıntılara kadar bilgi sahibidir. Bu bildiklerini saklamak suçluyu korumak anlamına gelir.

Bu nedenle hukuk kurallarına göre;

Abdullah Gül’ün en azından tanık olarak dinlenmesi gerekir ki, gizli kalan her şey ortaya çıksın.

** Cinayeti soruşturan terörle Mücadele ekibini başı Osman Kaya; Hablemitoğlu’nun cesedinin başında bana;

“Ergün, Hablemitoğlu kim? Ne iş yapar? Çek, senet mafyası mı? Basın niye bu kadar ilgileniyor?”

Şeklinde bir soru sormuştu.

Oysa,

Aynı Osman Kaya olaydan önce Necip Hablemitoğlu’nu sevip saydığını, derslerine katılmak istediğini, TV programlarını izlediğini, kendisiyle tanışmak istediğini de söylemiş, ben de ona Hablemitoğlu’nun imzaladığı bir kitabını vermiştim.

Olayı soruşturan daha açık bir deyişle soruşturarak soruşturmayan Müdür’ün bu denli farklı iki davranışı bu olayda Emniyetin karıştığı bir durumun kanıtı değil de nedir?

Bu durumun açıklığa kavuşması için bu Müdür’ün de en azından tanık olarak dinlenmesi gerekir.

Yine o günlerde Terörle Mücadele Şubesi’nde amir olan Hüseyin Aktaş, bir gün beni arayarak Aytunç Altındal’ın telefon numarasını istedi. Altındal’ın telefon numarasını bulup vermemin ardından birkaç gün geçtikten sonra Aytunç Altındal’ın, gazetelerde şu demeci çıktı:

“Hablemitoğlu’nu iran Ermenileri öldürdü.”

** Hablemitoğlu cinayetinden iki ay kadar önce Amerika’nın Ankara konsolosluğu 0 km bir araba kiralıyor, araba “Amerikalıları koruyor” maskesi altında; Hablemitoğlu’nu izliyordu. ABD konsolosluğu olaydan iki ay kadar sonra da arabayı iade ediyordu.

Cinayet üzerindeki sır belgesini aralayacak en gerçekçi davranışlardan birinin Amerikan Konsolos görevlilerinin bu konuda ifadelerine başvurmak olması gerekir…

** Olaydan bir iki gün kadar sonra Kanal 7 televizyonunda haberleri sunan Ahmet Hakan ve Tayyip’in danışmanlığını da yapan Akif Beki arasında “olayda asıl hedef Hablemitoğlu değil onun yakınındaki isimdi. Bu cinayet o isme gözdağı verilmek için işlendi. O ismi biliyoruz, sakın ağzından kaçırma” şeklinde bir konuşma geçmiştir.

Hedefi “nokta” olarak bilenlerin, cinayet hakkında da herkesten fazla malumatları oldukları açıktır. O nedenle bu ikilinin de ifadelerinin alınması kaçınılmazdır.

** Hablemitoğlu’nun “Köstebek” adlı kitabını bastırtmamak için MİT ve Emniyet seferber olmuştu. Bugün TEM Daire Başkanı Cihangir Çelik’e en yakın isimlerden Hüseyin Aktaş, Emin Aslan’ın görevlendirdiği o günün Mülkiye Başmüfettişi, bugünün Hanefi Avcı’nın avukatı Refik Ali Uçarcı “Köstebek”in basılmaması için Hablemitoğlu ile görüşmüşlerdi. Nihayet, Mehmet Eymür’ün yönlendirdiği Emin Aslan, Hablemitoğlu’nu ölümle tehdit etmiş birkaç gün sonra da olay meydana gelmiştir.

Her gün saat 13:00 gibi evinden çıkan Hablemitoğlu, olay günü evde babası olduğu için 17:00 gibi çıkmış. Bu arada 16:30 gibi Mülkiye Başmüfettişi Refik Ali Uçarcı; ismini değiştirip, Hablemitoğlu’nun eşinin işyerini arayarak, telefona çıkan sekretere Hablemitoğlu’nun orada olup olmadığını sorması hayatın olağan akışına aykırıdır.

Üstelik Hablemitoğlu’nun hem cep telefonu hem de ev telefonu açıkken. Üstelik rahmetlinin babasının beyanına göre her iki telefonundan birçok kişiyle görüşmüşken…

**Olay günü başka bir savcı nöbetçi iken ve olay yankıda başka bir savcı var iken üstelik o savcının durumu üstlerine bildirdiği halde; Soruşturmaya aslında soruşturarak soruşturmaması için dahil edilen özel yetkili Savcı Cengiz Köksal, cinayeti çözmek yerine günlerini karısının ve kaynanasının özel işleri ile geçiriyordu.

Köksal, soruşturarak soruşturmamaya katılma misyonuna şu sözleri ile açıklık getiriyordu:

“Bu olayda zamanaşımı yirmi yıldır, bu cinayet de zamanaşımına uğrayacak.”

Savcı’nın bu sözlerini belgelememin ardından, onun o gün nöbetçi olmadığını, olay yerinin yakınında bir başka savcının olduğunu, bütün bunlara rağmen soruşturmanın (!) Cengiz Köksal’a verildiğini de kanıtlıyor ve bu durumu yazıya döküyordum.

Savcı, benim yazımın ardından basın toplantısı düzenliyor, basın toplantısında bana ceza ve on beş milyarlık tazminat davası açtığını ilan ediyor, benden almayı hayal ettiği paralarla yapacaklarını da anlatıyordu.

Savcı Cengiz Köksal davaları kaybedip, Yargıtay’ın kararı onamasının ardından “Meslektaşlarım beni sattı” diyordu.

Sonra da bana kızdığını belirterek, soruşturma ya da daha doğru bir deyişle soruşturmama görevinden istifa ediyordu.

Savcı’nın “Bu olayda zamanaşımı yirmi yıldır, bu cinayet de zamanaşımına uğrayacak.”

Sözleri ile başlattığı süreçte konu edilen isimlerin ifadelerinin alınması Hablemitoğlu cinayetini tamamen aydınlatacağı kanaatindeyim.

Ergenekon davasının 182. duruşmasında dinlenen Gizli Tanık C Hablemitoğlu cinayeti hakkında gerçekdışı ifadeler verdi.

Gizli Tanık C’nin bu konudaki ifadesi ve ona yanıt olarak Sami Hoştan’ın açıklamaları 19 Mayıs 2012 tarihli Taraf Gazetesi’nde özetle şöyle yer alıyordu:

“Sami Hoştan ve Veli Küçük, ibrahim Çiftçi’yi arayarak Hablemitoğlu’nun

öldürülmesini istedi. Çiftçi bu teklifi ‘biz kiralık katil miyiz?’ sözleriyle ret etti. Olaydan birkaç ay kadar sonra da Hablemitoğlu öldürüldü” şeklindeki ifadelerine Hoştan’dan yanıt geldi.

“Gizli tanığın benim Çiftçi’yi aradığımı söylediği tarihte ben cezaevindeydim…”

Yine 21 Mayıs 2012 tarihli taraf gazetesi’nde bu defa İbrahim Çiftçi’nin avukatı Nevin Fidan’ın; “Çiftçi’nin Hablemitoğlu’nun öldürülmesi konusunda bir bilgisinin olmadığı” şeklindeki açıklamaları yer alıyordu.

Çiftçi’nin avukatı Nevin Fidan, beyanlarına; “Ankara DGM’de savcı, Çiftçi’nin ifadesini sanık olarak değil, bilgisine başvurmak için aldı” şeklinde devam ediyordu.

Sonuç ve Talep:

Hablemitoğlu cinayetini aydınlatmak için öncelikle bu cinayet hakkında bilgi ve görgüleri çok açık ve net bir şekilde herkesten fazla olan;

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdulkadir Aksu, Cihangir Çelik, Mehmet Eymür, Hüseyin Aktaş, Osman Kaya, Cengiz Köksal, Refik Ali Uçarcı, Emin Aslan, Akif Beki, Ahmet Hakan Coşkun, Aytunç Altındal, Sami Hoştan, Nevin Fidan ve olay tarihinde Ankara’da görev yapan Amerika konsolosluk görevlileri’nin ilk etapta tanık olarak dinlenmelerini saygıyla arz ve talep ederim.”

Ergün Poyraz

OdaTV/ 4 Haziran 2012

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eski Müsteşarı Mahir Kaynak, “Necip Hablemitoğlu, yurtdışındaki yabancı istihbarat servisleri tarafından öldürüldü” dedi. Basında çıkan haberlerde olduğu gibi Alman Vakıfları ve Fetullah Gülen Cemaati’nin, Hablemitoğlu cinayeti ile ilgisinin olmadığını söyleyen Mahir Kaynak, “Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu kurban seçildi” şeklinde konuştu. Bu tür terör eylemlerinde, öldürülen kişiden ziyade olayın kamuoyunda yarattığı tepkinin önemli olduğunu ifade eden Mahir Kaynak, “Bu terör eylemleri yapanlar için ortadan kaldırılan şahıs önemli değildir. Ama bunun bir kimliği olması gerekir. Tepkilerin bir şekilde bir yöne doğru yönelmesi lazım. Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu da Atatürkçü kişiliği ile tanınan ve bazı çevrelere yönelik faaliyetleri bulunan bir insandı. Teröristler toplumda çıkacak tepkileri hesapladı. Hablemitoğlu gibi Atatürkçü bir kişi öldürülürse, İslamcı sayılan bir takım çevreler ile ihtilafı varsa, katil olarak veya tahrikçi olarak İslami çevreler itham edilecek” dedi. Suikastin bir provokasyon olduğunu da sözlerine ekleyen Kaynak, teröristlerin amacının Türkiye’de İslamcı bir terörünün olduğunu ispatlamak, İslamcı kesimlerin baskı altına alınması ve hatta yeni hükümetin hareket alanın daraltılması gerektiğinin altının çizilmek istendiğini kaydetti. Basında yer aldığı gibi Alman Vakıfları ve Fetullah Gülen Cemaati’nin suçlanmasının doğru olmadığını da sözlerine ekleyen Kaynak, “Zaten bunlar bazı suçlar ile itham ediliyor. Neden katil ithamını üzerlerine alsınlar?” şeklinde konuştu. “AMAÇ MEVCUT HÜKÜMETİ BASKI ALTINA ALMAKTIR” Katil ya da katillerin kim olabileceği konusundaki soruları da yanıtlayan Mahir Kaynak, “Olayı gerçekleştirenlerin yabancı bir istihbarat servisi olduğunu tahmin ediyorum. Bir kiralık katil kullanmışlardır. Amaç Türkiye’de İslamcı terör örgütünün mevcudiyetini Türk halkına ima etmek ve böylece mevcut İslamcı hükümeti baskı altına almaktır.”dedi.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık