YILDIZLAR NE DİYOR BU İŞE?

Müneccimbaşı, saray ve devlet ricali için -Uluğ Bey usulüne göre- takvim, imsakiye ve zâyiçeler hazırlar. Zâyiçe (zîc), yıldızların hareketlerini gösteren dairelerdir. Yıldızname diye de bilinir.

YILDIZLAR NE DİYOR BU İŞE?

Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci- Türkiye Gazetesi

Tarihin müneccimlerin sözüyle yazıldığı iddiası, astronomi ile astrolojiyi birbirine karıştırmaktan doğar.

İnsanlar, gayptan haber almayı her zaman merak etmiştir. Cinler, periler gibi metafizik varlıklardan, kâhin, müneccim, falcı, medyum gibi fevkalade kabiliyet sahibi insanlardan medet ummuştur. Burçlardan, gök cisimlerinin hareketlerinden, donmuş kurşundan, kumdaki çizgilerden, suyun hareketinden, çakıl taşından, bakla ve hurma çekirdeğinden, kuşların uçuşundan veya ötüşünden, hatta sıradaki şarkıdan manalar çıkarmaya çalışmıştır.

Gaypları bilen Allah, bu bilgiyi kullarından saklamıştır. Kur’ân-ı kerim, geleceği Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceğini; hatta peygamberlerin dahi, ancak kendilerine bildirildiği kadar bileceğini söyler. Bu, bir itikat kaidesidir.

Astronomi, Astroloji…

Çoğu zaman astronomi (ilm-i nücûm) ile astroloji (ilm-i tencîm) birbirine karıştırılır. Birincisinde gök cisimlerinin hareketi ilmî usullerle tedkik edilir; ikincisinde bundan geleceğe dair manalar çıkarılır. Birincisi dinen makbuldür; ikincisi değildir. Necm, yıldız; nücûm, yıldızlar; müneccim de astronomi âlimi demektir.

Osmanlılar medresede okuttukları astronomide çok ileri gitmiş; ciltlerle kitap yazmıştır. Sultan Fatih devrinin sonlarında astronomi işlerini resmî şekilde yürütmek üzere müneccimbaşılık makamı tesis edildi. İlmiye sınıfından gelen müneccimbaşılar arasında eser vermiş ehemmiyetli astronomi âlimleri bulunur.

Müneccimbaşı ne iş yapar?

Müneccimbaşı, saray ve devlet ricali için -Uluğ Bey usulüne göre- takvim, imsakiye ve zâyiçeler hazırlar. Zâyiçe (zîc), yıldızların hareketlerini gösteren dairelerdir. Yıldızname diye de bilinir.

Dinî günler, kamerî takvime göre başladığı ve bu aylar da yeni doğmuş hilalin rüyeti (görülmesi) ile sabit olduğundan, müneccimbaşının işi mühimdir. Kuyruklu yıldızların geçişi, güneş ve ay tutulması gibi mühim astronomik hâdiseleri takip eder; tabirleri ile beraber saraya bildirir.

Hemen her şehirde namaz vakitlerinin tayini ile meşgul olan muvakkithane ve belli yerlerde bulunan rasathaneler müneccimbaşına bağlıdır.

Yıldızname

Müneccimbaşıyı bugün merak mevzuu hâline getiren şey, bunların eşref saat (uğurlu an) tesbitine dair faaliyetleridir. Cülus (tahta çıkma), harb, doğum, düğün, denize gemi indirilmesi, has atların çayıra salınması, padişahın yazlık ve kışlığına gitmesi gibi ehemmiyetli-ehemmiyetsiz birçok hadisede müneccimbaşılar ve bazen müneccim-i sânîler eşref-i saat tesbit ederlerdi.

Zâyiçeleri isabetli çıkan müneccimbaşı, ihsanlara kavuşmuştur. Gerçi padişahlar eşref saat ve zâyiçeye pek iltifat etmezdi; ama halk psikolojisini gözeterek buna açıkça tavır da almazdı. Vesikalarda eşref saate itibar edildiği görülür; ama bu, böyle bir kaide olduğunu göstermez. Sembolik bir değer taşır.

 

Hangi 3 müneccim?

Sultan III. Mustafa, Küçük Prusya’yı güçlü bir devlet haline getiren Büyük Friedrich’e gönderdiği elçi Resmî Efendi vasıtasıyla güya kralın muvaffakiyetinin sırrı olarak gördüğü müneccimlerden üç tane istemiş, o da “3 müneccim değil ama, 3 nasihat vereyim: Tarih okumak, hazineyi dolu tutmak, güçlü bir ordu” demiş.

Osmanlıları aşağılamak için mektep kitaplarına kadar girmiş bu efsaneyi, o sıralarda Osmanlı hükûmetini kendi yanlarında harbe çekmeye çalışıp, muvaffak olamayan Fransız sefiri raporunda yazıyor. Ama Resmi Efendi’nin sefaretnamesinde geçmiyor. Bilakis İstanbul Teknik Üniversitesinin kurucusu olan Sultan III. Mustafa, müsbet ilimlere meraklı bir padişahtı.

Amerika niye böyle güçlü?

Tarihteki bilinen bütün hâdiselerin, hangi tarihlerde cereyan ettiği yıldıznamelerde yazılıdır. Bir nevi istatistik gibi, zaferlerin ve iyi hâdiselerin, müştereken umumiyetle hangi burçta olduğu tesbit edilir. Buna eşref saat denir. İşe o zaman girişilir. Bunun gayb ile alâkası yoktur. Fal ise tamamen tahmine dayalıdır.

Eclipse, yani iki gezegen/yıldız üst üste geldiğinde olan şey, güç ifade eder. Dünyaca meşhur fen âlimi Benjamin Franklin, ABD’nin kuruluşunu, 4 gezegenin üst üste geldiği 4 Temmuz 1776 saat 16.50’de ilan ettirmişti. Güneş, Jüpiter’in; Mars, Alphecca’nın; Venüs, Tejat Posterior ve Jüpiter de Nepsula yıldızının üstüne gelmişti. Bu, astrolojide çok parlak bir talih demektir. Jüpiter, ebedilik; Mars, güç sembolüdür. Mesela 29 Ekim 1923’te gökyüzünde hiç yıldız hareketi yoktur.

Aynı burçta doğan insanların benzer karakterlere sahip olması ve bunun neticesi olarak benzer hâdiseler yaşaması, belki ay ve dünyanın çekim gücü ile izah edilebilir. Ancak genetiğin bile insan karakterinde en fazla %30 tesiri varken, burçların tesiri, hemşerilerin veya meslektaşların benzerliğinden öte bir kıymet taşımaz.

İnsan fizyonomisinden, mimiklerinden ve uzuvlarının seğirmesinden mana çıkaran ilimler şark dünyasında pek yaygındı.  Şimdi kriminoloji denen bu ilme, ilm-i kıyâfe ve ilm-i ihtilaç denir. Buna dair kitaplar, hatta şiirler vardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin manzum Kıyafetname’si meşhurdur. Yıldızname de bunun gibidir.

Kurtulduk!

Câhiliyye devri insanları, bir şey yapmak istedikleri zaman, sol tarafından bir kuş uçsa yahut uğursuzluk saydığı bir şey görse, bunu kötüye alamet sayarlar ve bu işten vazgeçerlerdi. Cenab-ı Peygamber, kuşun ötmesinden ve uçmasından teşeüm etmeyi, ufak taşlarla fal açmayı, kum üzerine hatlar çizmeyi ve bunlardan geleceğe ait hükümler çıkarmayı, uğursuz sayarak sefere çıkmaktan vaz geçmeyi men etmiştir. (Ebû Dâvud, Neseî, İbn Hibbân, Beyhakî, Taberânî)

Resul-i Ekrem, “İslâmiyette teşeüm (uğursuzluk) yoktur; tefeül vardır” buyurdu. Tefeül nedir, diye soranlara “Duyduğunuz güzel sözdür” diye cevap verdi (Buhârî). Bir işe girişenin, ey yol bulan, ey işini beceren gibi bir söz duyması böyledir.

Cenab-ı Peygamber, tefeülü, yani gördüğü şeyi hayra yormayı severdi. Hicret yolunda arkadaşları ile önüne çıkan Büreyde’ye ismini sordu. Öğrenince, “İşimiz soğudu” (yani artık bizi takip edemezler); yanındakinin Eslem kabilesinden olduğunu öğrenince, “Kurtulduk” buyurdu. Büreyde’nin kökü berd, soğuktur; Eslem, selâmet ile aynı köktendir. Hudeybiye Muahedesi’nde Kureyş’ten Süheyl’in murahhas olarak geldiğini görünce, “İşimiz kolaylaştı” buyurdu. Süheyl’in kökü olan sehl, “kolay” demektir.

Eskiler bir iş yapacağı zaman, bir çocuğa isim koyacağı zaman, başta Kur’an-ı kerim olmak üzere mübarek kitapları, hatta divanları rastgele açarak okumaya başlar veya önceden baştaki, ortadaki veya sondaki cümleyi ya da beyti kast ederek fal tutardı. Halk, tefeüle, fal da dediği için, sonra gelenlerde yanlış bir kanaat hâsıl olmuştur.

 

Çarşambanın gelişi…

İslâmiyette uğursuz değil, ama uğurlu günler ve zamanlar vardır. Mesela Pazartesi ve Perşembe uğurludur; Resulullah Efendimiz, sefere çıkmak için bu günleri tercih ederdi (Mesâbih). Eski metinlerde geçen “uğursuzluk” tabiri; bereketsizlik manasınadır.

Bir işe, eşref saatte, yani uğurlu bilinen muayyen bir zamanda başlamak, eskiden beri âdettir. Mesela “Çarşamba günü başlanan iş tamamlanır” mealinde bir hadis-i şerif vardır (Zernûcî).

Karar vermek en zor iştir. Hele meşveret edecek kimse yoksa. Bir işe girişmeden istihare yapmak; rüyada yeşil, beyaz veya parlaklık görürse yahut uyandığında yapmak arzusu artmışsa, hayır sayıp bu işe girişmek sünnettir. Kırmızı veya siyah görür yahut kalbindeki meyli azalırsa, yapmaktan vazgeçer. Resulullah, “İstihare eden yanılmaz” buyurmuştur.

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık