PROF. ERCAN'IN LAİKLİK BEKÇİLİĞİ!

Deprem konusunda bir dönem sıklıkla ekranlarda gördüğümüz Prof. Dr. Ahmet Ercan’ın, konuşmasını anlamadığı Yavuz Bülent Bakiler’i savcılığa şikâyet ettiğini biliyor muydunuz?

PROF. ERCAN'IN LAİKLİK BEKÇİLİĞİ!

Deprem konusunda bir dönem sıklıkla ekranlarda gördüğümüz Prof. Dr. Ahmet Ercan’ın, konuşmasını anlamadığı Yavuz Bülent Bakiler’i savcılığa şikâyet ettiğini biliyor muydunuz?

Entelektüel yazılarıyla bilinen, zamanında Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı da yapmış olan Bakiler, kendisiyle yapılan bir röportajda bu ilginç olayı ayrıntılarıyla anlatıyor.

Harf devrimi ve sonrasında Türkçemizde yaşanan bazı olumsuzları anlatan Bakiler, fazla okumayan bir millet olduğumuzdan bahsediyor.

Bakiler’in anlattıkları, profesör unvanı almış olanlarımız da dâhil, milletçe nasıl cahil bırakıldığımızın adeta numune-i imtisali gibi…

“2000 yılında, tam tarihi hatırlamıyorum; Şile Belediyesi beni davet etti. Belediyenin hazırlamış olduğu kürsüye çıktım. Türkçeyle ilgili tespitlerimi söylemeye başladım. Dinleyenler arasında deprem profesörü Ahmet Ercan vardı. En öne oturmuştu, hanımıyla beraber. Beni dinliyor ama öfkeyle. Ben konuşma sırasında birtakım Arapça ve Farsça kelimeler kullandım.

İlk örnek "Tarik-i âm üzerinde, nasın müsellâh olarak tecemmuu memnudur"

İkincisi "Mütesaviyen mudalla bir müsellesin re'sinden kaidesine indirilen hatt-ı müstakim, kaideyi iki müsavi parçaya taksim eyler".

Üçüncü örnek ise ahenkli konuşma gayretindeki birine ait: “Ya şerik-i gasssaaab! Lehm-i gailemden, vahid gıyye bil vezin ita eyleee!”

Ben bu örneklerin bugünkü Türkçe ile açıklamalarını daha yapmadan en ön sırada oturan Prof. Dr. Ahmet Ercan, birdenbire ayağa fırlayarak bağırdı:

‘Burası Atatürk Türkiye’sidir. Burada Türkçe konuşulur. Siz öyle o kürsüden, birtakım âyetler okuyarak lâikliği ihlâl edemezsiniz. Türkiye lâiktir lâik kalacaktır. Siz Atatürk ilke ve inkılâplarına başkaldırıyor; onlara düşmanlık yapıyorsunuz! Sizi şiddetle protesto ediyorum!’ diye dövünmeye başladı.

Salon âdeta put kesildi. Ben de dondum kaldım. Önce adamın şaka yaptığını sandım. Ama gördüm ki bağırmaktan, değerli (!) Prof’un yüzü kıpkırmızı ve gözleri, yuvalarından, âdeta dışarıya fırlayacak gibi. Sonra öfkeli adımlarla çekip gitti. Kürsüde bir süre öylece kalakaldım. Sonra kendimi toparlayarak dedim ki: ‘Görüyorsunuz işte! Ben ne diyorum, adam ne anlıyor.’

Verdiğim örneklerin hiçbirisinin dinle, Kur’an’la ilgisi yok. Birinci örnek eski bir hukuk kaidesidir. Bugünkü Türkçe ile karşılığı şöyledir:

“Umumî yollar üzerinde, halkın silâhlı olarak toplanması yasaktır. Aynı şekilde, umumî yollar üzerinde, halkın silâhsız olarak toplanması da yasaktır!”

İkinci örnek, benden önceki neslin geometri kitaplarında geçen bir tariftir ve orada denilmektedir ki: “Bir eşkenar üçgenin tepesinden tabanına indirilen dik, tabanı iki eşit parçaya böler!”

Üçüncü örnek ise, halkın bilgisizliğinden istifade ederek onu küçümseyen, ona yukarıdan bakan ve konuşmalarına mümkün olduğu kadar, Arapça-Farsça kelimeler katarak kendisine “öf be! Ne adam be! Konuşurken ne kadar lügat parçalıyor!” dedirtmek isteyen bir adama aittir. Ve kasap çırağına, şöyle demektedir: “Ey kasap ortağı! Bana tartarak bir kilo koyun eti ver!”

Görüyorsunuz ki bunların hiçbiri âyet değildir. Sonra âyet olsa ne çıkar? Âyet okununca lâiklik ihlâl edilmez. Eğer âyet okumak lâikliği ihlâl etmek ise, bütün camilerimizde her gün binlerce defa lâiklik ihlâl ediliyor demektir. Çünkü namaz, bildiğiniz gibi, Kur’an’dan sureler yani âyetler okunarak kılınır. Türkiye’de birtakım kimseler lâikliği dinden tamâmen kopmak, uzaklaşmak şeklinde anlıyorlar ki çok yanlıştır.

İkinci gün Cumhuriyet gazetesinde müthiş bir haber çıktı: “Yavuz Bülent Bâkiler, dün Şile’de Atatürk’e hakaret ederek, lâikliği çiğneyerek veya küçümseyerek bir konuşma yaptı!” gibi saçma sapan bir haber.

Haydi bakalım, al başına belâyı! Nitekim birkaç gün sonra Şile Cumhuriyet Savcılığından ifâdemin alınması için bir celp geldi. Çıkıp gittim. Nedir efendim? dedim. Savcının anlattıklarından derin bir utanç duydum. Orada Cumhuriyet Savcısından öğrendiğime göre Prof. Ahmet Ercan, bana bağıra çağıra kafa tuttuğu o toplantıdan çıktıktan sonra, doğru CHP Şile İlçe Başkanı olan bir avukat hanımın yazıhânesine koşmuş:

-“Yavuz Bülent, Atatürk ilke ve inkılâplarını hiçe sayarak, Atatürk’ümüze hakaretler yağdırarak konuşuyor. Âyetler okuyarak lâikliği ihlâl ediyor. Bu adama haddini bildirmeliyiz!” diye dövünmüş.

CHP İlçe Başkanı olan avukat hanım da, Atatürkçü (!) Prof'u yanına alıp (âdetleri gereğince) doğru Şile Garnizon Komutanına koşmuşlar.

-“Sayın Albayım vaziyet böyle böyle! İrtica hortlamaya başladı. Yavuz Bülent, aziz atamıza Şile’de hakaretler yağdırmış. Dil konferansında âyetler okuyarak lâikliği kalbura çevirmiş. Bu suçtur. Gericiler gemi azıya aldılar” diye şikâyette bulunmuşlar.

Garnizon komutanı Albay da, iki muhterem ve muteber şikâyetçiyi yanına alarak Şile Cumhuriyet Savcısının makamına gitmiş. Bunları Şile Savcısından dinledim. Garnizon Komutanı öfkeli bir sesle demiş ki:        

 -“Şile’de, sizin bulunduğunuz bir yerde, bir adam Atatürk’ün dil devrimine hakaretler yağdırıyor. Alenen laikliği ihlâl eder bir şekilde konuşuyor ve siz burada oturuyorsunuz. Bu nasıl iştir?”

Üçü birden “şikâyetimiz var” diye ciğerlerini boşaltmışlar. Prof. Ahmet Ercan, benden şikâyetçi olmuş. Bunun üzerine savcı daha gösterilen şahitleri dinlemeden Ankara’dan, Adalet Bakanlığından savcıya bir telefon gelmiş:

-“Cumhuriyet gazetesinin bugünkü nüshasında, Yavuz Bülent’in Şile’de Atatürk’e hakaretler yağdırdığı, lâikliği ihlâl eder şekilde konuştuğu haber olarak bildiriliyor. Derhal Yavuz Bülent Bâkiler hakkında soruşturma başlatın!” denilmiş.

Savcılık gereken bütün araştırmaları, soruşturmaları yaptı ve sonunda takipsizlik kararı verdi.”

Beğendim 2 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık