ÖZ'E DÖNME ZAMANI !

İbni Haldun hem bir rasyonalist (akılcı), hem gözlemci hem vahye inanan dindar bir adam, hem de tasavvufa inanan sufi bir insandır. Acı olan şu ki biz bu düşünce tarzımızı iki asır evvel terk ederek Batının tek yönlü düşünce tarzına dönmüşüz.

ÖZ'E DÖNME ZAMANI !
  • 17 Temmuz 2017, Pazartesi 18:21

ANALİZ/ CEVAT KARADAYI- Emekli Dz.Y.Müh.Yb

Bu yüzyılın başında Osmanlı aydınları yeni bir sosyal bilimle tanıştıklarını sanarak ateizm ve materyalizm ağırlıklı akılcı (maddeci) sosyal yapılara yöneldiler.

Halbuki kendilerine rehber edindikleri Emile Durkheim’dan, Max Weber’den, Auguste Comte’den çok önceleri sosyal bilimlerde muazzam eserler vermiş olan ve günümüzde de geçerliliğini sürdürmekte olan İbni Haldun vardı. Neyse ki İbni Haldun’un değer ve varlığından haberdar olanlar tekrar onun sosyal bilimlerdeki çalışmalarını gündeme taşımaktadırlar. Bunun en güzel örneği de bu sene İbni Haldun Üniversitesinin kurulması ve sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışının yapılmasıdır.

İbni Haldun “rahmetullahi teâlâ aleyh” büyük islâm tarihcisidir. 1332 de Tunus’da dünyaya gemiş ve 1406 Mısır’da vefat etmiştir. İbni Haldun Yemen’den Tunus’a göç eden bir ailedendir. Cezayir ve Fas’ta yüksek ilimleri okumuş, kelam ve fıkıh konusunda büyük alim Fahreddini Raziden ders almış, Mısır’da Maliki kadısı iken Timur Han ile de görüşmüştür. Muhtelif konuları içine alan (Mukaddime) yi inziva halindeyken yazmıştır. Şifa ül Ali isminde tasavvufi bir kitabı da vardır. Mukaddimesi 7 ciltlik Kitab-ül İber (İbretler Tarihi) eserinin ön sözüdür. Eserleri Avrupa dillerine tercüme edilmiştir.

İbni Haldun hem kelamcı hem fakih hem sofi hem tarihçi hem sosyolog olmak üzere bilimde çok yönlü bir özelliğe sahiptir. Bu bakımdan İbni Haldun muhtelif çevreler tarafından kendilerine önder kabul edilmiştir. İbni Haldun pozitivist olabilir mi? Pozitivizmin temeli materyalizme (salt akılcılığa) dayanmaktadır. Hem kelamcı hem fakih hem tasavvuf ehli olan İbni Haldun nasıl pozitivist olur? Zaten İbni Haldun’un eserleri geleneksel İslâm gözlüğü ile okunduğunda materyalistlerin kendilerine payanda olarak aldıkları fikirlerle alakası olmadığı anlaşılır.

İslami ilimler birbirini destekleyen akıl ve vahiy esaslarına dayalıdır. İbni Haldun sosyal meselelerin analizinde hem akıl hem de vahiy sınırlarını gözeterek çok odaklı bir yaklaşım sergiler. Batı ise meselelere tek odaklı yanaşır, yalnız aklı alır. Halbuki inanan bir alim hem aklı hem vahyi hem de gözlemi birlikte ele alır. İşte İbni Haldun bir bütün olarak ele alındığında o hem bir rasyonalist (akılcı), hem gözlemci hem vahye inanan dindar bir adam, hem de tasavvufa inanan sofi bir insandır. Acı olan şu ki biz bu düşünce tarzımızı iki asır evvel terk ederek Batının tek yönlü düşünce tarzına dönmüşüz.

İbni Haldun’un medeniyet tanımı eşitlik (adalet) esasına dayanır. Batının medeniyet tanımı ise evrim esasına dayanır. En tepede batılılar, altta ise diğer toplumlar yer alır. Tabii Weber’e göre Almanlar üstündür. Durkheim’a göre Fransızlar üstündür. İşte bu dramatik medeniyet sıralaması batılıları bencilliğe ve sömürgeciliğe sevk etmiştir.

Modern sosyologlara göre önceleri insan sosyolojisi yoktu. İnsan davranışları hurafelere, batıl inanışlara dayalı olarak incelenirdi. İnsan davranışlarının gerçek incelenmesi modern sosyoloji ile başlamıştır diyorlar. Halbuki kütüphanelerdeki İslâm eserleri incelendiğinde görülür ki, onlardan asırlar önce İslâm alimleri insan sosyolojisini insan davranışlarından giderek değerlendirmişlerdir. İnsan davranışları birer ameldir. Amelin de değerlendirileceği ilim, fıkıh ilmidir.

Ziya Gökalp kendisine has bir metot ile bizleri batı medeniyetine entegre etmek için çok çalışmıştır. Batı Medeniyetinin sosyoloji ilmi ile İslam Medeniyetinin insan davranışlarını içine alan fıkıh ilmini sentez etmeye, birleştirmeye çalışmış İçtimai Fıkıh (Sosyal Bilimsel Fıkıh) adında bir ilim geliştirmiştir. Ziya Gökalp çok önemli iki hususta yanılgıya düşmüştü. Bir defa, batı sosyolojisinin temeli sadece aklı esas alan materyalizme, inançsızlık düşüncesine dayalıydı. Oysa, fıkıh ilmi insan davranışlarının tamamı aklın da yardımı ile açıklayabilmekteydi. İki düşüncenin taban tabana zıt olduğu meydandadır. Ziya Gökalp hatalı olduğunu bildiği bu çalışmasına devam ederek dönemsel, daha doğrusu o andaki siyasi sosyal vaziyete göre, reçete hazırlamış oldu. Artık kendimizi daha fazla kandırmadan geleneksel öz sosyolojimize dönme vaktidir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık