MÜSLÜMAN ŞERİATA KARŞIYIM DİYEMEZ !

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci, Pelin Çift'in sunduğu programda İslam Hukukunu anlattı...

MÜSLÜMAN ŞERİATA KARŞIYIM DİYEMEZ !

 

-İslam Hukuku’ndan ne anlamalıyız. Bu hukuk nasıl oluştu?

-İnsan tek başına yaşayabilecek bir varlık değil. Cemiyet halinde yaşamak mecburiyetinde. O zaman insanı limite eden kaideler olması lazım. Biz bu kaidelere hukuk diyoruz. Hukukun nasıl doğduğuna dair çok çeşitli rivayetler var. Kimisi semavi olduğuna yani dini olduğuna kimisi de beşeri olduğuna inanıyor. Beşeri olduğuna inananlar da diyorlar ki, bir hükümdar çıkar veya bir meclis çıkar, bunlar kanun koyarlar. Veya insanların arasından örf ve adet olarak doğar. Konfiçyus gibi bir filozof koyar. Hadriyanus zamanındaki gibi hukukçular koyar. Veya dini olur. Yahudi hukuku, Zerdüşt Hukuku vs. İslam Hukuku da böyle. Menşei dini olan bir hukuk. Ne demek menşei dini olan bir hukuk. Dini kaidelere dayanıyor.

İslam hukukunun dört tane kaynağı var. Bunun birincisi Kur’an-ı Kerim. İkincisi Hazreti Muhammed Aleyhisselamın tatbikatı, sözleri. Üçüncüsü İslam hukukçularının yani müçtehid alimlerinin bir husustaki ittifakları. Dördüncüsü ise ittifak edilmeyen meselelerde tek tek hukukçuların beyanları. Bunu nasıl yapıyorlar? Kıyas yaparak. Çözülmüş bir meseleye çözülmemiş olanı kıyas yapıyorlar.

Mesala Hazreti Peygamber Aleyhisselam buyuruyorlar ki, “Katil, öldürdüğü kimsenin mirasını alamaz!” Bu Hazreti Peygamberin sünneti ile sabit. Kur’anda değil bu. Kur’an tek bir kaynak değil. Hazreti Peygamberin sünneti de en az Kur’an kadar tesirli bir kaynaktır. Yani farzlar, haramlar Hazreti Peygamberin sözleriyle de tespit edilir. Peki bir kimse kendisine vasiyette bulunanı öldürürse ne olur? Bunun cevabı yok. Ama alimler diyorlar ki, bu da aynıdır. Katil nasıl öldürdüğünün mirasını alamazsa, kendisine vasiyet edeni öldüren de miras alamaz. İşte hukuk böyle doğuyor. İslam Hukuku kaynağı kitap ve sünnet bile olsa, hukukçular tarafından kodifiye edilmiştir. (Kodifiye= Düzenlemek, tanzim etmek..) Onlar tarafından norm haline getirilmiştir. Tek başına Kur’an-ı Kerim ve tek başına sünnet insanların kolayca uyabileceği prensipleri ihtiva etmez. Bunları birer şiir (la teşbih vela temsil) gibi düşünün, onun bir izahı, yorumlanması, ne demek istediğinin açıklanması, burada ne demek istiyor, burada kast edilen ne, bunu yapmak farz mı, vacip mi, sünnet mi, haram mı, mekruh mu, mübah mı, bunu hukukçular ortaya koymuştur. Bu hukukçuların başı tabii ki Hazreti Peygamber Efendimizdir. Onun arkadaşları ve ondan sonra gelen ve günümüze kadar intikal eden İslam Hukukçuları, İslam Hukukunu insanlara aktarmışlardır. İlk devir İslam Hukukçuları yani ilk dört asırda yaşayanlar İslam Hukukunun teşekkülünü tamamlamışlardır. Artık 2. Hicri asırda, yani bundan bin yıl önce İslam Hukuku yazılmış, çizilmiş, enine boyuna bütün hükümleri konulmuş, usülü, metodolojisi bile yazılmış bir hukuk sistemi halini almıştır. Ondan sonra ortaya çıkan ufak tefek meseleler de aynı konsepte göre İslam Hukukçuları tarafından cevaplandırılmaktadır.

-Peki mezhepsel farklılıklar, İslam Hukukunun içeriğinde bir değişikliğe sebep oluyor mu?

-Hayır. Esasta bir farklılık yoktur. Hepsinde namaz, oruç farzdır. Hepsinde rüşvet haramdır. Adam öldürmek haramdır. Ancak bunun tatbikinde ufak tefek değişiklikler vardır. Bunlar da dediğim gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerinin ve Hazreti Peygamber Efendimizin tatbikatının yorumlanmasıyla alakalıdır. Bunu böyle olması özellikle istenmiştir. Mezheplerin olmasını. Rabbimiz isteseydi Kur’an-ı Kerim’de her şey olurdu. Veya Hazreti Peygamber her şeyi söylerdi. Böylece mezheplere ihtiyaç olmazdı. “İhtilafü ümmeti rahmetün...” Yani ümmetimin alimlerinin arasında hukuki ihtilaf olması rahmettir. Çünkü birinde bir sıkışıklık olursa, diğerine göre amel edilir. Şafii mezhebinde olanlar asla kolay kolay zekat veremezler. Şafii mezhebinde Kur’an-ı Kerim’de sayılan sekiz sınıf insanın her sınıfından en az üç kişiye verilmesi lazım. Yani 24 kişiye vermeniz lazım. Misal 24 altın zekat vereceksiniz, tek tek bunları bulacaksınız. Bu ise şartlara göre bazen çok zordur. Hanefi mezhebinde ise bu sekiz sınıftan bir tanesinden 1 kişiye bile verilse olur. İşte o zaman bir Şafii sıkıştığı zaman Hanefiye göre amel ederek meseleyi çözer ve İslam Hukukuna uymuş olur. Dolayısıyla dine uymuş olur.

- Şeriat kelimesi günümüzde bazı insanlara ürkütücü geliyor. Şeriat ne manaya geliyor. Ne anlamalıyız?

- Şeriat Arapça su kaynağına götüren yol demektir. Bizatihi kelimenin İslamiyet’le alakası yoktur. İslamiyetten önceki peygamberlerin getirmiş olduğu bütün hukuk sistemlerine şeriat denir. Musa Aleyhisselam şeriatı, İsa Aleyhisselam şeriatı, İbrahim Aleyhisselam şeriatı denir. Bugün kullandığımız meşru kelimesi var. Buradan yani şeriattan geliyor. Şeriata uygun demektir. Eskiden teşri derlerdi. Yasama fonksiyonuna. Şeriat dinin bütün inanç esaslarını, ahlak esaslarını ve ibadetlerini de ihtiva eder. Ben şeriata karşıyım diyen, ben Allah’a inanmıyorum, namazın, orucun farz olduğuna inanmıyorum, adam öldürmenin, rüşvetin suç olduğuna inanmıyorum demektedir. Bu doğru bir şey değil. Şeriat denince hemen akla gelen insanlara vahşi gelen cezalardır. Halbuki İslam Ceza Hukuku çok sınırlı sahada hüküm koymuştur. Milletin zannettiği kol kafa kesmeler İslam Hukukunda çok fazla yoktur. Ama böyle bir imaj uyandırılmıştır. Mecliste bir milletvekili yıllar önce, ben hatırlıyorum, şeriata karşıyım dedi. Başka bir milletvekili kalktı, Lütfi Doğan Hoca, daha evvel diyanet işleri reisliği de yapmıştı. Milletvekili arkadaşımızın herhalde dili sürçtü dedi ve benim anlattığım gibi şeriatı anlattı. Bir Müslümanın şeriata karşı olması düşünülemez. Diğer milletvekili kalktı ve dedi ki, doğru söylüyorsunuz, ben bunu kastetmemiştim, özür diliyorum.

- Şimdi İslam Hukuku hadislere de dayanıyor dediniz. Burada bir karmaşa var mı? Yani hadislerin nasıl toplandığına, günümüze nasıl geldiğine vurgu yapsak…

-Şimdi Hazreti Peygamberin İslam Hukukuna katkıları, Kur’an-ı Kerim’den çok fazladır. Büyük alimlerden Leys bir Saad diyor ki, Kur’an-ı Kerim olmasa Hazreti Peygamber tek başına kafi olurdu. Ama Hazreti Peygamber olmasa, Kur’an-ı Kerim tek başına kafi olmazdı. Çünkü Kur’an-ı Kerim umumi hükümleri bildirir. Bir anayasa gibi düşünün. Benzetmek gibi olmasın. Elbette ki onu tatbik eden bir makamın olması lazım. O da Peygamberimizdir. Hazreti Peygamberin sözleri İslam Hukuk bakımından çok ehemmiyetli bir delildir. Çünkü Hazreti Peygamber İslam Hukukunun canlı bir misalidir. Kur’anı Kerim’de bildiriliyor; en güzel örnek Peygamberdedir. Yani bir mesele karşınıza çıktığı zaman Hazreti Peygambere bakacaksınız. O nasıl yapıyor? İbadetlerde de, hukuki meselelerde de… Hazreti Peygamber her ibadeti yaptığı gibi, alış veriş yapmış, kiralamış, kendisi hizmetçi tutmuş, hizmet yapmış, şirket kurmuş, şirket ortağı olmuş, rehin vermiş, borç almış, borç vermiş, ariyet almış, ariyet vermiş, evlenmiş… İslam Hukukunun bütün hükümlerini hemen hemen kendi şahsında yaşamış ve canlandırmış. Bu çok mühimdir. Hakimlik yapmış, ordu komutanlığı yapmış, vergi toplamış, kamu gelirlerini dağıtmış. Başka hiçbir peygamberin bu kadar malumatına sahip değiliz. O bakımdan sünnet mühim. Hazreti Peygamberin sağlığında sünnet yazılmıştır. Zannedilenin aksine… İki yüz sene sonra yazılmıştır, ne kadar güvenebiliriz diyorlar. Öyle değil. Hazreti Peygamber önce mani olmuş. Kur’an-ı Kerimle karışmasın diye. Sonra yazılmasına müsaade etmiş. O zaman zarfında bütün alimler bu hadis-i şerifleri toplamışlar. Sözlü olarak rivayet etmişler. Aynı zamanda yazılı olarak rivayet etmişler. Hazreti Peygamberden iki asır sonra İmam-ı Buhari, İmam-ı Müslim gibi büyük hukukçular bunların hepsini toplayıp kitap haline getirmişler. Onlardan önce hadisler yazılı değildi, bilinmiyordu, hiç kimsenin hadisten haberi yoktu da, iki asır sonra yazılmış değildir. Bu çok yanlış bir spekülasyon. Günümüzde çok söyleniyor. Hadislere itimat edilmez demeye getiriyorlar. Ömer bin Abdülaziz bu işle alakalı İbni Şahap Zuhuri adında çok büyük bir alim vardır, onu vazifelendirdi. Hatta hanımı dermiş ki, bu benim beyim üzerime üç tane kuma getirse razı olurdum. Bilirdim ki, arada bana da uğrar. Şimdi her gece kitaplarıyla beraber. Hadisi şerifleri toplamak için çalışmış, ömrünü vermiş. Ömrü yetmemiş ama onun hizmetin devam ettirmişler. Velhasıl hadis-i şerifler çok eski tarihlerden beri yazılmış ve kayıt altına alınmıştır. Hazreti Ali’nin, Hazreti Ömer’in, Amr bin As’ın oğlu Abdullah’ın hadis sahifeleri vardır. Bunlar günümüze intikal etmiştir.

-Anlamak için soruyorum. Mesela Peygamber Efendimiz söylediği zaman ezberlerinde tutup da mı sonra herhangi bir malzemeye yazıyorlardı. Nasıl oluyordu?

- Hazreti Peygamberin sahabileri devamlı Hazreti Peygamberin hareketlerini ve sözlerini gözlüyorlardı. Bunların içinde bir grup vardı. Eshab-ı Suffa diyoruz. Mescidi Nebevi’nin içinde yatar, kalkar, gençtirler. Hatta ilk hukuk fakültesi talebeleri diyebiliriz bunlara. Aileleri yok. Efendimiz bunların geçimlerini sağlıyor. Her zaman Peygamber Efendimizle beraberler. Hazreti Peygamber bir yere hakim, kumandan, muallim, tahsildar göndereceği zaman bunlardan seçiyor. Tabii evli barklı, işi gücü olanlar da Efendimizi gözlüyorlar ve hepsi birbirlerine ve başkalarına anlatıyorlar. Gece gündüz Efendimiz ve söyledikleri, yaptıkları konuşuluyor, anlatılıyor. Hazreti Peygamber Efendimizin vefatından sonra bu sahabeler çeşitli şehirlere gittiler. Basra’ya, Kufe’ye, Kahire’ye, Şam’a… Mescitlerde halka kurup millete anlattılar. Hazreti Peygamber Kur’an-ı Kerim’i böyle okurdu. Şöyle tefsir ederdi. Şu işte şöyle söylerdi. Namazı şöyle kılardı. Orucu şöyle tutardı. Böylece hadis-i şerifler insanlar arasında yayıldı. Ve anlatırken kimden duyduklarını da anlattılar. Kendileri duymuşsa tamam. Başkalarından duymuşlarsa, duyduklarının isimlerini söyleyerek. Böylece rivayet silsileleri oluştu. Sonrasında bu silsiledeki insanların hafızasının kuvveti, ilimdeki yeri, ahlaki meziyetleri hadis-i şeriflerin kuvvetini tayin ve tespit etti.

- Kur’an-ı Kerim’in toplanması, bir araya getirilmesini anlatır mısınız?

-Hazreti Peygamber zamanında Hazreti Cebrail ile gelen vahiy, Efendimiz tarafından sahabilere okunurdu. Ve vahiy katiplerine yazdırılırdı. Nereye yazdırılırdı? En yaygın olan, develerden çıkan kemikler vardır, epeyce büyük. Ben onları gördüm. Bazı müzelerde mevcut. Çünkü kağıt yoktur o zaman. Kağıdın Araplara gelişi Türkler vasıtası ile Hicri 150 senesinde olmuştur. Sonra buradan da Avrupa’ya geçmiştir. Kemiklerden başka hurma liflerine yazılıyor. Parşömen ve papirüs çok yaygın değil o zaman. Üçüncüsü ve en kıymetlisi ceylan derisi. Mühim vesikalar, mektuplar oraya yazılıyor. Ceylan derisi kolay bulunmuyor. Cifir derler ceylan derisine… Cifir ilmi de oradan çıkmış zaten. Bu şekilde yazdırılıyor ama bir yandan da ezberliyorlar. Efendimiz vefat ettikten sonra Yemame Harbinde Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezbere bilenlerden önemli bir kısmı şehit oluyor. Bunun üzerine Hazreti Ömer ki, İslam tarihinde çok büyük hizmetlerin önderidir, lideridir. Hazreti Ebubekir’in veziri o zaman. Diyor ki, “Ya Emirel Müminin, Kur’an-ı Kerim’in kaybolmasından endişe ediyorum.” Bunun üzerine Eshab-ı Kiram’ın bu işi iyi bilen, lügat ilmini iyi bilenleri toplanıyorlar ve Kur’an-ı Kerim’i bir ceylan derisi üzerine yazıyorlar. Bu yazılan Eshab-ı Kiram’ın huzurunda okunuyor. Hepsi evet diyorlar, bizim Hazret-i Peygamberden duyduğumuz Kur’an-ı Kerim budur. Böylece bir kitap haline geliyor ve buna Mushaf adını veriyorlar.

- Otuzüçbin sahabi, bu nüshanın her harfinin tamı tamına yerinde olduğuna sözbirliği yaparak karar verdiler.

-Evet. Hac zamanı okundu çünkü.

(10 Mayıs 2017 Pelin Çift Gündem Ötesi Ekrem Buğra Ekinci ile İslam Hukuku programından deşifre edilmiştir.) 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık