KONU TOPRAKSA İŞ DEĞİŞİR...

Mete Han kendisine ait olan at ve cariyeyi vermekte tereddüt etmemiş ama halkın malı olan toprak söz konusu olunca taviz vermektense savaşmayı tercih etmiş bulunuyordu. Türk devlet anlayışı telakkisinin en zirve anlayışını yansıtıyordu. Bu tavır tüm Türk tarihi boyunca Türk devlet anlayışının da temelini oluşturacaktır.

KONU TOPRAKSA İŞ DEĞİŞİR...

Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi

Önceki gün CNN Türk TV’de Ahmet Hakan’ın konukları arasında bulunan CHP 26. Dönem Milletvekili Aytuğ Atıcı, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı, ABD Başkanı'nın mektubundaki üsluba değinirken çok içerlediğini belirtiyordu. “Onurumuz kırıldı. Buna en ağır cevap bizzat Cumhurbaşkanımız tarafından verilmeli” diyerek feveran ediyordu. Aslında bu tez, mektup açıklandığından beri bilhassa iç siyasette Cumhurbaşkanının özellikle hasımları tarafından şiddetle dile getirilmektedir ve çok düşündürücüdür.

Normal şartlarda bu ifadelerde yadırganacak hiçbir nokta yok. Belki her Türk ferdinin söylemesi gereken bir husustur.

Ancak meseleyi siyasi, diplomasi ve tarihî tecrübeler ışığında birçok yönden irdelemekte fayda bulunmaktadır.

Siyasi noktadan baktığımızda CHP, milletin oyuyla başkanlığa seçilmiş bulunan Sayın Recep Tayyip Erdoğan için, “Ülkemizin bugün baş temsilcisidir ve ona yapılan millete yapılmıştır" diyerek haklı bir duruş sergilemektedir. Ancak başta CHP lideri olmak üzere iki yıldır yapılan akıl almaz hakaret ve iftiraları nereye koymak gerekecektir. Cumhurbaşkanına karşı yapılan hakaretler millete ise daha dikkatli bir üslubu önce kendileri seçmeli değil midir? Bu durum efendim dışa karşı böyleyiz denilerek geçiştirilebilecek bir husus değildir. Milletin seçtiğine dışarıdan bir saldırı yapıldığında millete, içeriden yapıldığında ise şahsa yapılmış olur diye bir kural yoktur. Şayet aynı duruşu içeride de sergilemiş olsa idiler gerçekten tutarlı bir davranış olurdu.

Bu durumda akla başka senaryolar da gelmektedir. ABD ile ilişkilerin bozulması mı hesaplanmaktadır. Eğer öyle ise bu girişime, ülkeyi idareye talip olanların hasmını yanlış yapmaya sürüklemek adına ülkeyi ateşe atması denir ki böylesine akıl dışı hareketleri tarih affetmez!

Diplomasi konusunda ise iyi tarih bilgisi şarttır. Mesela bu noktada Mete Han’ı bilmek ve tanımak lazımdır.

Türk tarihinin en büyük hükümdarlarından biri olarak bilinen Mete Han’la ilgili meşhur bir rivayet vardır... Mete Han tahta çıktıktan sonra güneybatı komşuları olan Tung-hular, Hun tahtına genç yaşta birinin çıkmış olmasından yararlanarak, Hun ülkesini istila etmek istemişlerdi. Bunun için Hunlara politik baskı uygulamaya başladılar. Gönderdikleri elçi ile Mete Han’ın babası Teoman’a ait atı istediler. Mete Han bu isteği kabul ederek atı yolladı.

Tung-hular Mete Han’ın kendilerinden çekindiğini düşünüp daha ileri gittiler ve Mete Han’dan cariyesini istediler. Mete bu isteği de kabul edip cariyesini yolladı. Tung-hular daha da ileri giderek iki devlet arasında kullanılmayan çorak bir araziyi istediler. 

Mete Han, bu isteği ise hiç düşünmeden tereddütsüz reddetmişti. Devlet adamları onun neticede savaşa yol açacak bu tavrına şaşırmıştı. "En kıymetli varlıklarını verdin şimdi çorak ve kullanılmaz bir arazi yüzünden savaş mı çıkaracaksın?" dediklerinde Mete Han;

"Onlar bana aitti. Ancak bu defa istedikleri devletime aittir. Devletimin temeli olan toprağı nasıl verebiliriz?" diyerek onları susturdu.

Aslında bu olay o günün şartlarında devlet hayatında taviz politikasının sınırlarını göstermesi bakımından önemlidir. Mete Han kendisine ait olan at ve cariyeyi vermekte tereddüt etmemiş ama halkın malı olan toprak söz konusu olunca taviz vermektense savaşmayı tercih etmiş bulunuyordu. Türk devlet anlayışı telakkisinin en zirve anlayışını yansıtıyordu. Bu tavır tüm Türk tarihi boyunca Türk devlet anlayışının da temelini oluşturacaktır. 

Ardından Mete Han’ın ordusu ani bir baskınla devletin namusuna el uzatan Tung-hu’lara haddini bildirmiş ve onları imha etmiştir...

Muhalefetin maksadı ne?

Elbette Trump’ın mektubu diplomasi kaidelerine tam manasıyla ters ve ağırdır. Süper gücün şımarıklığını şu an başta bulunan şahsın kabalığını yansıtmaktadır. Trump bu tavrını sözleri ile olmasa da tavır ve davranışları ile pek çok Avrupa liderine karşı da göstermiştir.

Şimdi CHP ve o zihniyettekilerin Sayın Cumhurbaşkanı'na hitap ederek zaten pamuk ipliğine bağlı duran ilişkileri tümden koparmak istemelerini nasıl yorumlamak gerekmektedir. Bu duruma düşülürse diplomasi yolları bir anda kapanmayacak mıdır?

Şayet Cumhurbaşkanı mektup açıklanır açıklanmaz onların istediği gibi davranmış olsaydı, tam anlaşma kapıları aralanmışken bu kapı yüzlerine kapatılmış olsa böyle mi konuşacaklardı? “Efendim şahsi egonu memleketin önüne geçirdin”; “Ülkeyi bir kez daha düşüncesizce ateşe attın”; “Senin egon tavan yapmış” demeyecekler miydi?

Hâlbuki iyi düşünüldüğünde Sayın Cumhurbaşkanımız tam bir tarihî tecrübe ile mektuba cevap vermiştir. Zira mektup Cumhurbaşkanımıza harekâttan uzak durması için yazılmıştı ve saygısızca tehdit edilmişti. Cumhurbaşkanımız ise ABD Başkanı'nı kaale dahi almadan mektubun gelişiyle birlikte harekâtı başlatarak en ağır cevabı vermişti.

Hâl böyle iken, Türk ordusu ABD’nin bölgedeki gücü olarak görülen teröristlere ağzının payını vermeye başladığı mektubun kimler ve ne maksatla ortaya saçıldığını düşünmek gerekirdi. Cumhurbaşkanı'na "ver Trump’a ağzının payını" diye bağırmak diplomasi dilinden hiç anlamamak ve sokak kabadayılığı hareketlerine teşvik etmektir. Devlet meselesini bir manada şahsiliğe dönüştürmek istemektir. Kılıçdaroğlu’nun evvelce meşhur tarih bilgisi (!) düşünüldüğünde bu duruma fazla şaşırmamak gerekmektedir. Şayet Cumhurbaşkanımızı bu yönlendirmeleri cehalet icabı değilse çok daha düşündürücüdür. Maalesef CHP tavrı, ülkeyi değil sadece ikbal peşinde olduğunun açık kanıtı gibidir. Zira terörist gruplar konusunda tutumları maalesef ülkenin bekasına zarar vermektedir.

Evet devletimizin maruz kaldığı bu netameli günlerde şahsi hakaretlerin esamesi dahi okunmaz. Devletimiz bugünlerde tedbir, istişare ve atacağı adımlarda zamanlama faktörünü elden bırakmadan soğukkanlılıkla kararlarını almalı ve tavizsiz uygulamalıdır.

Zira bölgedeki süper-güçler tam manasıyla satranç oynamaktadır. Acımaları yoktur. Beyinlerinin gerisinde hesap ve planları çoktur. Verdikleri sözleri daha evlerine varmadan unutabilmektedirler.

Bütün buna rağmen Türk idare yapısı sınırımızda beliren büyük tehlikeye zamanında vurmayı ve zamanında durmayı başarmış bölgedeki dünya süper güçlerinin hedef ve maksatlarını da değerlendirmek suretiyle masada şimdilik istediği hedefe ulaşmıştır.

Bölgede henüz istikrar vuku bulmuş değildir. Devletimizin gaflete düşmeden hadiseleri dikkatle takip ederek atacağı adımları ona göre belirlemesi daha da elzem hâle gelmiştir. Zira Türk başarısı, yıllardır tasarladığı planları suya düşenleri yeni hamlelere itebilir!   

DİB'i tebrik ve İstanbul Sözleşmesi

3. Afrika Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’nde konuşan Diyanet İşleri Başkanımız Ali Erbaş, FETÖ konusunda son derece önemli bir konuşma yaptı. Şöyle ki:

“Milletimizin istiklaline ve istikbaline kurşun sıkan FETÖ, din kisvesi altında yayılan dış güdümlü bir terör örgütüdür. Dinî kavram ve söylemlerle gençlerimizi kandırarak kirli emellerine alet etmeye çalışan karanlık bir şebekedir. İslam’ın bütün değerlerini istismar eden, itikadi, amelî ve ahlaki bir sapmadır. Dünyadaki bütün Müslümanların geleceği için büyük bir fitne, tefrika ve tehlikedir. Bu bağlamda başkanlığımız, söz konusu hain yapının içyüzünü anlatan eserler ve raporlar hazırlayarak farklı dillerde yayınlamıştır. Bu eserler dünyanın her yerindeki büyükelçilik ve ülkemizi temsil eden kurumlarımıza gönderilmiştir. Arzu eden ülkelere ve kardeşlerimize de bu sapkın örgütü anlatan eserleri göndermeye devam ediyoruz.”

Sayın Başkan'ın bu konuşmasını tebrik ederken şu acı gerçeği de hatırlatmak istiyorum. Maalesef böylesine tehlikeli bir dinî yapıyı Diyanet Camiasının on yıllar sonunda bir darbe girişimine maruz kalması ile birlikte tespit etmesi hıyanet değilse çok büyük bir gaflettir!..

Bunun üzerinde neden durdum. Zira din ve gençlik üzerindeki projeler bitmemiştir. Şu anda gençliğimiz ve ailemiz, yine bir FETÖ planı olduğu muhtemel İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projelerinin kıskacı altında hızla dejenere olmaktadır. Diyanet Camiası bu meş’um faaliyetin farkına ne zaman varacaktır. Yine on yıllar geçtikten ve ba’de harabü’l-Basra olduktan sonra mı?

Bu arada Sayın Ali Erbaş Bey, Afrika’daki bir kısım yardım faaliyetlerine de dikkat çekmiş. Merak etmesin, bizim sivil toplum kuruluşlarımız Afrika’da kurbanları keser, kuyuları açar, yemek yedirir. Diyanet lütfen bunları bıraksın. Asıl olarak gençliğimize, aile yapımıza sahip çıksın. Zira onların çökmesi dinin de çökmesi manasına gelmektedir!

 

TEFEKKÜR

Nazar-ı ârifânda yeksandır

Düşman-ı ma’rifetle düşman-ı Hak

Beğendim 0 Muhteşem 1 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık