TAŞIN RUHUNDAN, BETON İSTİLASINA...

Mesela bir mezar başlığında duvak tasvir edilmiş. Hayattayken başına örtemediği muradını mezar taşına giydirmişler. Yerçekiminin etkisiyle yerlere dökülen kumaşın kıvrım ve detayları muhteşem, kurdeleler masum bir etki vererek sade bir simetrik düzlemde aşağı akmış. Sadece bu kısma bakarken bile genç yaşta ölüp giden kızcağızın geriye bıraktığı acıyı hissedebiliyorsunuz.

TAŞIN RUHUNDAN, BETON İSTİLASINA...

HABER ANALİZ/ YUNUS DANABAŞ

Mezar taşlarının anlattığı hazin bir hikayedir bu; her detayı yürekleri burkan...

Osmanlı mezar taşlarında, serlevha denilen yazılı bölümün üstünde bir başlık görürüz. Genellikle sarık, kavuk, fes olan bu başlık bize mevtanın mesleği ya da mensup olduğu tarikat hakkında bilgi verir.

Osmanlı'da kadın mezar taşlarında erkek mezarlarındaki gibi başlık yoktur. Bir kadının incelik, letafet ve zarafetini en güzel şekilde aksettiren şeyler vardır; çiçekler, buketler, bahar dalları, gerdanlık, küpeler, broşlar...

Süleymaniye’nin bahçesindeyiz.

Mesela bir mezar başlığında duvak tasvir edilmiş. Hayattayken başına örtemediği muradını mezar taşına giydirmişler. Yerçekiminin etkisiyle yerlere dökülen kumaşın kıvrım ve detayları muhteşem, kurdeleler masum bir etki vererek sade bir simetrik düzlemde aşağı akmış. Sadece bu kısma bakarken bile genç yaşta ölüp giden kızcağızın geriye bıraktığı acıyı hissedebiliyorsunuz.

Kabrin alt kısmı ise işi daha dramatik bir hale getirmiş. Süslemeleri, kulplarıyla ve fiyonklarla birbirine bağlanmış çiçeklerin sardığı neredeyse tam boyutlu bir çeyiz sandığı şeklinde. Emek emek işlediği kanaviçelerin, dantellerin hayali, yeni hayatında taşlara hayat vermiş.

Şahide taşında çiçek; kadın mezarlarına resmedilirdi. Osmanlılar için kadın demek çiçek demekti. Başka bir mezarda bir kırık gül çıkıyor karşımıza ayak şahide taşında. Tam açmadan kırılmış bir gül kadar güzel bir anlatım olabilir mi; yarım kalmış bir kadının hayatını anlatan...

Osmanlıdan sonra sanki ruhumuzu yitirdik, inceliğimizi hatta kimliğimizi kaybettik.

Mezar taşlarında bir medeniyet şuuru yattığını anlatamıyoruz kendimize. “Mezar taşlarını bile okuyamıyoruz” sözündeki “bile”den kastın "en düşük ihtimalle" anlamına geldiğini, bunun devamının köklerimizden kültürümüzden soyutlanma olduğunu en basitinden anlatamadık yeni nesillere.

Medeniyet sensin benim pak ve güzel ecdadım.

Uygarlığı, kültürü, Antik Yunan'da arayan ecdat bilmezlere gelsin bu yazım.

Hiç şüphesiz aziz İstanbul'un en önemli sembollerinden biri de Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği, eşsiz mimarisi ve her detayında insanı şaşırtan matematiği ile yüzyıllara meydan okuyan Süleymaniye Camiidir.

Bu Camiyi ziyaret edip hayranlık duymamak için ancak gözünüzün âmâ olması gerekir.

Lakin bu camiyi, mimari yapısı kadar önemli kılan bir diğer yönü daha var.

O da bu eseri görmeye gelenlerin ekseriyetle ziyaret ettiği, camiinin ön kısmında yer alan; başta türbesi üzerinde hacer-ül esved taşı bulunan Kanuni Sultan Süleyman, zevcesi Hürrem Sultan, Gümüşhanevi dergâhı mürşid ve postnişinlerinden Muhammed Zahid Kotku Efendi, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi ve silsileden birçok önemli şahsiyetlerin kabirlerinin bulunduğu külliyenin hazire kısmıdır.

Bunların yanında devlet-i aliyyenin devlet ricali ve ulemasından önde gelen birçok kişinin kabri de buradadır.

Burada birbirinden ilginç ve hüzünlü hikayelerin mermer taşlara işlendiği mezar şahidelerine rast gelirsiniz.

İşte bu hazirenin en ilgi çeken mezarlarından birisi de hiç şüphe yok ki, gelin duvağı ve dalından koparılmış gül motifinin işlendiği genç bir kıza ait mezar taşıdır ve hikayesi pek bi acıklıdır.

Bu mezar taşı; vefat eden kızın erken gidişini en latif bir üslupla ölümsüzleştirmiş, destansı bir anlatım içerir...

Caminin mihrap duvarının önünde kalan ve hazirenin boğaza bakan tarafdaki "B" kapısından girince 30 adım mesafede bulunan; tasarımı ile dikkat çeken sanat eseri bu mezar, Selanik eşrafından Mustafa Fevzi Bey'in 17 yaşında vefat eden kızı Fatıma Müşerref Hanım'a aittir ve kitabesinde şunlar yazılıdır:

Ey zair şu taşın altında yatan genç

Kızların en pak ve afif ve en zeki

Ve en güzellerinden biriydi heyhat

Ecel onu on yedi yaşında şu gördüğün

Toprağa serdi yegane emeli olduğu

Ailesinin kalbgahından mevtin

Henüz pek taze iken kopardığı bu nadide

Çiçek nur-ı zeka ve malumat ile mümtaz

Hüsn-i ahlak ve namusa mücessem misal idi

Ruh-i masumun için Fatiha

Fi 13 Kanun-i Sani,sene 1325 Yevm-i Çarşamba..

 

Ayak taşı üzerinde bulunan kırılmış gül dalı ile taze bir gül fidanının dalından koparılmasına benzetilmiş, genç yaşta vefat eden Fatma Müşerref Hanım.

Bu mezarı fark edip de detaylıca incelemeyen yoktur herhalde.

Çeyiz sandığı tasvirli sandukanın kaidesi üzerinde bir detay göze çarpar.

Bu detay Osmanlı mezarlarında çok nadir görülen mezar ustasının adıdır.

P.C.Pascalidi adlı Rum bir usta tarafından yapılan mezar, usta imzası taşıması ve sanat tarihi açısından da farklı bir önem arz eder…

Ben tarihi mezarlıklara manevi istirahat bahçeleri gözüyle bakarım. Zira Osmanlı'nın gündelik hayatın içinde oluşturduğu bu yüksek kültürünün yansıması olan mezar taşları, geçmişten günümüze uzanan zarafet vesikaları olarak kısmen de olsa hala ayakta.

Hayatın her köşesinde güzellik ve estetiği yakalama gayretindeki Türk-İslam sanatının bir ürünü olan mezar taşlarının en nadide örneklerine, Süleymaniye ve 2. Mahmud Türbesi, Edirnekapı, Karacaahmet, Eyüp Sultan gibi hazirelerde bolca rastlamak mümkün.

Gidin gezin görün; hayran kalın, esen kalın...

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık