MASKELERİ İNİNCE...

Şimşirgil Hoca, “Baş-ruhban”ları da tenkid ediyordu. Halil İnalcık, Ahmet Yaşar Ocak gibiler bu kalemden olan ve efendileri olan keferenin Türkiye şubesini idare eden Self Oryantalistlerdi yâni Şimşirgil’in kabahati büyüktü hem Bilim Kilisesi ile hem de bu kilisenin mensuplarını yetiştiren belli başlı isimleri tenkid ediyor ve maskelerini indiriyordu.

MASKELERİ İNİNCE...

Selçuklu Tarihçiliği Ruhbanlığı ve Cihan Piyadeoğlu'nun Ahmet Şimşirgil'i Aforozu

            İşbu makalede büyük bir sahtekârlığı ve hedef saptırmayı mevzuubahs edeceğiz, makale başlığımızdan da idrâk edilebileceği üzere mes’elemiz tarih ilmi, tarihi dönemlere ayırmak ve bir tarihçinin başka bir tarihçiyi intihâlle itham etmesi olacaktır. Bütün bunları incelerken Kilise sonrası kurulan Yeni Çağ Din-Dışı Batı Avrupa Medeniyeti veya Çağdaş-Küresel İngiliz-Yahudi Medeniyeti ve onun getirdiği Bilim Kilisesi mes’elesine de pek tabiî olarak dâhil olacağız…

            Târihi Vetire:

            Bilimlerin son tasnifini kefere yaptı. Gerçekten de Kilise’nin otoritesini sermaye sınıfı ile iş birliği yaparak yıkan krallar ve onları destekleyen deist-athe ideologlar bunun yerine yeni bir Kilise inşa ettiler ve bu kilisenin adı da “Bilim Kilisesi” oldu. Papaz-Ruhban sınıfı gitti yerine “Bilim Adamı” denilen başka bir ruhbanlık geldi… Bunlar sâir medeniyetleri istismar etmek için incelediler çünkü tanımadan istismar edemezdiler ve kendilerine göre onları tanımladılar ve aynı zamanda kendilerini de tanımladılar ve buradan da Avrupa-merkezcilik zuhur etti. Bütün her şey onlara göre onların birer hazırlayıcısıydı. Müstemleke çocukları da bu tanımlamaya riayet ettiler ve kefere mefhumları, ıstılahları ile yazıp-çizdiler, artık köleydiler. Azad kabul etmez modern ve gönüllü köleler!.. Bu kölelere, köleliklerini hatırlatıldığı vakit pek tabii kabullenmeyecekler ve efendilerinden daha ziyade hırçınlaşıp sağa sola saldıracaklardır.

            Bunlar tarihi de muhtelif devirlere ayırdılar, İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ gibi… Hâlbuki Müslümanlarda târihi iki devre ayrılırdı -İslâm Evveli ve -İslâm Sonrası bu iki tarihte iki hâdiseyi mihenk noktası edinmişti. I) Efendimiz(s.a.v.)’in doğumu veya Hicret II) Türklerin Müslümanlaşması ve İslâm Alemi’ni yeniden birleştirmesi… Malum olduğu üzere bizde de XIX. asırdan itibaren bâtıl nâmına ilk küçük adımlar atılmaya başlanmıştı ve bu adımlar pek müessir olamasa da bir asra yakın bir müddet bir şekilde işlenmesi ile o devrin FETÖ yapılanması diyebileceğimiz İttihatçılar eliyle 1909 İhtilâli’nden sonra resmiyet kazandı, buna rağmen devlet hâlâ bir İslâm Devleti nizam da bütün sarsılmalara rağmen bir İslâm nizamıydı. İşte en kötü modernleşme diye tâbir edilen Kemalizm gelene kadar bu ikilik devam etti ve Kemalizm ile mutlak kefere taklidi başladı ve kefere-i fecerenin yukarı da işaret ettiğimiz Bilim Kilisesi ithal edildi ve tarihi tasnifi ve tarih usulümüz onlara göre değiştirildi ve tebellür ettirildi.

            Peki ya hakikatte ne oluyordu? Aslında bütün hadisatın derununda Hak-Batıl mücâdelesi yatar ve aralarında bir galebe nöbetleşmesi vardır, birisi galip gelebilir lakin asla diğerini yok edemez. İşte bu noktada şuna işaret ediyoruz ki geçmişte Haçlı bugün de Bilim Kilisesi’nin çocukları ile İslâm’ın, Hakk’ın çocukları arasındaki mücâdele asla bitmemiştir, bitmeyecektir ve kıyamete kadar da -adları değişse de- devam edecektir.

            Bilim Kilisesi’nin Tarih Şubesi ve Kast Sistemi:

            Bize göre târih bir bütündür parçalanamaz ve dahi içtimai ilimler de ve hatta bütün bir ilim de bir bütündür parçalanamaz. Buna göre ben Selçuklu tarihçisiyim, sen Osmanlı tarihçisinin benim sahama girme gibi “Ruhbanlık” “Derebeyliği” ifade eden ifâdeler hiçbir mana ifade etmez. Bilakis Asr-ı Saadet-Hülafa-yı Raşidin-Emevi-Abbasi-Selçuklu-Osmanlı ana çizgisi dairesinde ve bunun haricinde kalan muhtelif İslam veya kefere tarihlerini de her ilim ehli ana hatlarıyla ve farz-ı kifaye babında bilmelidir ve pek tabii olarak her insanın teferruat noktalarda daha fazla veya daha derin hususları bilmesi de inkâr edilemeyecek bir vakıadır. Daha umumi bir noktada ben tarihçiyim, hukuk bilmem, ben hukukçuyum, edebiyat bilmem gibi bir ifade de pek tabii olarak bir aldatmacadan ibaret olacaktır. İlimlerin biri, diğerinden ayrılamaz ve ilimlerin hepsi birbiriyle alâkalıdır. Evet bu dediğimiz başta zor görünür lâkin hayatını mütemadiyen ilme ve irfana ayıran birisi için asla zor değildir… On yıllara ve pek tabii beşikten-mezara yayılacak bu ilmi serüven esastır. Buna tâbi olamayacak olanların kurduğu “Kast Sistemi” bizim için bir mana ifade etmez. Sizin ruhbanlığınız size bizim araştırmacılığımız da bizedir…

            Selçuklu Tarihçiliği Ruhbanlığı:

            Bilim Kilisesi’nin çocuklarının pek tabii olarak bir de “Selçuklu Ruhbanlığı” kurmaları kaçınılmaz olmuştur. Hâlbuki ilimde herkes birbirinin hem hocası hem de talebesidir. Sen kimsin benim sahama giriyorsun ithamları, işte bu sebeble pek bir manaya gelmeyecektir. Bir sahayı hakkını vererek çalışan herkes o sahada söz sahibi olabilir velev ki akademik ünvanı olsun veya olmasın…

            Bilindiği üzere Selçuklu tarihçiliği arşivi olmayan ve neredeyse sadece belli-mahdud kitaplar, vakıf kayıtları, sikkeler, muhtelif asar-ı atika gibi günümüze ulaşan nadir eserler üzerinden yapılan bir sahadır. Ol sebeple incelenmesi Osmanlı tarihine göre daha kolaydır.

            Ne İntihaldir Ne değildir?

            İntihal suçlaması ilmi hırsızlığı ifade eder ve altı doldurulması gerekir. Bu sahada Ali Birinci’nin “Tarihin Kara Kitabı” isimli eserini muhakkak okumalısınız. Biz ne intihal değildir sualine bir misal verecek olursak; X yazar daha evvelki bir tarihte “Harf İnkılabı miladi 1928’de oldu” diye yazsa, Y yazar daha sonraki bir tarihte “Harf İnkılabı miladi 1928’de yapıldı” diye kaleme alsa ve X yazar, Y yazarı intihalle itham etse bu asla intihal değildir, zaten bir vak’anın benzer cümlelerle ifade edilmesinden daha tabii ne olabilir. Ne yazık ki Cihan Piyadeoğlu’nun Ahmet Şimşirgil’i ithamı birazdan da ortaya koyacağımız gibi aynı böyledir. Bu noktada şu birkaç maddeye kısaca işaret edelim ve Piyadeoğlu-Şimşirgil mes’elesine geçelim.

            -Aynı kaynaklardan benzer araştırmaların çıkması pek tabiidir.

            -Tarihte söylenmemiş söz yoktur, bizi ayıran tasnifimiz ve yorumlarımızdır.

            -İntihalle suçlayan birisi, bu intihali hakkında dava açmalıdır.

 

Piyadeoğlu’nun Şimşirgil’i Aforozu:

Kilisenin elinde bir silah vardı “Aforoz” bununla kendilerine baş eğmeyenleri veya kendileri gibi olmayanları bir şekilde cezalandırırlardı. Bilim Kilisesi mensuplarının yâni “Yeni Papaz” veya “Yeni Ruhban”ların da bu aforozu ara ara kullanacakları pek tabiidir.

İşte Cihan Piyadeoğlu, İslâm’ın çocuğu Ahmet Şimşirgil’i hiç olmayacak şekilde intihalle itham etti ve Bilim Kilisesi’nin Selçuklu Tarihçiliği Ruhbanlığı sınıfından aforoz etti! Hem de ne ithamla, Şimşirgil, kitabının önsüzünde kendisine teşekkür ettiği, kaynakçasında gösterdiği ve (dip-not) son-notlarında da kendisine yer verdiği hâlde… Hadi diyeceğim ki gerçekten kendisine hiç atıf yapmasaydı belki bu ithamını velev ki yanlış da olsa anlayışla karşılayabilirdim lakin bütün bu teşekkür-kaynak gösterme olduğu hâlde, bunu yapması sâdece yukarıda ifade ettiğimiz “Bilim Kilisesi” “Yeni Ruhbanlık” ve “Kast Sistemi” gibi mefhumlarla izah edilebilir aksi bir manayı vermek sadece safdillik olur.

Peki ne oldu?

Her şey Şimşirgil Hoca’nın Otağ Serisi’nin üçüncü kitabı Sultan Alparslan’ı kaleme almasıyla başladı. Malum olduğu üzere Şimşirgil Hoca bir kitap yazdığında, o kitabın on binler belki de yüzbinler satması pek tabiidir. İşte onun bu şöhretini çekemeyen kıskançlar/hasetçiler/Selçuklu tarihçiliği ruhbanları ondan rahatsız oldular… Aslında rahatsızlığın başka bir sebebi de vardı. Çünkü Şimşirgil Hoca sâdece tarih sahasında değil ilahiyat, hukuk, edebiyat sahasında da ilmi ciheti yüksek olan bir kimseydi.

Kilise gibi Kilise’yi yıkan Bilim Kilisesi mensuplarının da Allah’ı, İslâm’ı duymaya tahammülleri yoktu halbuki bizim tarihimiz Allah yolunda olan bir tarihti, nasıl ondan bahsetmezdik. Şimşirgil Hoca aynı merhum Osman Turan gibi Tarih ve İslam’ı beraber anlatabiliyordu bu da deist-athe tesirindeki yeni bilim papazlarını rahatsız ediyordu.

Daha da derinde Şimşirgil Hoca, “Baş-ruhban”ları da tenkid ediyordu. Halil İnalcık, Ahmet Yaşar Ocak gibiler bu kalemden olan ve efendileri olan keferenin Türkiye şubesini idare eden Self Oryantalistlerdi yâni Şimşirgil’in kabahati büyüktü hem Bilim Kilisesi ile hem de bu kilisenin mensuplarını yetiştiren belli başlı isimleri tenkid ediyor ve maskelerini indiriyordu.

(Piyadeoğlu’nun intihal ithamı)

(Piyadeoğlu’nun kendi kitabından paylaştığı sayfa)

(Piyadeoğlu’nun, Şimşirgil’den paylaştığı sayfa)

Bunun üzerine başta Hamza Albayrak olmak üzere, Fehim Harmanşa, Burak İnanç Erturaç, Ahmet Çakır gibi Twitter kullanıcıları Cihan Piyadeoğlu’na gerçekten de ilmi/mukni cevaplar vermişlerdir. Piyadeoğlu da bir tweet daha atmaya mecbur kalmıştır.

(Gelen aksülameller üzerine yaptığı mecburi açıklama)

            Bununla beraber İsmail Hakkı Kadı, Emrah Safa Gürkan gibi karın ağrısı olan yeni ruhbanlar mes’eleyi araştırmadan Cihan Piyadeoğlu’na destek olmuşlar ve Ahmet Şimşirgil’in kul hakkına girmişlerdir.

(Bahsi geçen zatların tweetleri)

Peki… Piyadeoğlu’ndan da evvel yazılan Selçuklu tarihlerinde vak’a nasıl anlatılmıştı?

(Osman Turan’ın Selçuklular Zamanında Türkiye kitabında aynı bahisler…)

(Osman Turan Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti kitabından aynı bahisler)

(Ali Sevim ve Erdoğan Merçil’in Büyük Selçuklu İmparatorluğu kitabından aynı bahisler)

            Görüldüğü üzere Piyadeoğlu, Şimşirgil’e sadece bir sayfa için intihal ithamında bulunmuş, halbuki kendi kitabından paylaştığı sayfanın aynısı daha evvel yazılan tarih kitaplarında da olduğu gibi yer almıştır. Piyadeoğlu aslında kendi kendini intihalle itham etmiştir. Biraz şahsiyeti, karakteri, namusu, ilmi kimliği varsa özür diler ve bu mes’ele kapanır.

            Peki Şimşirgil Hoca kitabında, Piyadeoğlu için neler yazmıştı?

(Şimşirgil’in bahsi geçen kitabının önsözünde yazdığı, muhtelif kimseler teşekkürü)

            Şimşirgil Hoca, ilmi ahlâkının bir icabı olarak okuduğu ve faydalı bulduğu araştırmacılara teşekkür etmiştir. Bu ne garip iştir ki, teşekkür ettiği kimse kendisini intihalle itham eder! Demek ki gerçekten de burada bir ruhbanlık ve kast sistemi veya başka bir karın ağrısı vardır!

(Şimşirgil Hoca’nın bahsi geçen husus için atıf yaptığı kaynakça…)

Şimşirgil, altı çizili yerde Piyadeoğlu’na da atıf yapıyor, bahsi geçen husus içinse devrin kaynaklarına atıf yapıyor… Bundan tabii ne olabilir… Aaa tâbi, sen kimsin benim sahama girersin, sen kimsin benim ruhbanlığımı sorgularsın gibi şuur altı saikleri ile hareket eden kimselere asla yaranamazsın!..

Yukarıda ifade ettiğimiz hususu bir daha tekrarlayalım -Özür dile Piyadeoğlu, özür dile ki en azından kul hakkı üzerinden kalksın, zaten inanmıyorsan da en azından ahlâklı bir inanmayanmış deriz! Şimşirgil, kindar biri değildir ve mes’eleyi kapatır, geçer.

Ve biz Hoca'yı tanırız, her beşer gibi bazen yanlış yapar, yanlış konuşur, yanlış yorumlar ama asla intihâl yapmaz, kul hakkına girmez.

Mes’ele vuzuha kavuşmuştur. O hâlde biz de buradan Ahmet Şimşirgil’e bir çağrıda bulunalım:

            KINIK SERİSİ:

Şimşirgil’in ilmi derinliğini idrak etmek isteyenler, doktora tezi ve doçentlik takdim tezlerine bakabilirler. Sağdan-sola yazının her türlüsünü okuyabilen Şimşirgil’i efkâr-ı umumiyeye tanıtan eseri ise “Kayı Serisi” üst başlığı altında kaleme aldığı Osmanlı Tarihi olmuştur. Hoca gerçekten de bilene hatırlatıcı, bilmeyene öğretici olmak düsturuyla ve uydurukça olmayan, net ve sade bir Türkçe ile kaleme aldığı bu eserle bütün gönüllere taht kurmuştur. Bana göre hocanın kitabı üniversiteye kadar olan kısımlarda ders kitabı olmalı üniversitede de Uzunçarşılı ve Ziya Nur Aksun’un Osmanlı tarihleri, Kayı Serisi’nin attığı temel üzerine okutulmalıdır. Bu üç seri kitabı hakkıyla okuyan bir kimse gerçekten de Osmanlı Tarihi’ni ciddi manada hâlleder.

Şimşirgil Hoca on yıllarını verdiği Kayı Serisi’nden sonra aynı düstur ve üslupla bir de Kınık Serisi kaleme almalıdır o kitap da üniversitelere kadar ders kitabı olarak okutulmalı onun attığı temelden sonra da Osman Turan’ın kitapları okutulmalıdır. Biliyorum, Şimşirgil’in gerek telifatı gerekse de dersleri onun vaktini ziyadesiyle almaktadır. Kayı Serisi son cildi ile ikmal edildikten sonra kalan ömrünü bir de Kınık Serisi’ne verse bu millete yapılacak en büyük hizmetlerden birisi yapmış olacaktır. Bir de Hoca muhakkak bir “Hatırat” kaleme almalı ve başta kendi hayatı olmak üzere, gerek akademik gerekse de basın-yayın dünyasına dair başından geçenleri kaleme almalıdır.

Ahmet Şimşirgil ve Biz:

Bendeniz Şimşirgil Hoca’yı 2010’ların başından beri tanırım hem Marmara Üniversitesi’nde okurken tanıdım hem de onunla muhtelif mes’elelerde pek çok defa konuşma fırsatı buldum. Kendisiyle hiç anlaşamadığımız nice mes’eleler de oldu -Timur Mes’elesi gibi- bunların olması O’na olan muhabbet ve hürmetimi azaltmadı çünkü Şimşirgil Hoca hakkaniyetli, samimi bir insandı. Kayı Serisi onun yüz akı eseridir. Şimşirgil kitaplarının geliriyle yüzlerce talebeye burslar vermektedir, ADEMDER’de de nice talebe ile doğrudan alâkadar olmaktadır. O’nun kendisinin arkasından iş çeviren talebelerin bile notlarını kırmadığına nice defalar şahid olmuşuzdur. Hatta kendisinin “Adalet ince bir çizgidir ve ben onu tutturamamaktan korktuğum için muhakkak talebelerimin aldığı notlardan daha fazlasını veririm” dediğine bütün sınıftakiler şahid olmuştur.

Şunu da Şimşirgil’in derslerini alan talebeler için ifade edeyim, imtihan kağıdlarında yaptığınız güzellemeler hoca için hiçbir mana ifade etmek o sadece şunlara bakar:

-Tarih ve yer/mekân yazıyor mu

-Sebep-netice münasebeti kuruluyor mu

-Tenkid ve tahlil yapılıyor mu, bunun dışında belki bir iki beyit yazarsanız ayrıca takdirini kazanabilirsiniz.

İş bu noktaya geldikten sonra bu yazıyı okuyan kardeşim, artık bu makaleyi paylaşmak boynunun borcu olmuştur. Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfürdür. Şimşirgil’in hakkına girenlere karşı hak ve hakikat namına onu müdafaa etmek hepimizin boynunun borcudur. O halde sen de bu makaleyi lütfen ulaşabildiğin herkese gönder, gönder ki hak yerini bulsun.

Ve bu noktada yukarıda ifade ettiğimiz temel mes’eleler için bir seri kitaplar listesi vereceğim, eğer onları okursanız “Bilim Kilisesi, Oryantalizm, Self Oryantalizm, Yeni Ruhbanlık, Yeni Kast Sistemi” gibi ifadelerle ne demek istediğimizi gerçekten idrâk edersiniz.

Avrupa ve Beşeriyet - Nikolay Trubetskoy

Avrupa Eğitim Tarihi - Kemal Aytaç

Avrupa'nın İcadı - Gerard Delanty

Oryantalizm - Edward Said

Hayali Doğu - Thierry Hentsch

Doğu Batı - Yüksel Kanar

Aydınlanma Üzerine Bir Derkenar - Prof. Dr. Fehmi Baykan

Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart Mı - Jacques Le Goff

Sanatın İcadı - Larry Shiner

Bilimler ve Sanatlar Üzerine Nutuk - Jean Jacques Rousseau

Çağdaş Küresel Medeniyet - Teoman Duralı

 

Beğendim 6 Muhteşem 6 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Merve Adısoy Merve Adısoy 07.05.2019

Olayın gerçeği ortaya çıkarılmış, Ahmet hocaya sahip çıktığınız için teşekkürler Medyamit

Hamza Hamza 12.05.2019

Beytullah hocam kalemine sağlık, helal olsun. Bütün maskelerin inmesine vesile oldun.

Ahmet Hırsızgil Ahmet Hırsızgil 09.06.2019

Haksız sözleri tasdik eden dalkavuk ve ikiyüzlüdür, İmam Şafii

yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık