MANEVİYATIMIZIN TRUVA ATI...

Afgani Şii olmasına rağmen sahtekarlıkla Sünni gibi gösterilmeye çalışılan bir isimdir. Ve en dikkat çekici nokta, Afgani, Abduh, Reşit Rıza muhiplerinin İran veya Şia karşısındaki manidar suskunluğudur. Dolayısıyla bu durum Ehl-i Sünnet Müslüman Türk’ten İstanbul’un rövanşını Şii İran ile alan İngiltere destekli Siyonizmin kimleri nasıl devşirdiği konusunda fikir vermektedir.

MANEVİYATIMIZIN TRUVA ATI...
  • 18 Aralık 2019, Çarşamba 14:48

Sultan Abdülhamid Han hakkındaki düşünceleri, bir insanın ruh dünyasına açılan kapılar için maymuncuk gibidir.

Bu büyük Sultan’a muhalefet edenlerin neredeyse tamamında siyasal İslamcılıkla birlikte, felsefeye meyyal bir mezhepsizlik söz konusudur.

“Gazali’ye bakacak olursak sokağa çıkamayız” isyanının sahibi sözde muhafazakar modern kadınların soluğu siyasal İslamcı mezhepsizlerde alması boşuna değildir.

Afgani, Abduh, Reşit Rıza çizgisinin yansımaları Türkiye’de tartışılmaz kabul edilen Mehmet Akif ve Said Nursi gibi isimler başta olmak üzere ilginç bir kadro üzerinde açıkça görülür.

Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin geçtiğimiz günlerde yayınlanan makalesinde yer alan şu satırlar, reformistlere karşı milli ve çok üstün varsayılan isimlerin nasıl yardım ve yataklık ettiklerinin adeta ispatıdır:

Reşit Rıza’nın yazıp, şair Âkif’in Sırat-ı Müstakim’de tercümesini neşrettiği makalelerde, Padişah, “Millet açlıktan ölürken millî serveti sefahatine harcayan, masasında en nefis şarapları içen, ecnebi bankalara para kaçıran, din kitaplarını toplayıp yaktıran” biri gibi tasvir edilir.

Abdülhamid Hanla olan problemin temelinde büyük Sultan’ın ehl-i sünnete bağlılığı ve bu yoldaki muhteşem mücadelesi vardır. Ehl-i sünnet karşıtı odakların Truva atı gibi sosyal hayatımıza soktuğu başlıca isim ise Afganistan ile ilgisi olmamasına rağman sözde “sünni” imajı vermek isteyen Cemaleddin Afgani’dir.

Prof.Dr. Bedri Gencer’in “İslamda Modernleşme” kitabında Afgani’nin kim olduğu delilleriyle açıkça ortaya konmuştur.

Burada problem olan, kimin neye inandığı veya kimin hangi ırka mensup olduğu değil, gerçeği karartıp Müslümanları kandırma sahtekarlığıdır.

Mesela Mehmet Akif Arnavut olduğunu saklamıyor ve onun Arnavut olması Türk’ün milli şairi olmasına da mâni değil.

Fakat Akif’in Abdülhamid Han düşmanlığının vicdan yaralayan sınırlarını her Müslüman Türk evladının bilmesi gerekir.

Afgani de Şii olmasına rağmen sahtekarlıkla sünni gibi gösterilmeye çalışılan bir isimdir.

Ve en dikkat çekici nokta, Afgani, Abduh, Reşit Rıza muhiplerinin İran veya Şia karşısındaki manidar suskunluğudur.

Dolayısıyla bu durum Ehl-i Sünnet Müslüman Türk’ten İstanbul’un rövanşını Şii İran ile alan İngiltere destekli Siyonizmin kimleri nasıl devşirdiği konusunda fikir vermektedir.

İşte İslam’da Modernleşme kitabından derlediğimiz Afgani hakkındaki ilgi çekici tesbitler:

xxx

Başta Abduh olmak üzere bütün İslam modernistlerinin düşünüş tarzını biçimlendiren Cemaleddin Afganidir.

Bu yüzden onun duygu ve düşünce dünyasının aydınlatılması, İslam modernizminin anlaşılması için gerekli arka planı sağlar. XIX. asırda başlayan Mısır eskenli İslam modernizminin Fazlur Rahman’ın deyişiyle “gerçek babası” Afgani, çağdaş İslam dünyasının en tartışmalı kişisidir.

Onun çağdaş İslam dünyasındaki önemi, bir Şii- Protestan aydın olarak İslam’ın ideolojileştirilmesi sürecinin başını çekmesinden ileri gelmektedir.

Afgani’nin gördüğü “sembolik” işlevin başlıca göstergesi, onun halen süren Sünni kimliğini ispat mücadelesidir.

Halbuki Afgani, fikirlerini bütün İslam dünyasına yayma amacıyla Sünni izlenimi vermek için kendini Afganistan’a nisbet ederek Şii kimliğini bizzat gizlemiştir. Oysa Davison’un Mehmet Süreyya’ya ait Sicill-i Osmani’den naklinin gösterdiği gibi Sultan Abdülhamid başta olmak üzere Osmanlı otoriteleri o zaman Afgani’nin İranlı bir Şii olduğunu zaten biliyorlardı.

Çağımızda hakkında en şümullü araştırmayı yapan Keddie başta olmak üzere gerek Batılı, gerek Doğulu, İranlı bir çok araştırmacı Afgani’nin İranlı ve Şii olduğunu ispatlamıştır.

Daha sonra İran alimlerinden Bakhshayeshi onu çağdaş İran alimlerinin mücadele tarihindeki rolü bakımından ele almış, keza Seyyid Hüseyin Nasr, Hamid Enayat ve başka birçok İranlı yazar da onun takma Afgani soyadını İran’da doğduğu yer Esedabad’a nisbetle “Cemaleddin Esedabadi”ye çevirmişlerdir.

Fiziksel delillerle Afgani’nin Şii kimliğini ispat eden bu çalışmalar yanında Glaudell’in incelemesi de onun düşüncesini dayandırdığı merkezi kavramları Şii gelenekten aldığını ortaya koymuştur.

Cemaleddin Afgani’nin kendisi hakkında hiçbir zaman gerçeği konuşmadığını söylemek, onun ahlaki açıdan kınanacak olması demek değildir; bununla beraber, onun kendi hayatı hakkında sözlerinin bir biyografi yazarı için güvenilir bir kaynak olmadığını belirtmektedir.

O, Müslümanları emperyalizmin boyunduruğundan kurtarmak gibi kendi “büyük dava”sı uğruna bazı yalanları caiz görmüştü.

Şu halde bugün tamamıyla ortaya çıkmasına rağmen halen Afgani’nin Sünni olup olmadığını tartışmak, abesle iştigalden başka bir şey değildir.

Bugün Şii kimliği ispatlandığı halde Sünni kesimlerde Afgani’nin Sünniliği iddialarının halen sürdürülmesi, ancak onun figürüne olan sembolik- psikolojik ihtiyaçla açıklanabilir. Protest Şii gelenekten Afgani gibi bir ismin çıkması doğaldır; ancak normal şartlarda Sünni kültürden onun gibi bir ismin çıkması imkansızdır.

Afgani’nin gördüğü “sembolik” işlevin ikinci göstergesi ölüm sonrası kahramanlaştırılmasıdır. Oysa Afgani’nin hayatı esnasında tek kayda değer başarısı belki de Nasireddin Şah suikastını sağlamasıdır. Kedourie’nin ifadesiyle o, yaşadığı devirde, işleri, fitneci ve kışkırtıcıların faaliyetlerini izlemek olan emniyet ve istihbarat birimlerinin çektiği kadar aydın ve siyasetçilerin dikkatini çekmemiştir.

Afgani ve Abduh’un ikisi de vefatlarından sonra Blunt, Browne ve Cromer gibi Batılılar tarafından efsane haline getirilmiştir.

Keddie’ye göre söz konusu Batılı kaynakların dahil olduğu 1960’dan önce yazılan bütün Afgani biyografileri, sübjektif ve yanıltıcı olan M. Abduh ve Corci Zeydan’ın eserlerine dayandırıldıklarından dolayı güvenirlilikten uzaktır; çünkü bunlar, birincil olarak kendini aklama niyetiyle gerçekleri çarpıtan Afgani’nin beyanına dayanırlar. Keza ana kaynak niteliğindeki Abduh’un biyografisi de onu Müslümanların gözünde aklama niyetiyle gerçekleri tahrif eden bir eserdir.

Afganistan’da doğum ve eğitim gibi Sünni bir arka plan ile başlayan bu standart çarpıtılmış Afgani hikayesi, onun hayatı esnasındaki nüfuz ve itibarına dair mübalağalar ile doludur.

 

Beğendim 2 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık