HEVESLENMEDEN ÖNCE İYİ DÜŞÜNÜN!

Yazarlık/ yayıncılık işleriyle ilintili olduğumuz için, Türkiye’de yazar olma heveslisi kadar yayıncılık yapma heveslisi olduğunu da söyleyebiliriz rahatlıkla… Dolayısıyla “Bu iş nasıl olur? Kaça olur?” soruları, sık sık karşılaştığımız sorulardır. İşin Uzmanı Mehmet Ali Çalışkan geçtiğimiz günlerde üşenmemiş, dört başı mamur bir şekilde mevzuyu sosyal medyadan özetlemiş. Biz de üşenmeyip paylaşımlarını tek parça halde meraklısına arz ediyoruz; buyurunuz:

HEVESLENMEDEN ÖNCE İYİ DÜŞÜNÜN!
  • 06 Ocak 2020, Pazartesi 15:52

Yazarlık/ yayıncılık işleriyle ilintili olduğumuz için, Türkiye’de yazar olma heveslisi kadar yayıncılık yapma heveslisi olduğunu da söyleyebiliriz rahatlıkla…

Dolayısıyla “Bu iş nasıl olur? Kaça olur?” soruları, sık sık karşılaştığımız sorulardır.

İşin Uzmanı Mehmet Ali Çalışkan geçtiğimiz günlerde üşenmemiş, dört başı mamur bir şekilde mevzuyu sosyal medyadan özetlemiş.

Biz de üşenmeyip paylaşımlarını tek parça halde meraklısına arz ediyoruz; buyurunuz:

(Not: Muhteremin görüşlerine saygıyı esas alan bir şerh düşeceğimizin haberini de verelim… Çünkü okura fazla yüklenmiş. Yayıncı açısından nalıncı keseri hesabı… O kadar da değil yani… Yayıncılığın kazuratını çıkaran okur değil, yayıncılardır…)

xxx

Türkiye'de kitap sektörüne giren para nasıl paylaşılır bir bakalım. Burada size rakamlar verirken dağıtımcı, yazar, yayıncı ve kitabevi işletmecisi olarak tecrübelerimden faydalanacağım. Elbette miktarlar başka şirketlerde farklılık arz edebilir ama aşağı yukarı aynıdır.

Öncelikle az satan ile çok satan kitabın matematiği ayrıdır. Senede 100 bin satan kitaplar da var, 10 bin satan da var, 2 bin satan da.

Türkiye'de çok büyük yayıncılar hariç, özellikle sosyal bilim alanında bastığımız kitaplar senede 2 bin basar, çoğu zaman bu rakamı tüketemez ve ikinci baskıyı zor görür. Yani Türkiye'de her şeyden önce okurun çok yetersiz olduğunu ve binbir zahmetle basılan ve ancak 2. baskıda para kazanabilecek bir kitabı bir senede tüketebilecek kadar sağlam olmadığını bilelim.

O yüzden, Türkiye'de kitap sektörünün birinci problemi okurdur.  Okur çok az, kitap basmak bir yatırıma dönüşmüyor, var olan okur da çok nazlı, çok az para harcadığı halde hep kitap fiyatlarından şikâyet ediyor.

Türkiye'de yazarlık ve çevirmenlik etiket fiyatı üzerinden belirli bir yüzde paylaşımı ile fonlanıyor. Bu genelde %7, %8 gibi bir orandır. Senede 10 bin satan yazarlara %10 veya %12 verilebilir. Orhan Pamuk, Ahmet Ümit veya Elif Şafak değilseniz bundan fazla alamazsınız, ama bu yazarlar da %20 gibi bir orandan fazlasını alamaz. Bu oranlar ilk bakışta az gibi görünür. Yani düşünsenize koskoca Orhan Pamuk bile kitabının gelirinin beşte birini alabiliyor, insan en azından bir yarısını bekliyor değil mi? :))

Değil, çünkü parayı toplayıp dağıtan merkez yayıncıdır. Ve tüm sözleşmeler etiket fiyatı üzerinden yapılır, ama bu fiyatın sadece yarısı yayıncıya geri döner, o da dönerse. Şöyle ki;

20 lira etiket fiyatı olan bir kitap düşünelim. Bu yayıncının deposundan dağıtımcının veya zincir kitabevinin deposuna iner. Yayıncı bu ilk teslimatta %45 veya %50 indirimle faturasını keser. Burada %40 en adil rakam olduğu halde, ancak çok güçlü yayınevleri bu rakamda kalabilir, Genelde dağıtımcı %50 ister, nadiren %45'e razı olur. Dolayısıyla 20 liralık çeviri bir kitabı 2 bin adet bastık, bu bir çeviriydi. 2 bin adeti bir senede tükettiğimizi varsayalım (ki çoğu zaman mümkün değil) . Buradan yayıncıya düşen  20 bin TL, bir senede geri gelecek.

Bu arada yayıncı parasını peşin almaz, her ay dağıtımcılar 3-4 aylık çek verir. Ama diyelim ki para 1 senede eşit aralıklarla geldi, 6 aylık valör maliyetimiz var, bu yüzden para zaten gelirken %10 değer kaybeder. Hadi diyelim ekonomi süper ve bunu görmezden gelelim. 20 bin lira cepte diyelim.  Bu kitabın yurtdışı telif bedeli olan %8 gibi bir tutarı dolar olarak peşin ödemiştik. Dolar zaten habire artıyor, senin paran gelecek ki, yerine koyasın. Ama diyelim ki dolar yerinde saydı, 3600 TL telif , ajans komisyonu 400 TL. 4000 lira gitti bile. Çevirmen %7 alır, evet az, çevirmeye bile değmez, ama okur hazretleri ucuz kitap istiyor, n'apalım. 2800 TL çevirmene verdik. Kitap basılır basılmaz bu para ödenir.

Peki bu kitabı hazırlarken ne kadar para harcadık ona bakalım. Her kitapta editöryal bir emek vardır. Dışarıya yaptırırsanız 2000 TL ödersiniz, içerde yapacağım derseniz, bir editörün en az 10 günü demektir. Bu da 3000TL'ye gelir. Ortalama bir kitabın editör maliyeti 2500 TL diyelim.

Kapak tasarımcısına 1000 TL veriyoruz.  Dizgi maliyeti 10 adamgün olsa, burada doğan maliyet en az 2000 TL'dir. Toplayalım, 8 bin lira çeviri ve kitabı baskıya hazırlarken harcadık. 4 bin telife harcamıştık. 12 bin lira gitti.

20 TL fiyatı olan bir kitap 250 sayfadır, bunun 2 bin adet matbaa maliyeti 6000 TL dir. Her kitap için sosyal medyada en az 1000 TL bütçe harcarsınız. Bu kitabın lojistik (depo + transfer) maliyeti de 1 sene boyunca yaklaşık 1000 TL'dir. 8 bin de buraya harcadık. Kaldı 0.

Gördüğünüz gibi yayıncı hiç zarar etmeden ilk baskıyı alnının akıyla tamamladı :)) Tabi ki bu tablo her şey yolunda giderse böyle. Kitap 1 senede tükenmeyebilir, valör ve döviz maliyetleri aşırı artabilir, dağıtımcı ödemeyi geciktirebilir vb.

Peki dağıtımcı tarafına bakalım. Dağıtımcı bir kitabı dağıtım noktalarına satarken %10 kar koyar. Bu kar onu zar zor kurtarır, çoğu dağıtımcı zaten batmaya mahkumdur, okur hazretlerine yeterli süre hizmetini tamamlayıp batar. Batarken bir sürü küçük yayıncıyı da batırır.

Kitap internet satış sitelerinde %25 indirimle satılır, niye, internet ucuzluk demek, indirim yapmazsan okur diğerine gider. Diğeri indirimle okur çalıp sürümden kazanacağını zanneder ama yaptığı hem sektörün, hem kendisinin hem de okurun ayağına sıkmaktır.

Kitap zincir kitap evlerine veya taşradaki küçük kitapçılara ulaştığında etiket fiyatından satılır, bazı kitapçılar en fazla %10 indirim yaparlar. Ama %30-35 indirimle alınmış bir kitaptan 3 -4 lira kazanarak insanlar kirasını bile ödeyemez.

Zincir kitapevleri bile zar zor para kazanır. O ışıltılı dükkanlar cirosunun çoğunu oyuncak ve kırtasiyeden yapar, bir kısım zincir markalar kitap reyonlarını küçülttüler bile. Avm'lerdeki yüksek kiraları kitap satarak ödemek mümkün değildir.

Avm'yi geçin, bir semt kitapçısı bile kirasını zar zor çıkarır, bu yüzden kırtasiye ve hatta pasta kahve satar.

Peki kim kazanır? Okur. Kitap işini yapan herkes para kazanma ümidiyle aşk ve heyecanla ve entelektüel tatmin için yapar. Ciroları biraz yükselse, oluyor bu iş galiba der, ama ciro yükseldikçe aslında zararı büyüyecektir :))

Peki bu durum nasıl yoluna girer?

Ancak ve ancak basılan bir kitap senede 5 bin adet satarsa hepimiz kazanırız. Bu da okurun sayısını artırmak demektir. Eğer bu fiyatları korumak istiyorsak yeni okurlar kazanmalıyız, mevcut okurlar da daha çok para harcamalı.

Kitap okuma oranını iki katına çıkarmazsak Türkiye'de yayıncılık ölecek. Bunu fark edelim. Bunu başaramazsak kimse kitap yazmayacak, 2-3 bin lira için 6 ayını harcayacak çevirmen bulamayacağız.

Bir diğer mesele sabit fiyat meselesi. İnternet indirimleri kontrol altına alınmalı. Ucuz kitap felaket demektir. Yayıncı etiket fiyatından %50 indirime zorlanıyorsa bunun nedeni internet üzerindeki deli indirimler.

Bu yüzden sabit fiyat yasasını çıkarmalıyız. Kitaplar dağıtımcıya %35-40 indirimle verilmeli, dağıtımcı %10-12 kazanmalı, kitap her yerde etiket fiyatıyla satılmalı. Öte yandan kitap etiket fiyatları da mevcut fiyatın %25 üzerinde olmalı.

Ama fiyatlar ne kadar ayarlanırsa ayarlansın, okur sayısını artırmazsak yayıncılığın geleceği karanlık demektir.

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık