DİYALOĞA DEVAM!

“Bu yorumu benimseyenlere göre Peygamberimiz (Kur’an, İslam) Ehl-i kitabı, mutlaka ve tek seçenek olarak Müslüman olmaya çağırmıyor; a) Müslüman olmaya, b) Müslüman olmayı kabul etmezlerse (Musevi, İsevî… olmayı terk etmek istemezlerse) şirksiz olarak Allah’a, şeksiz olarak ahirete iman etmeye ve salih amele c) Her ikisini de kabul etmeyenleri belli şartlarla barışa veya teslim olup teb’a olarak yaşamaya (zimmî olmaya) davet ediyor. d) İslam’ı ve barışı kabul etmeyip Müslümanların yurtlarına ve dinlerine saldıranlarla da savaşıyor.” Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır. Hoca burada “Peygamberimiz” ifadesini açıklama sadedinde bir parantez açmış ve içine “Kur’an, İslam” yazmış. Bu elbette anlamsız değil. Zira arkasından gelen ifadelerin Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e izafesi, Sünnet, siret ve hadisler zemininde mümkün değil. Efendimiz (s.a.v)’in, hocanın zikrettiği şartları taşımaları halinde birtakım Yahudi ve Hristiyanların –İslam’a girmeden– kurtuluşa erip cennete gidebileceği doğrultusunda delalet ve sübut bakımından kat’î bir beyanı olmamıştır.

DİYALOĞA DEVAM!
  • 26 Haziran 2019, Çarşamba 22:47

"EHL-İ NECAT" KONUSUNDA
HAYRETTİN KARAMAN'A REDDİYE

Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocanın, kimlerin uhrevi kurtuluşu elde edeceği konusunda iki yazısını okuduk. Yeni Şafak’taki köşesinde, daha önce yayımlanan bir kitapta (1) söylediklerine gelen bir itiraza cevap sadedindeki yazılarında Karaman hoca şöyle diyor:

“İslam düşüncesinde “Şirk koşmadan Allah’a, şüphesiz olarak ahirete iman eden ve salih amel işleyenlerin, Müslüman olmasalar da cennete girebileceklerini” kabul eden bir yorum vardır.”

Evet, adına “İslam düşüncesi” denen “şey” içinde yer alan pek çok görüş arasında böyle bir yaklaşım da kendisine yer bulmuştur. Ancak bir görüşün/yaklaşımın “İslam düşüncesi”nin içinde yer alıyor olması bizatihi onu değerli, anlamlı ve kabule şayan kılar mı?

Bu önemli bir sorudur. Zira adına “İslam düşüncesi” denen bu “çorba” içinde Allah Teala’nın cüz’iyyatı bilemeyeceği görüşü de yer almıştır; “Allah’tan başka hakem yoktur” diyerek Hz. Ali ve Hz. Mu’âviye’yi, onların tayin ettiği hakemleri, o bu hakemlerin hükmüne razı olanları ve itiraz etmeyenleri… tekfir eden yaklaşım da, Kur’an’ın Sahabe tarafından tahrif edildiği tezi de… Dolayısıyla hocanın, Yahudi ve Hristiyanlar’ın –belli şartlarda– “ehl-i necat” olabileceği, yani cennete gidebileceği tezini “İslam düşüncesi” içinde yer almış olmasına dayandırması isabetli değildir.

Hoca devam ediyor:

“Bu yorumu benimseyenlere göre Peygamberimiz (Kur’an, İslam) Ehl-i kitabı, mutlaka ve tek seçenek olarak Müslüman olmaya çağırmıyor; a) Müslüman olmaya, b) Müslüman olmayı kabul etmezlerse (Musevi, İsevî… olmayı terk etmek istemezlerse) şirksiz olarak Allah’a, şeksiz olarak ahirete iman etmeye ve salih amele c) Her ikisini de kabul etmeyenleri belli şartlarla barışa veya teslim olup teb’a olarak yaşamaya (zimmî olmaya) davet ediyor. d) İslam’ı ve barışı kabul etmeyip Müslümanların yurtlarına ve dinlerine saldıranlarla da savaşıyor.”

Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır. Hoca burada “Peygamberimiz” ifadesini açıklama sadedinde bir parantez açmış ve içine “Kur’an, İslam” yazmış. Bu elbette anlamsız değil. Zira arkasından gelen ifadelerin Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e izafesi, Sünnet, siret ve hadisler zemininde mümkün değil. Efendimiz (s.a.v)’in, hocanın zikrettiği şartları taşımaları halinde birtakım Yahudi ve Hristiyanların –İslam’a girmeden– kurtuluşa erip cennete gidebileceği doğrultusunda delalet ve sübut bakımından kat’î bir beyanı olmamıştır.

Daha da ilginç olan, “Peygamberimiz (İslam) bütün insanları tek seçenek olarak İslam’a mı davet ediyor?” diye soran hocanın, cevabı Sünnet ve siret üzerine değil, birtakım Kur’an ayetlerine getirdiği yoruma bina etmiş olması.

Meseleyi Sünnet, siret ve hadisler zemininde delillendirmesi mümkün olmadığı için dipnotta adı geçen kitapta bu görüşünü münhasıran Kur’an ayetleri zemininde işleyen Karaman hocanın, daha önce 180 derece aksi doğrultudaki kesin ve keskin açıklamaları yapmış bir ilim adamı olarak bu noktaya nasıl geldiğini merak edenler, Dinlerarası Diyalog sürecini dikkate almalıdırlar. Zira bu sürecin “İslam düşüncesi”ne yeni unsurlar ilave ettiğini görmemek, meselenin mihverini ıskalamak olacaktır.

Yeni Şafak’taki bahse konu yazı, adı geçen kitapta söylediklerinin küçük bir özeti aslında. Hocanın konu hakkında söylediklerini bir bütün olarak görmek için o kitabı mutlaka okumak gerekiyor.

Bu vesileyle bir kere daha görmüş ve anlamış oluyoruz ki, herhangi bir görüşü Kur’an ayetlerine dayandırmak o görüşün makbul ve muteber kabul edilmesi için kesinlikle yeterli değil. İslam’ın temelinde Kur’an vardır, evet, ama İslam Kur’an’dan ibaret değildir. Kur’an’ın bizi yönlendirdiği diğer merciler de behemehal dikkate alınmak durumundadır.

Dipnotlar; 
1) Polemik Değil Diyalog, Ufuk Kitapları, 2006.

..................................................................................

Prof. Dr. Hayreddin Karaman hoca "necat meselesi"yle ilgili yazdıklarına epey tepki almış olmalı ki, konu hakkında üçüncü yazısını yazdı. Daha önceki yazılarında yer almayan hususlar maddeler halinde şöyle zikredilebilir:

1. Hocanın yazdıklarını iyi niyetle tenkit edenler, yazdıklarının avamın kafasını karıştırabileceği endişesi taşıyormuş. Hoca, saygıyla karşılamakla birlikte bu endişelere katılmadığını söylemiş.

Hocanın –daha önce başkaları tarafından da dile getirildiği bilinen– bu iddiadan kimin ne şekilde etkileneceğini kestirmesi elbette mümkün değil. Dolayısıyla "Hiçbir mümin, "şu şartları taşıyan ehl-i kitap da cennete girebilir" diyen alimler varmış diye dinini (İslam'ı) terk etmez; çünkü İslam'ı terk etmek Son Peygamber'i inkar etmek manasına gelir" şeklinde kesin bir yargıda bulunmak hiçbir anlam ifade etmez.

Son temsilciliğini Karaman hocanın yaptığı işbu "Ehl-i Kitab'ın necatı" meselesini vaktiyle ateşli bir şekilde savunan Fazlur Rahman henüz vefat etmeden oğlunun hristiyanlığa geçtiği, hatta bu da yetmezmiş gibi papaz olduğu acı gerçeğini yaşamış birisidir. Bu durumu kabullenemeyip tepki gösterince oğlu, "Baba, bu üç dinin mensuplarının cennete gideceğini söyleyen sen değil miydin? Şimdi niçin benim hristiyanlığa geçmemi tepkiyle karşılıyorsun?" karşılığını vermiş. Henüz teyit edemediğim bu bilgi –eğer doğruysa– herkesin, özellikle Batı'da yaşayanların kulağına küpe olmalıdır.[1]

Meselenin en az bunun kadar önemli bir diğer veçhesi de şudur: Hocanın, "İslam'ı terk etmek Son Peygamber'i inkar etmek manasına gelir" şeklindeki tesbiti, şu sorunun cevabı net bir şekilde verilmedikçe boşlukta kalmaya mahkûmdur: Son Peygamber'in (s.a.v) tebliğini kabul edip ona bağlanma mükellefiyetinin muhatabı kimlerdir?

Eğer Hoca ve onun gibi düşünenlerin dediği gibi Ehl-i Kitab'ın İslam'ı kabul edip Müslüman olma mükellefiyeti yok ise ve onlar Müslüman olmadıkları halde cennete gidebilecekler ise, bir müslümanın da onların konumuna intikal etmesi niçin mümkün olmasın? Bu mantığa göre bir müslümanın "Hz. Muhammed de bir peygamberdir, ama İsa'nın mesajı bana daha uygun geliyor" diyerek din değiştirip hristiyan olması pekala mümkün olabilir!!

2. Hoca, "Yazdıklarım "Üç din birbirine eşittir, bir dine girmek isteyen hangisine girse olur" manasında değildir" diyor. Ama sonuç itibariyle bu üç dinin mensuplarının cennete gideceğini söylemek, mensuplarına kurtuluşu temin etmek bakımından bu üç dinin eşit olduğunu söylemekten farksızdır.

3. Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğine inanmakla birlikte O'nun tebliğinin kendisini bağlamadığını söylemek bir insanı kurtarır mı? Meselenin püf noktası burasıdır. Tarih boyunca Ehl-i Sünnet alimleri, müfessirleri, kelamcıları, müctehidleri bunun söz konusu olmayacağını söylemiş. Bunu da muhkem Kur'an ve Sünnet nasslarına dayandırmışlar. Ehl-i Sünnet –hatta sadece Ehl-i Sünnet değil, Sünnîsiyle bid'isiyle bütün İslam fırkaları– arasında bu konuda Sahabe döneminden beri oluşmuş bulunan görüş birliği, son asırlarda birkaç kişinin aksini söylemesinden etkilenip "tartışılabilir" hale dönüşmez.

Hoca'nın –önceleri tam aksi istikamette defalarca görüş beyin etmiş olmakla birlikte şimdi– ısrarla savunduğu bu mesele, gazete yazısı formatındaki beyanlarla geçiştirilmek yerine, üzerinde daha ciddi olarak durulmayı hak edecek ehemmiyettedir.

Dipnotlar; 
[1] Bu bilginin kaynağı, Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesi'nin eski rektörü Prof. Dr. Mahmud Gazi'dir. Kendisi şu anda Katar'da bir üniversitede görev yapmaktadır.

Yine Prof. Dr. Gazi'nin aktardığına göre, Fazlur Rahman, ömrünün son dönemlerinde Londra'da bir araya geldiklerinde kendisine, çok büyük hatalar yaptığını, oğlunun bu durumunun da bu hataların ürünü olduğunu söylemiş ve pişmanlık izhar etmiş. Bütün bu bilgiler, www.timeturk.com sitesinin editörü olan ve Rıhle dergisinin yazar kadrosunda bulunan muhterem Turan Kışlakçı'dan alınmıştır.

EBUBEKİR SİFİL 

Beğendim 2 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık