DİNDE REFORMİST, İTTİHATÇI, AJAN...

Edirne'de hükümet baytarı olarak görev yaparken tanıştığı Israilite Alliance Mektebi muallimi ve ilerde devleti yıkacak birkaç kişiden birisi olan Talat Paşa vesilesiyle İttihatçılara karıştı ve ölene kadar da ittihatçı olarak kaldı. Hitabeti güçlüydü. Hararetli nutukları, şiirleri ve gazete yazıları ile davalarını destekledi ittihat ve terakki cemiyetinin.. Temelde Sultan Abdülhamid Hanın istihbarat ağını ortadan kaldırmak için ittihatçılar tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusada (istihbarat) ajan olarak da çalıştı. Ve onlara hizmet için ajan olarak Avrupa ve Arap yarımadasını diyar diyar gezdi.

DİNDE REFORMİST, İTTİHATÇI, AJAN...

HABER ANALİZ/ YUNUS DANABAŞ

Halk arasında bilinen dindar vasfına rağmen, Sultan Abdülhamid Han ve Hilafet müesssesi ile sürekli kavga halinde olan ağzı bozuk ve küfürbaz, hatta tekfirci bir şairdir Mehmet Akif Ersoy…

Sosyal medyada bazan denk geliyor.

Profil resminde Sultan Abdülhamid Han olan insanlar Mehmet Akif Ersoy hayranı olarak karşımıza çıkıyor.

İnsan hayret ediyor tabi ikisini de aynı anda delicesine sevenlere rastladıkça..

İki ters kutup tek noktada nasıl durur hayret..!

Kimdir Akif, karakteri, menşei, idealleri neydi Akif’in...

Babası İpekli Tahir Efendi isimli Arnavut göçmeni bir müderristi ve yaşadığı Fatih'te doğdu..

Gercek ismi Akif değil Ragîf'tir.

Ama halk arasında ve okulda ismi biraz hızlı söylenince Âkif gibi anlaşıldı ve dile kolay geldiği için ismi öyle kaldı.

İlk mektep sonrası Sultan Abdülhamid Han tarafından yapılan baytar mektebinde okudu, buradan mezun oldu, memuriyete girdi devletin maaşlı baytarı oldu.

Neredeyse bütün Abdülhamid Han düşmanları, Abdülhamid Han’ın sayesinde tahsil görmüşler ve onun ekmeğini yemişlerdi. İbretlik bir durum.

Akif birtakım insanların zannettiği gibi dini ilimlerde ileri seviyede biri değildi.

Lakin uzun zaman görev yaptığı ve yaşadığı Mısırda Arapça dil bilgisine vakıf oldu. Müderris olan babası vesilesi ile çocuk yaşta cami derslerinden dini bilgileri öğrenmişti keza.

Bir meslek elde etmek maksadıyla baytarlık öğrenimi gördü. Baytarlık mesleğinde ilk ataması Edirne’ye çıktı.

Burada hükümet baytarı olarak görev yaparken tanıştığı Israilite Alliance Mektebi muallimi olan ve ilerde devleti yıkacak birkaç kişiden birisi olan Talat Paşa vesilesiyle İttihatçılara karıştı ve ölene kadar da ittihatçı olarak kaldı.

Hitabeti güçlüydü. Hararetli nutukları, şiirleri ve gazete yazıları  ile davalarını destekledi ittihat  ve terakki cemiyetinin..

Temelde Sultan Abdülhamid Hanın istihbarat ağını ortadan kaldırmak için ittihatçılar tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusada (istihbarat) ajan olarak da çalıştı.  Ve onlara hizmet için ajan olarak Avrupa ve Arap yarımadasını diyar diyar gezdi.

İslâm Halifesi Sultan Abdülhamid Hanın  tahttan indirilmesinde rol oynayarak, İslam aleminde bugün dahi sönmeyen yangının, dinmeyen acının, durmayan göz yaşının baş sorumlularından biri oldu.

Tarihimizdeki en büyük hezimetlerden biri olan balkan savaşları döneminde, 1913'den sonra, Ziya Gökalp'in Türkçülük fikrine kapılan yakın arkadaşlarını eleştirince, onların hışmına uğradı; işinden oldu, çıkardığı dergi kapatıldı.

 

Omuz verdiği arkadaşları imparatorluğu Sultan Abdülhamid Han sonrası 10 yıl geçmeden batırdıktan sonra, Anadolu'ya geçerek Yeni-İttihatçı (CHP) hareketin öncülerinden biri olup Burdur milletvekili oldu.

Mehmet Akif, sadece bir şair değildir. O, ayrıca bir siyasetçidir.

Böyle olmakla birlikte her nedense dindar yönü ağır basan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na değil, din ile alâkası olmayan genel olarak masonların yoğun olduğu Türkçü ve Milliyetçi eğilimdeki İttihat ve Terakki Fırkası’na üye olmuştur.

Ankara’daki Taceddin dergâhı şeyhi oturduğu evini Akif’e  verdi bir süreliğine.

Akif burada ünlü mecmuası Sebilürreşad'ı çıkarttı.

Bu arada  Âkif  bir yandan İstanbul hükümeti ve Sultan Vahideddin hanı yerden yere vururken, saltanat dönemini kölelik olarak ifade eden nutuklar atarken,  diğer taraftan Ankara'yı ve M.Kamali destekleyen vaazlar verdi, destanlar yazdı.

Bunlardan biri, yakın dostu Hamdullah Suphi’nin torpili sayesinde milli marş kabul edildi.

Zira şiiri mecliste vekillere okuyan Akif değil arkadaşı Hamdullah Suphi’ydi.

Cennet mekan Sultan Abdülhamid Hana  küfürler edip arslan misali kükreyen Akif saltanatın ve hilâfetin kaldırılmasına sesini dahi çıkarmadı.

İslâm aleminde modernist fikirlerin lideri ve İngilizlerin destekleyip teşvik ettiği lakin Sultan Abdülhamid Hanın İstanbul’da zorunlu ikamete memur ettiği Cemaleddin  Efgani ve öğrencisi Mısır Müftüsü Muhammed Abduh ile tanışması, Akif'in hayatındaki dönüm noktalarından biridir.

Akif bu iki mason biradere medhiyeler düzüp  şiir yazmıştır. !!

Misal;

Çıkarıp gönderelim hâsılı şeyhim yer ye,

Oradan âlem-i İslâma Cemaleddinler..

 

Bir başka şiirindeyse  de şöyle der:  (Asım)

 

"Mısır'ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh.

Konuşurken neye dairse Cemâleddinle,

Der ki Tilmizine Afganlı; Muhammed dinle.

İnkılâb istiyorum hem çabucak.

Öne bizler düşüp İslâm'ı da kaldırmazsak.

Nazariye ile bir şeyler olur zannetme,

O berâhini de artık yetişir dinletme

İnkılâb istiyorum ben de, fakat Abduh gibi..

 

Hayranı olduğu Modernist  Efgani ve Abduh'un, Sultan Abdülhamid Hanın izlediği sünni ve hilâfet merkezli siyasetine düşmanlığı,  Akif’i etkisi altına aldı.

İngiliz sömürgeciliğin zirve olduğu o zamanki dış politikası, Sultan Abdülhamid ve onun otoriter halifelik siyasetini yıkmak üzerine kurulmuştu.

Sultan Abdülhamid İslam aleminin başından gitmedikçe, İslâm dünyasında modernizmin yerleşemeyeceğini iyi biliyordu İngilizler.

Hoca Tahsin, Mehmet Akif, Said Nursi gibi yerli gafiller sayesinde, bu arzusuna kavuştu İngilizler.

Böylece Akif’in nefret ettiğini zannettiği İngilizlere büyük hizmeti geçti..

İlginç olan bir şey daha var. Mesela İstanbul işgal edildiği zaman sözde İngiliz düşmanı Âkif  tutuklanmadı.

Hatta İşgal dönemi boğazda balıkçı kayıkları bile denize açılamazken, İngilizlerin izni ile Anadolu’ya geçişine, Sultan Vahideddin hana karşı çıkan M. Kamal önderliğindeki Ankara hareketine katılmasına  göz yumuldu ya da izin verildi.

Yeri gelmişken Akif Mısıra kendi isteğiyle gitmiştir . Mehmet Akif’i sanki 150’likler listesinde gibi sunmak da ayrı bir zavallılıktır.

Devam edelim.

Osmanlının sonunu getiren ve içlerinde Akif’in de olduğu  İttihatçılar sözde Sultan Abdülhamid Hanın "istibdadına" (!);  gerçekte ise, onun sahip çıktığı uğrunda tahtını bırakmak zorunda kaldığı  Ehl-i sünnet vurgulu dindar hayata karşıydı.

Hürriyetten kast ettikleri, dinden uzak,  alabildiğine serbest batı tarzı bir hayattı..

Âkif dindar kisvesinde olmasına rağmen fikri  itibarıyla üstadım dediği  Abduh ve Efgani gibi modernistti…

 

Sultan Abdülhamid Hana garezi de siyaseten değil sırf bundandı.

Bu sebepten dolayıdır ki asla pişmanlık duymadı.

 

Sultan Abdülhamid Hanı sık sık küfürlü sözlerle  anar şiirlerinde Akif.

Birkaç tanesini yazalım Akif hayranları için:

 

Ortalık şöyle fenâ, böyle müzebzeb (karışık) işler.

Ah o Yıldız'daki baykuş ölüvermezse eğer.

 

Çoktan beridir vardı benim bir derdim.

Gideyim zâlimi îkaz edeyim isterdim.

 

Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid

Âl-i Osman'dan bu korkaklık edilmezdi ümid.

 

Ah efendim o ne hayvan, o nasıl merkepti.

Ah efendim o herif yok mu, kızıl kâfirdi.

 

Yıkıldın gittin amma ey mülevves devr-i istibdad.

Bıraktın milletin kalbine çıkmaz bir mülevves yâd.

 

Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye'se.

Ne mel'unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis'e.

 

Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek.

Otuz üç yıl bizi korkuttu şerîat diyerek...

 

"Kardeşim" dediği Mithat Cemal (Kuntay) anlatıyor Akif için yazdığı kitabında...

 

“Âkif, üç padişahtan Sultan Reşad'a kızıyor, Sultan Abdülhamid'den iğreniyor,  Sultan Vahdettin'e hem kızıyor, hem iğreniyordu.

Sultan Abdülhamid'den yalnız mânen değil, maddeten de iğreniyordu. 1908 Meşrutiyet ilan edildiğinde Meclis-i Meb'usan'ın açılacağı gündü. Âkif'le Büyük Reşid Paşa türbesinin önünden geçiyorduk. Halk koşmaya başladı. İzdihamın koşması sâridir; biz de koştuk.

Âkif beni bıraktı, kalabalığı yardı; yarmasıyla beraber geri kaçtı; sapsarıydı.

"Bir cinayet mi var?" dedim. "Aman dur, midem bulanıyor" dedi. Midesinin bulanması ifade tarzı değildi; bütün safrası yüzündeydi.

"Hasta mısın yoksa?" dedim. Hasta filan değildi; ömründe ilk defa Abdülhamid'in yüzünü görmüştü. Padişah açık bir arabada Meclis-i Meb'usan'ın açılış resmine  gidiyordu.

Âkif: "Boyalı sakalı ile suratı birdenbire karşıma çıktı; fena oldum" dedi. Halk geçip giden arabayı hâlâ alkışlıyordu. Âkif: "Aman yarabbi, otuz üç sene bu! Hâlâ alkışlıyorlar, kaçalım. Bir sokağa sapalım!" dedi. Bu alkışların duyulamayacağı bir yer arıyordu. Bir müddet sonra Sultan Abdülhamid  mebuslara Yıldız köşkünde bir akşam yemeği verdi. Yemekten sonra bazı meb'uslar Abdülhamid'in ellerini öptüler. Âkif buna haftalarca kızdı.”

 

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 1 Üzgün 0 Kızgın 5

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık