ALİ EMİRİ'NİN İZİNDE...

Konu Mehmet Serhan Tayşi’nin hatıralarına gelince Dursun Gürlek öylesine anlattı ki, hemen saatime bakıp daha kapanmamıştır ümidiyle Timaş’a koşturdum ve “M.Serhan Tayşi/ Ali Emiri’nin İzinde” kitabını kapıp geldim.

ALİ EMİRİ'NİN İZİNDE...

Murat Başaran

Bir akşam 1984’de meslek hayatına başladığım Güle Güle Apartmanında sevgili arkadaşım Mehmet Fatih Can’a uğradım.

Bir zamanlar Burhan Felek’in oturduğu dairede Tarih ve Düşünce Dergisi’ni çıkarıyordu Mehmet Fatih Can ve şimdilerde ise burayı ofis olarak kullanıyor.

Orası buluşma noktamızdır ve sevgili Fatih de buna fena alışmıştır çünkü o orada bekler ve biz gideriz.

Dolayısıyla onun başka bir yere gelmemesi söz konusu olduğunda normal karşılarız ve “Türbe gibidir. Ona gidilir ama o gelmez” der güleriz.

O akşam Dursun Gürlek Hoca da oradaydı ve tabii olarak kitaplardan söz açıldı.

Konu Mehmet Serhan Tayşi’nin hatıralarına gelince Dursun Gürlek öylesine anlattı ki, hemen saatime bakıp daha kapanmamıştır ümidiyle Timaş’a koşturdum ve “M.Serhan Tayşi/ Ali Emiri’nin İzinde” kitabını kapıp geldim.

Ben zaten gelirim…

Çağırırsınız gelirim…

Gaza gelirim…

Dolmuşa gelirim…

Fark etmez. Yüksünmem.

Birçok konuda tembel gibi görünsem de hedefe odaklandığımda “azimli fare” hesabı duvarları delerim.

Taha Kılınç tarafından hazırlanan 615 sayfalık kitaptan yanına işaret koyduğum kısımları paylaşmak istiyorum.

Bu arada bir zamanlar kültür-sanat sayfası hazırlarken Fatih’te Millet Kütüphanesine gitmişliğim ve kütüphane ile özdeşleşen müdür rahmetli Serhan Tayşi ile sohbet etmişliğim vakidir. Allah gani gani rahmet eylesin.

Elbette kitapta benim işaretlemediğim fakat sizlerin işaretleyeceği birçok farklı yer de vardır. Buna eminim. Neticede bir kitabı okurken kendi meraklarımız, kapasitemiz ve dikkatimiz ölçüsünde sübjektif bir macera yaşıyoruz.

Buyurunuz…

Xxx

Bayındır’ın (İzmir’in ilçesi. Ödemiş Tire arasında.) uleması bolmuş vaktiyle.  1900’lerin başında Sultan Abdülhamid’in emriyle Bayındır’a Rüşdiye kurulmuş. Rüşdiye ortaokul demek o zamanlarda. Bayındır’ın şu andaki nüfusunun bile 19 bin olduğunu düşünürsek, 1900’lerde Rüşdiye kurulmasının ne demek olduğunu anlayabiliriz. Sadece bu kadar da değil. Bayındır’da ilkokullar, bir sıbyan mektebi ve ayrıca Hacı Sinan Camii’nin medresesi de var. Bir tek idadisi yok. Bu bahsettiğim Osmanlı dönemindeki durum. Cumhuriyetten sonra Bayındır’a ortaokulun açılması ancak 1960’lardadır.

Xxx

Babam küçükken evde büyüklerin sohbetlerini dinlermiş. Özellikle uzun kış gecelerinde çok keyifli sohbetler olurmuş. Bunların bir tanesinde annemin dedesi Şeyh Ali Efendi halis muhlis İzmir şivesiyle şu mealde sözler söylemiş:

“Bir gün gelecek buralara gavurlar gelecek. Bayındır’a kadar ulaşacaklar; daha da ileri gidecekler hatta. Çok kötülükler edecekler. E, sonra ne olacak. Sonra sarışın bir komutan çıkacak, vatanı kurtaracak. Yeni devlet kuracak. Padişahlık kaldırılacak. Yeni devlette dini işler zayıflayacak. İslami hayat zaafa uğrayacak. Bir eyyam böyle gidecek. Sonra İslamiyet tekrar yükselecek ve güçlenecek…”

Xxx

İzmir Suikastı’nın duruşmasına Fevzi Çakmak ile beraber katılmış babam. (Tayşi’nin babası Atatürk’ün koruma polisidir.) Duruşmadan sonra da Çeşme’de kendilerinden sonuçla ilgili malumat bekleyen Atatürk’ün yanına geçip rapor vermişler. Atatürk heyecandan sararmış bir yüzle karşılamış babamla Fevzi Paşa’yı. Daha konuşma başlamadan olanları Fevzi Paşa’nın yüzünden anlamak ister gibi bir tavrı varmış. Öyle ki babamın ve diğer görevlilerin orada olmasına aldırmadan sormuş:

-Ne oldu Fevzi? Kazım Paşa ne dedi?

Fevzi Paşa da;

-Paşam çok kızdı. Elini masaya üç kere vurdu ve çok dua edelim ki asker değilim dedi, diye cevap vermiş.

Aldığı cevap Atatürk’ün hiç hoşuna gitmemiş ve “Yaaaa” demiş sadece. Hemen basını toplamış ve Kazım Paşa’yı affettiğini bildirmiş.

Xxx

Babam Adana’da görev yaptığı sırada çok önemli şeyler öğrenmiş.

Bunlardan bir tanesi 2. Dünya Savaşı ile ilgili olarak İsmet Paşa’nın “Ben Türkiye’yi harbe sokmadım.” Şeklindeki beyanının gerçeği yansıtmadığına dair duyduklarıymış.

Aksine İsmet Paşa İngilizlerle yapılan Yenice Mülakatı’nda cephe açıp savaşa girmeyi, hatta direkt olarak Almanlara savaş ilan etmeyi kabul etmiş. Fakat Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak Paşaların itirazıyla bu planı uygulamaya geçirememiş. Aralarında tartışmalar yaşanmış.

Xxx

Halit Bey İlkokulundan sonra sahildeki Karataş Ortaokulu’na başladım. Şapkasız okula giremezdik. Şapkanın alın kısmında K.O. şeklinde kokardı vardı. Okulda her sabah mutlaka şapka, tırnak ve karavat muayenesi yapılırdı. Şapkanın düz durup durmadığı, kravatın bozuk olup olmadığı kontrol edilirdi.

Xxx

İzmir Atatürk Lisesi’nin en unutulmaz hocalarından biri felsefe hocamız Kazım Gürpınar’dı. Sosyal meseleler ile ilgili yazılar yazar, İktisadi- Ticari İlimler Akademisi’nde İktisat Felsefesi derslerine girerdi. Kazım Bey Lousanne Üniversitesi’nden mezundu ve araştırma maksadıyla Sorbonne’da da bulunmuştu.

Xxx

Rahmetli babam hep kritik noktalarda görevlendirilmiş. İzmir’de bulunduğu sürece Halikarnas Balıkçısı namıyla maruf Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı uzun süre takip etmiş. Cevat Şakir babası Şakir Paşa’yı bir ailevi meseleden dolayı öldürdükten sonra Bodrum’a sürülmüş, ardından da İzmir’e gelmiş. Babamın onu takip sebebi Cevat Şakir’in “komünist” oluşu.

Xxx

Akif Salı Bey bir gün babama Ali Efendi adında bir Nakşi şeyhinden söz etmiş. Hatta “Eğer veli bir zatı görmek istiyorsan sana göstereyim. Ali Efendi artık velayetin sırlarını fâş ediyor. Ziyaretine gidelim” demiş. Gitmişler…

İçeri girer girmez Ali Efendi babama bakmış ve “Sen polissin” demiş. Halbuki babam sivilmiş o gün. Sonra başını öne eğmiş. Gözlerini kapatmış, bir süre tefekkür edip gülümsemiş; “Ama bizdensin”…

O sırada babamın aklından şu sözler geçiyormuş: “Yahu mübarek adam. Madem böyle veli kulsun. Madem tasarruf yetkin var. Şu Stalin’in Türkiye’deki adamlarını gebertsen de, biz de bunlarla boğuşup durmasak…” Babam bunları aklından geçirirken Ali Efendi söze başlamış: “Stalin’i öldürmek kolay. Ama mesele hallolmaz. Stalin gider daha şiddetlisi Ermeni gelir. Ondan sonra Yahudi gelir. Sonra o gider daha büyük düşman gelir. Allah Amerika’yı Rusya’sız, Rusyayı da Amerika’sız komasın. Sen biliyor musun Efendi, biz rekabet-i düveliye ile yaşıyoruz!”

Xxx

Camilerde mikrofon ilk defa kullanılacağı zaman İzmir’de bir istişare toplantısı düzenlenmiş. Toplantıya katılan hocaların neredeyse tamamı karşı çıkmış mikrofon kullanılmasına. Mikrofondan çıkan sesin yalancı ses olacağını, sahici insan sesi olmadığından caiz görülemeyeceğini savunuyorlarmış.

Xxx

Bayındır’da çokça yetişen ebegümeci ısırgan otunun içine konulur. Bu karışımın kansere şifa olduğuna inanılır.

Xxx

Mustafa Hilmi Efendi Süleymaniye Kütüphanesi tasnif komisyonu başkanıyken Millî Eğitim Bakanlığından bir yazı gelmiş. Almanlar, aslı Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan bir eserin eksik sayfalı bir kopyasını Türkistan’da ele geçirmişler, fakat ne yazdığını çözememişler. Kitabının aslının Türkiye’de olduğunu duyunca buldukları sayfaları buraya göndermişler. Bayındırlı Mustafa Hilmi Efendi hemen çözmüş ve sonucu bildirmiş Ankara’ya. Meşhur Müslüman coğrafyacı El-İstarî’nin jeoloji ile alakalı bir eseriymiş bu.

Xxx

Günaltay’ın Halk Partisi müfettişliği yaptığı bir tarihte İstanbul’daki dersiamların listesi çıkarılmış. Günaltay, bu listelerin ne yapılacağını sorunca ilgili adam eliyle boynunu işaret etmiş.

Xxx

Babam, Şemseddin Yeşil’le Ehl-i Beyt konusunda tartışmış, onu susturmuştu. Şemseddin Yeşil grubu sahabe arasındaki ihtilaflarda ağza alınmayacak yorumlar yapar Hazreti Muaviye’yi yerden yere vururlardı.

Xxx

Babamın anlattığına göre İsmail Dümbüllü beş vakit namazını aksatmadan kılan sağlam bir Müslümanmış. Ondan bahsederken babam hep “Kafalarımız çok uyuşurdu” derdi.

Xxx

Muhyiddini Arabi’nin Hacc sırasında rastladığı ve konuştuğu sonra da tanışma faslında muhataplarının “Beni Ademdenim” cevabına “Kaçıncı Adem’den” diye sordukları menkıbe kafama takılıyordu. Gece yarısı evimde çalışma masamın başında oturuyordum. Önümde açık duran kitap da Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetname’si… Orada “Felekiyat” bölümünü mütalaa ediyordum. Kendimi kaptırmış okurken başımın arkasından bir ses geldi. “Bak Mehmet, biraz önce geçtin. Senin kafandaki sorunun cevabı orada” dedi. Hemen geri döndüm ve yeniden okudum. Erzurumlu Hazretleri dünyanın her yirmi dört bin beş yüz senede bir istihale geçirdiğinden, tufanların yeryüzünü kapladığından, dünyayı suların istila ettiğinden bahsederek şu ifadeyi kullanıyordu: “Karalar deniz olur, denizler kara olur. Hayat yok olur, yeniden neşv ü nema bulur.” Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bilimin şimdilerde adlandırdığı şekliyle “manyetik takla”yı tarif ediyor.

Xxx

Sıra bana gelince dayanamadım: “Hocam bu nasıl adalet? Biz buraya adalet tahsili yapmaya geliyoruz. Hakkı, hukuku öğrenmeye geliyoruz. 2000 sayfalık metinden tek bir soru soruluyor. Bu revayı hak mı? Ben sizin zamanındaki anayasa metinlerini gördüm sahaflar çarşısında 150- 200 sayfa.

Prof.Dr. Kubalı pek bir şey demedi ama Aldıkaçtı fena köpürdü. “Defol” diye bağırdı. Ben de sert bir şekilde cevap verdim: “Öyle demenize lüzum yok. Zaten şimdi kaydımı sildirmeye gidiyorum fakülteden!” dedim. Odadan kapıyı çarparak çıktım.

Benim hukuku bırakmama sebep Orhan Aldıkaçtı’nın öğrencilere karşı bu hoyrat ve despotça tavrıdır.

Xxx

İslam Tarihi profesörü olan Fikret Işıltan derslerimize giren hocalar içinde en tersi, en inançsızı idi. Açık bir şekilde din ve mukaddesat düşmanlığı yapan Işıltan derslerde Hazreti Peygambere hakaret etmek için hiçbir fırsatı kaçırmazdı.

Fikret Işıltan’ın istikbal vaat eden bir talebesi vardı. Onu asistan alacaktı. Uzun zaman oyaladı. Çocuk milliyetçi bir çocuktu. O zamanlar asistan alınacak olanlara zorla içki içirilirdi ki, dinini ne kadar yaşıyor anlaşılsın. Çocuğun sabrı taştı. Bir gün Işıltan’ın odasından kızgınlıkla, bağırarak çıktığını duyduk: “Senin dersin de, kürsün de yerin dibine batsın!”

Şimdiki İstanbul İl Halk Kütüphanesi vaktiyle şehir kütüphanesi olarak açıldı. Tıp Fakültesi’nin kıymetli eski eserleri oraya intikal edecekti. Fikret Işıltan mani oldu. Sayısı 10 bin civarında olan bütün o kıymetli eserler SEKA’ya gönderilecekken haberim oldu, hepsinin Millet Kütüphanesine aktarılmasını sağladım.

Xxx

Derslerinde defalarca “Ben Şaman’ım” dediğini duyduğum Zeki Velidi Hoca, Muhammed Hamidullah’ın İstanbul Üniversitesi’nde dönem dönem ders vermesine vesile olmuştur.

O zamanlar asistan olan Salih Tuğ da Hamidullah’ın tercümanlığını yapardı.

Xxx

Hindistan Sihlerinden bir alim Bolşevik devriminden sonra Lenin’e onun devrimci yanlarını övdüğü bir mektup yazarak bütün Uzakdoğu’ya hakim olmak istiyorsa İslam dinine geçmesini böyle yaparsa dünyanın çoğunluğunun tabii lideri durumuna geleceğini söylemiş. Ve şunu vaad etmiş: “Önce biz Sihler sana ittiba edeceğiz:” Lenin Sih alimin sözlerini ciddiye almış. Bu fikri tatbikata geçirmeye karar vermişler.  Fakat fazla geçmeden İngiltere bu planı haber almış ve üzerinde büyük tesirlerinin bulunduğu El- Ezher ulemasına Sihler ve Lenin hakkında ağır suçlamalar ihtiva eden fetvalar hazırlatmış.

Xxx

Rivayete göre üstadı Abdülhakim Arvasi Hazretleri Necip Fazıl’a “Necip Bey, zekânız yükselmenize mani oluyor” demiş.

Xxx

Sadi Bey, İslam klasiklerinden ve İslam alimlerinin çalışmalarından da haberdardı. 1975’te vilayet salonunda verdiği bir konferansta Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerini anlatmış, Marifetname’yi temel alarak Erzurumlu’nun John Harwey’den çok önce küçük kan dolaşımını bulduğunu açıklamıştı.

Xxx

İstanbul’daki tarihi eserleri kendi keyfine göre yıktırmasıyla meşhur İstanbul şehremini Cerrah Cemil Topuzlu Paşa zamanında şimdiki Millet Kütüphanesi’nin çevresinde büyük bir yıkım çalışması yapılmış… Fevziye Medresesi ve çevresinde ne varsa yıktırıp orada açılacak alana “Bando Meydanı” açmak derdine düşmüş.

Xxx

Ziya Gökalp de kitabı görmek için can atanlardanmış. Ama Ali Emiri Efendi ona kesinlikle müsaade etmemiş. Hatta Gökalp araya ricacılar koymuş yine de taviz vermemiş Ali Emiri. Neden böyle davrandığını soranlara şu cevabı vermiş: “Dinimin ve Peygamberimin düşmanı olan bir adam yanıma gelmesin!”

Xxx

Ord.Prof. Fuad Köprülü hakkında pek çok şey söylenebilir. Kitapları incelendiğinde görülecektir ki hiçbir mesele hakkında Köprülü kesin bir hüküm vermez. Yuvarlak laflar söyler ve geçer. Çok sıkışıp da kaynak göstermesi gerektiğinde “Şahsi kütüphanemdeki nüsha” şeklinde not düşer. Elbette o şahsi kütüphane hiç kimse tarafından görülemez.

Şehabettin Tekindağ Hoca genç bir asistanken Köprülü’nün sayısız yanlışını çıkarmış. Hatta bir defasında Fuad Köprülü Şehabettin Bey’i fakültede dövmeye bile kalkışmış.

Xxx

Bir sohbetimizde Ali Nihat Tarlan Hocaya şu soruyu sordum:

“Hocam çok affedersiniz, belki hususi bir mesele ama size bir şey sormak istiyorum. Fuad Köprülü gibi Bektaşi olduğunuzu /, hatta ondan taç giydiğinizi duydum. Doğru mudur?”

Hoca gülümsedi. Evet veya hayır demedi. Ben de bunu bir ikrar olarak kabul ettim. Ama o sohbetimizde söylediği bir şey vardı: “Oğlum, şimdikiler Bektaşi değil, b..ktaşı!”

Xxx

Konyalı’daki o toplantıda Prof.Dr. Mehmet Kaplan da vardı. Kaplan Hoca ile sohbet ettik epey. Laf arasında “Osmanlı sultanları çok dindar değildi” deyince, kendisine, elbette edep sınırlarına riayet ederek bu fikrine iştirak etmediğimi söyledim.

Xxx

Karaçi Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ndeki incelemelerim sırasında Sultan Abdülhamid’in desteğiyle kurulan Bütün Hindistan Hilafet Faaliyetleri Kurumu’nun neşrettiği yayınlardan oluşan bir arşivi görme imkânım oldu. Arşivi incelerken Abdülhamid Han ile ilgili dikkatimi çeken bir vesikayı yakından görmek istediğimi söyledim, kabul ettiler. Bir bayram tebriki mahiyetinde olan bu vesikanın sonunda şöyle bir künyeye rastladım:

“Osman Gazi oğlu, Orhan Gazi oğlu….. Abdülhamid es-Sâni eş-Şazeli”

Gerçekten çok şaşırtıcıydı bu. Şeyh Zafir Efendi ile Sultan Abdülhamid Han’ın alakasına dair çarpıcı bir vesikaydı.

Xxx

Sıcak bir yaz günü kısa kollu gömlekle Ali İhsan Hoca’nı yanına gitmiştim. Yüzü asıldı beni görünce. “Ya Mehmetçiğim, bu olmamış” dedi. “Ne olmamış Hocam?” diye sordum. Açıkladı: “Böyle kısa kollu gömlekle gezilir mi? Sana hiç yakışmıyor. Soyuna sopuna hiç yakışmıyor. Müslüman, kısa kollu gezmeyecek. Namazda nasıl kısa kollu giyemezse, dışarıda da öyle dolaşacak.”

Xxx

Yaşar Nuri Öztürk, tezinde, sanki Kuşadalı İbrahim Halveti “Hak eşyanın aynıdır” demiş gibi anlatıyordu. İddiasına dayanak olarak da Kuşadalı’nın bir mektubunu gösteriyordu. Mektubu aynen neşretmediği için yazdıklarını kontrol etmek mümkün değildi. Ben mektuplara baktım. Asla böyle bir şey yoktu.

Xxx

Kendisini tanıdığımda Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğünden emekli olan Hayrullah Örs Arapça yazmaları ve Osmanlıca eserleri büyük bir vukufla okur, anlar, açıklardı. Yaşayış itibariyle Avrupai bir insan olan Hayrullah Bey ekseriya yeşil bir fötr şapka takar, şapkasının kenarında da her zaman küçük bir kuş tüyü taşırdı. 1965- 1973 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasında Büyük Üstad olarak görev yapmıştı.

Xxx

Asaf Ataseven Ağabey ve birkaç arkadaşı 1952 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Konferans salonunda Prof.Dr. Mükrimin Halil Yinanç’ın “Dinde Reform” konulu konuşmasına katılmışlar. Mükrimin Halil “Camilerde ayakkabıları çıkarıp ibadet etmek çağdışıdır. Kiliselerdeki gibi camilere de sıralar konmalıdır” türünden şeyler söyleyince Asaf Ağabey kalkmış ve “Dinimiz herkesi serbest bırakmıştır. İsterseniz siz gidip Hıristiyan olun ama İslam’la böyle oynayamazsınız” demiş.

Xxx

Mektubatçı Bayram Ali Öztürk Hoca beni sever “Ali Emiri’nin vekili” diye takılırdı. Hocanın müthiş bir hafızası vardı. Dört dörtlük bir adamdı. Üniversite kürsüsüne oturtulacak ve istifade edilecek bir adamdı. Ancak Türkiye’deki zihniyet müsaade etmiyor böyle şeylere. Türkiye’de şöyle bir mantık hâkim. Düşüncesi devletin düşüncesine uysun da isterse hiçbir düşüncesi olmasın!

Xxx

Bilenler bilir, İbrahim Kafesoğlu Moğolları hiç sevmezdi. Hatta şöyle derdi: “Ben Moğol filan dinlemem. Moğollar Türk değildir. Türk olmadıkları için bu kadar tahribat yaptılar. Türkler tahribat yapmaz.

Xxx

Abdurrahman Akhisar Zeynelzade Kütüphanesi’nde hicrî iki yüz tarihli bir hadis mecmuası buldu. O tek nüsha idi. Tezini o sayede kolayca tamamladı.

Xxx

Millet Kütüphanesi Feyzullah Efendi koleksiyonunda bulunan 63 ciltlik Kitabu’n Nebatat ve’l Hayvanat’ın da Fuad Bey tarafından kültürümüze kazandırıldığını söylemiştim.

Xxx

Hakim Süleyman Bey Akhisar’da görev yaparken rüyasında Zeynelzade Efendi’yi görmüş. Hazret sakallı ve sarıklı olarak görünmüş ve Süleyman Bey’e şöyle demiş: “Sen burada görevlisin. Git sicil kaydına bak. Oradan benim vakfiyemi çıkar.” Süleyman Bey sabah olunca denileni yapmış. Vakfiyede şu ifadeler varmış: “Benim binamın kubbesi yıkılmışsa, kitaplarım ortada kalmışsa, üzerine yağmur- yaş değiyorsa, o devrin kadısı da binamı tamir ettirmez ise Allah’ın ve meleklerin laneti ve Resulullah’ın bedduası onun üzerine olsun.” Aynen böyle diyormuş vakfiyede. Süleyman Bey ürpermiş. Gerçekten de o sırada Zeynelzade Kütüphanesinin binası acınacak haldeymiş.

 

 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık