AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİLERİ VE SON...

Gücü elinde bulunduranların, eş, ahbap, tanıdık ilişkisine önem vermesi, iyilerin kaçırılıp yerlerine basiretsiz, iş bilmezlerin alınması, kısaca Hürriyet’in içten çürüyen bir ağaca dönüştürülmesi ile ilgili gerçekler...

AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİLERİ VE SON...

Cemil Özyıldırım'ın Hürriyet'in hikayesini anlattığı çarpıcı yazısı:

Batışa doğru Hürriyet !....

Hürriyet Gazetesi’nde işten çıkarılanların, fesih tebligatlarının evlerine gönderilmesi ile gelişen ‘’Yüz kızartıcı’’ olaya tepkiler devam ediyor. İki gün önce yaşanan ve açığa çıkan bu yüz kızartıcı olayla ilgili, en büyük ve en küçük meslek örgütlerinden, bu yazının yazıldığı saate kadar bir tepki görülmedi. Hürriyet gazetesinde son ve önemli bir gelişme ise, İzzet Çapa’nın Twiter hesabı ile Anadolu Ajansı Emeklilerinin haber sitesinden öğrenildi. Buna göre evlerine tebligatları yapılarak işten çıkarılan gazeteciler ile ilgili gelişmeden haberi olmadığını belirten Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Vahap Munyar istifasını verdi. İstifa yönetim tarafından hemen kabul edildi.

Meslek adına ‘’Utanç verici’’ uygulama, Hürriyet Gazetesi’nde uzun süredir tiraj kaybı ile büyüyen, gazetenin bakkallarda, benzin istasyonlarında belirli miktardaki alış-veriş karşılığında promosyon gibi verilmesi ile gelişen, yönetim hatalarının bir sonucu idi. Bir zamanlar milyon satan dev bir gazetenin iş adamlarının ihtiraslarına kurban edilmesi, ‘’Yandaş’’ yayın havuzuna atılması, tarafsız, özgür yayıncılıktan uzaklaşılması, kadroların oluşturulmasına hiç dikkat edilmemesi bugünkü tablonun ortaya çıkmasına neden oldu. Oysa her gazetenin künyesinde olduğu gibi, Hürriyet Gazetesinin künyesinde de yazılı olan ‘’Hürriyet basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir’’ taahhüdü de, kağıt üzerinde bir söz olarak kaldı. Bu arada adını Salim Yavaşoğlu olarak açıklayan bir vatandaş, telefonumdan beni arayarak ‘’Yüz kızartıcı’’ başlıklı yazımı eleştirdi. Elbette bir görüş yazısına, olumlu veya olumsuz tepkiler gelmesi doğaldı ve saygı ile karşılanmalı idi. Yavaşoğlu ‘’Pes be kardeşim. Memlekette bunca soruna karşı bir mücadele yapılıyor. Sen bunları kenara itip, bir gazetede olan olayı fitilliyorsun. Bize ne Hürriyet’ten?. Kalemini doğruya çalıştır derim’’deyip telefonu kapatıverdi. Oysa, bir zamanlar adının anlamı gibi özgürce çalıştığımız, gazetenin başında iş adamı değilde, gerçek bir gazete sahibi olan Erol Simavi’ye gönül bağı ile bağlanıp inandığımız, ustalarımızın dersleri ile yetiştiğimiz, meslek saygınlığına, meslek sorumluluğuna ve ilkelerine sıkı-sıkıya sarıldığımız Hürriyet gazetesinin bugünkü durumunu görüp yazmak, bize bir görev olarak düşüyor.

Basının gündemi Hürriyet Gazetesi üzerine kurulu iken, bir yıl önce yazılan ‘’Hürriyet nasıl battı’’ başlıklı bir yazı ile devam edelim. Hürriyet'te çalışan ve olayları çok iyi gözlemleyen bir gazetecinin kaleminden çıktığı anlaşılan yazıda anlatılanlar, Aydın Doğan döneminde Hürriyet’te kadrolaşma hataları üzerine kurgulanıyor. Yazar bu yazıyı adını vermeden yazmıştı.Gücü elinde bulunduranların, eş, ahbap, tanıdık ilişkisine önem vermesi, iyilerin kaçırılıp yerlerine basiretsiz, iş bilmezlerin alınması, kısaca Hürriyet’in içten çürüyen bir ağaca dönüştürülmesi ile ilgili gerçeklere, yazıda parmak basılıyor. Değerli gazeteci Orhan Can da, bu yazıyı 10 Nisan 2018’de kişisel sitesi ‘’Arka Güverte'’de bir siteden kopyalayıp,
yayınlamıştı. Bazı önemli gerçekleri anlamak için, bu yazıya bir göz izi bırakmak gerekiyor.Noktası ve virgülüne dokunmadan, ‘’Hürriyet nasıl battı’’ yazısı şöyle:

‘’Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satışının ardından öyle ya da böyle herkes, bir yorum yaptı.Uzatmadan içeride oynanan Bizans oyunlarını, medyanın amiral gemisi Hürriyet’in nasıl batırıldığını anlatayım: Olaylar, başlangıcın çok ötesine gidiyor ama, uzun lafın kısası yazalım. Son yılları konuşalım. Bir gazete düşünün ki, genel yayın yönetmeni (Ertuğrul Özkök) eski damadını (Ercan Saatçi) sporun başına getirsin. (Bir ara Doğan Müzik Company’nin de başına atamıştı. Ama nereye koysa eski damat başaramadı). Sekreterini (Şermin Terzi) yazar yapsın. Kızı Gülümsün Özkök’ün (ki onu da yayın yönetmenliğinden sonra kudret sahibi olduğundan, TV2’nin başına getirdi. Yakın dostu Özlem Gürses’i kızının yönettiği kanalda program sahibi yaptı). Arkadaşını (Yonca Tokbaş) Kelebek’e yazar tayin etsin.’’ Özkök’ün tanıdıklarını sağa-sola yerleştirmesinin ne sakıncası olabilir ?..’’ demeyin. Gerçek medya emekçileri, gerçek yetenekler umutları kırıldıkça Hürriyet’ten. ayrıldı. Hürriyet bu yüzden battı. Özkök’ün gaz verip yükselttikleri arasında Ezgi Başaran’ı, Kanat Atkaya’yı, alemin ağzı ile en iyi laf yapan Sebati Karakurt’u ve krallığının daha pek çok prensini, prensesini de saymak mümkün.

Grubun Eyüp Can sevdası, Özkök’te de fazlasıyla görülüyordu. Yerine yetiştirdiği stajyer yayın yönetmeni Zaman gazetesi kökenli Eyüp Can idi. Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu, yayın yönetmeni olarak atanınca küsüp Referans gazetesine dönen Eyüp Can’ın, bunalımını atlatmak için odasını rekor bedelle dekore etmeye kalktığını da not düşelim. Eyüp Can’ı en sevenler kervanında başı çeken Vuslat Doğan Sabancı bile, faturayı görünce afallamıştı. Muhabirlerin 10 liralık taksi fişini dert eden bir gazete, şımarık yayın yönetmenlerinin, yazarların ve yöneticilerin lüks harcamalarını ödemekte sakınca görmemişti.

Enis Berberoğlu’nun yayın yönetmeni olduğu gün ilk icraatı ise, gazetecilik adına kayda değerdi. Kelebek yazarları Melike Karakartal ve Melis Alphan’a oda vermişti. Şimdilerde kalemini satmadı, kırdı diye yüceltilen Melis Alphan’ın yükselişi, apayrı bir yazı konusu idi.(Kısaca Aydın Doğan’ın en küçük kızı Begümhan Doğan Faralyalı’nın, Londra’dan kankası olduğunu belirtelim). Hanzade Doğan Boyner ile de pek sıkı fıkı idi. Melis Alphan Türk medyasının mafyası idi. Öyle ki Milliyet’teki yıllarında kimi gazetecileri işten kovdurmuş, yükselişine engel olmuş, kimi arkadaşlarını da köşe yazarı yaptırmıştı. Milliyet’in Demirören’e satışından hemen önce, Hürriyet’e transfer edilmişti. Allahı var patrona yakın olduğunu için, yayın yönetmenlerine sırt çevirmedi. Kimi ayak kaydırma hamlelerini, yakın dostluk kurduğu yayın yönetmenleriyle yapacak kadar alçak gönüllü idi. Öyle Türkiye’nin cesur kalemi filan değildi. Anlayacağınız, patronun adamıydı. Patron giderken o da gitti. İlla medyadaki bir kalem olacaksa, en şımarık kalemidir demeniz yeterlidir. Karakterine uygun olarak sağa sola çemkirdiği moda yazarlığından, siyaset yazmaya cüret etmesi şımarıklık değilse nedir? Ayağını kaydırdığı Sibel Arna, Nilay Örnek gibi bütün isimleri yazmaya kalksak beş sayfa tutar.

Enis Berberoğlu, sahip olduğu gazetecilik yeteneğinin tersine, bir gazla girdiği Hürriyet’te duman olmuştu. Ne gazeteyle yeterince ilgilenmişti, ne de çalışanlarla. Bütün beceriksizliğine ve ilgisizliğine rağmen, beş yıl o koltukta oturmuştu. Onun pasif döneminde Referans’ı batıran kadro (Eyüp Can önderliğinde) Radikal’i ele geçirmişti. Nice değerli isimler kaçırılmıştı. Radikal’i de bildiğiniz gibi, tarihin tozlu sayfalarına gönderen ekip, Hürriyet’in içine sızmıştı. Eski Referansçıların en büyük kalesi Hürriyet ekonomi olmuştu. Zaman gazetesinden gelen Eyüp Can’ın en has adamı Sefer Levent, ekonomi müdürü olduktan sonra, servisi yavaş yavaş tasfiye etmişti. Ekonominin en parlak kalemlerinden Demet Cengiz’i mobbing yaparak kaçırmıştı. Son kurbanı ise, Gila Benmayor’du. Yerlerine Referans’ın renksiz, vasat eğitimli, dil bilmez isimleri getirilmişti. Keza Hürriyet eklerde de durum buna benzerdi. Neyyire Özkan zamanından kalan kadro, tümüyle yok edilmişti. Berberoğlu’nun ilk günlerinde, eklerin başındaki Emre İskeçeli yazı işlerine çekilmiş, yerine Fatih Çekirge’nin referans olmasıyla İskender Baydar getirilmişti. İskender Baydar gösterdiği iyi performansa rağmen görevinden alınmış ve beklemede bırakılmıştı. Babali’de bir göreve tayin edilmesi unutulan tek isim İskender Baydar olabilir. Mehmet Yılmaz’ın yeğeni Çınar Oskay, eklerin başına geçmişti (Hürriyet’te öyle amcan, dayın, arkadaşının babası filan yoksa, bir kariyer tabiiki hayal edemezsiniz). Oskay’ın yönetiminde çıkan ekler okurun ilgisini hiç çekmemişti.

Berberoğlu, yayın yönetmenliği sırasında tüm bu olup bitene seyirci kalmış, yenen haklara sahip çıkmamıştı. Yayın yönetmenliğinden ayrılınca koltuk boş kalmıştı. Türk medyasının amiral gemisinin bir yayın yönetmeni adayı dahi yoktu. Saçma sapan isimler havada uçarken Oray Eğin işaret edince, akıllarına Sedat Ergin gelmişti. Detaylarda boğulmaktan büyük resme bakmayı asla beceremediği Milliyet’i yönettiği yıllardan bilinen Sedat Ergin de, Hürriyet’in içini eski Milliyetçiler ile doldurmuştu. İleride Hürriyet’e yayın yönetmeni olmasına kesin gözüyle bakılan, yaşında dolayı (genç olmak suç sanki) bekletilen Emre İskeçeli ise, Sedat Ergin’in mobbingine uğrayarak Hürriyet’le yollarını ayırmıştı. Yani bugün elinize alıp okuduğunuz Hürriyet’in içinde, fosil yakıt olabilecek yaştaki bazı yazarları çıkarırsanız, Hürriyetçi kalmamıştı.

Aydın Doğan helalik istedi giderken. Ona göre bir suçu yoktu tabi ki. Giderken başına 10 bin liralık gül dökülen Vuslat Doğan Sabancı’nın da, elbette aşağıda dönen dolaplardan haberi yoktu. Ancak iyi yöneticiler seçmek de onların sorumluluğu değil mi idi?..Hürriyet TV’yi uçuran Orhan Can gibi efsane bir ismi kapıya koyarlarken, sizin sorumluluğunuz vardı. Mustafa Kutlay gibi dahi bir gazeteci geçim darlığından, kariyerinde yükselemeyişi nedeni ile ayrıldığında da, sizin sorumluluğunuz vardı. Önerilen röportaj fikrini beğenip, ‘’Ama bunu Ayşe Arman’’ yapsın denilince, dış haberlerin en yetenekli ismi Rezzan Hasanbeşeoğlu’nu kaçırdıklarında, sizin sorumluluğunuz vardı. Nurettin Kurt’un kıymetinin bilinmemesinde sizin sorumluluğunuz vardı. Havaalanının efsane muhabiri Faik Kaptan’ın işine son verilirken, sizin sorumluluğunuz vardı. Koray Peközkay yetenekli bir fotoğraf editörüydü. Künyeye fotoğraf editörü olarak onun yerine tepeyle kurduğu iyi ilişkilerden dolayı Sebati Karakurt’un ismi yazılınca, çekip gitmişti. Onda da sizin sorumluluğunuz vardı. Ferai Tınç gibi sağduyulu, bilgili bir kalemin küsmesinde sizin sorumluluğunuz vardı.

Hürriyet, eşini dostunu gazeteye dolduranlar yüzünden battı. Hürriyet’te gazetecilik, içeriye doldurduğunuz şarkıcı, türkücü köşe yazarı-röportajcılar yüzünden bu duruma geldi. Akçeli iş görenler bile ayıklanamadı..Namusuyla, düzgün, doğru gazetecilik yapanlara sahip çıkılamadı. Patronlar, yöneticiler, bunda sizin sorumluluğunuz vardı.

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık