DİYALOGCU MARİFETİ: İNCİLLİ KUR'AN-I KERİM

Kur’an–ı Kerim mealine papazların çiziktirdiği İncilleri sokuşturdular. Bu meali okuyan bir Müslüman, demek ki papaz Matta’nın, papaz Markos’un çiziktirdiği İnciller de meğer ‘ilahi kitapmış’ diye kanaat etmeye başlar. Kur’an ayetlerini, papazların Matta, Markos, Luka İncilleri birebir karşılıyor baksanıza, diye düşünür zavallı... Allah, bunların fitnesinden nefsimizi ve neslimizi halas eylesin...

DİYALOGCU MARİFETİ: İNCİLLİ KUR'AN-I KERİM

“Dinler arası diyalog misyonu, Papalık Konseyi misyonudur. Nitekim 10 Şubat 1998 günkü Zaman’da da yayınlanan mektubunda Fetullah Gülen, Papa II. J. Paul’a sunduğu fermanında:

"Pek muhterem Papa cenapları, Papa VI. Paul tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun (PCID) bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini arzu ediyoruz…" demektedir.

Bu şu demektir; dinler arası diyalog Papalık misyonudur. Papa VI. Paul tarafından başlatılmıştır. Gülen, işte bu misyonun bir parçası olduğunu ilan etmiştir. Bunu böyle anlamamak için, sadece sağır olmak yetmez, aynı zamanda kafa ve kalp gözünün de kör olması lazımdır. Bu bir Papalık misyonudur. Bu misyonun İslam ile yakından veya uzaktan alakası yoktur.

Şemdinli tertibi ve iddianameli tezgâh sebebiyle, Kur’an–ı Kerim mealine papazların çiziktirdiği Matta, Markos ve Luka gibi İncillerin “referans olarak” sokuşturulması arka planda kaldı.

Diyalogcuların ürettiği “İncil’li Kur’an meali”ne dair tartışmalar, Moon bağlantılı teologların “güya dinler arası diyalog projesi karşıtı”ymış gibi sahneye çıkartılması sebebiyle Ceviz Kabuğunu dahi doldurmadı.

Bu girişim hiç de öyle hafife alınacak, magazin mantığıyla buharlaştırılacak bir adım değildir.

“İncil sokuşturmalı Kur’an–ı Hakim meali” üzerine ilk yazı yazanlardan biri bendenizdir. 2004 Mayıs’ının başlarında kayınbabam, Memorial hastanesinde kalp ameliyatı geçirmişti. Bu vesile ile ben de bazı günler sürekli oradaydım, orada olmadığım günler ise sık sık uğruyordum.

Bir ara öğle namazımı kılmak için mescide girdiğimde, 50 yaşlarında bir ağabey, telaşla yanıma yanaşır; “Hocam” der, “Bu diyalogcular, işi hepten zıvanadan çıkarttılar. Baksanıza, Kur’an–ı Kerim mealine papazların çiziktirdiği İncilleri sokuşturdular. Bu meali okuyan bir Müslüman, demek ki papaz Matta’nın, papaz Markos’un çiziktirdiği İnciller de meğer ‘ilahi kitapmış’ diye kanaat etmeye başlar. Kur’an ayetlerini, papazların Matta, Markos, Luka İncilleri birebir karşılıyor baksanıza, diye düşünür zavallı... Allah, bunların fitnesinden nefsimizi ve neslimizi halas eylesin...” der.

“Bunlar cahil değil, bilinçli işler; adam, bu ‘İncil’li Kur’an meali’ni üretme aklını ‘Papalık misyonunun bir parçası olduğunu’ ilan eden hoca efendisinden almış, öyle yazıyor girişte...” dedim.

İmam–ı Gazzali’nin “kocakarı imanı” diye niteleyip methettiği bir “imanî duyarlılık”tan dahi yoksun ilahiyatçılar, ABD–AB ve Papalığın güdümündeki dinlerarası diyalog ve BOP sürecinde “İncil sokuşturmalı Kur’an mealleri” ürettiler, dağıttılar, dağıtıyorlar.

Zaman gazetesi ise 1998 yılından bu yana bu tahrifatlı meali ekmek–peynir gibi dağıttı. (Suat Yıldırım, Kur’an–ı Hâkim, Sunuş, s. 10, İstanbul 2004).

Bir ümmi Türk evladı bile “Bu meali okuyan bir Müslüman, “demek ki papaz Matta’nın, papaz Markos’un çiziktirdiği İnciller de meğer ‘ilahi kitapmış’ diye kanaat etmeye başlar. papazların Matta, Markos, Luka İncilleri, baksanıza Kur’an ayetlerini, birebir karşılıyor diye düşünür zavallı...” diye duyarlı davranıyor.

 Ama şu kadar mürekkep yalamış ilahiyatçı, bu duyarlılıktan uzak duruyor ve İncil sokuşturmalı meal üretebiliyorsa, işte bu can alıcı noktada durup düşünmek lazım...

 Bu basit bir girişim, basit bir çalışma değildir.

Suat Yıldırım, toplumumuzun birçok kesimini “Baksanıza, Kur’an’ın içinde Matta, Markos, Luka, Yuhanna incillerine, Tevrat ve Pavlos’un mektuplarına atıflar var, demek ki onlar da ilahi kitap, demek ki onlar da hak, demek ki onların anlattığı şeyler de ilahi... Meğer eski hocalar, bizi bugüne kadar yanıltmışlar” şeklinde dışa vuran “batıl bir kanaat”a sürükleyen bu “muharrefat meali”ni derhal toplattırmalıdır.  [M. Emin Koç  (11.03.2006) ]

 

“İncil sokuşturulmuş Kur’an meali” üreten Suat Yıldırım’ın Zaman’da çıkan savunmaları, bu bağlamda kendini ele veriyor. Yıldırım diyor ki “Amerika, BOP’u üç sene önce 2003’te açıkladı. Benim mealim ise 1998’de yayınlandı. Muarızlarım bu durumu ellerinden geldiğince izleyicilerden saklayarak kitabımın yeni yayınlandığı zannını uyandırmaya çalıştılar. Keza Önsöz’de değindiğim muhterem Fethullah Gülen’in teşvik etmesini dillerine doladılar” (Suat Yıldırım, 3 Mart, 2006, Zaman).

Yıldırım, “gün–ay–yıl demogojisi” ile paçayı kurtarmaya çalışıyor. Velev ki öyle bile olsa –ki öyle değil–; BOP’un, Amerikan yönetimi tarafından 2003’te resmen dünyaya deklare edilmiş olması, Yıldırım’ın “İncil sokuşturulmuş meali”ni “suret–i Hak”tan gösteremez. Yıldırım, “gün–ay –yıl demogojisi” yaparak, “İncil sokuşturulmuş meal” üretimini mazur gösteremez.

Gelelim Yıldırım’ın yapıştığı BOP’un tarihine... Institute for National Strategic Studies tarafından ABD ordusu için çıkartılan Joint Force Quarterly–Ortak Kuvvetler dergisinin 1995 Sonbahar sayısının ana konusu “Büyük Ortadoğu Projesi”. ABD ordusunun bu ortak dergisinde “Turkey’s Role in The Greater Middle East–Büyük Ortadoğu’da Türkiye’nin Rolü” de aynı BOP projesi altında enine boyuna irdelenmektedir.

 Amerikan rüzgarıyla bir anda şaha kaldırılan Türkiye’deki “siyasal ve dinsel değişmiş ve dönüşmüşler”in kafa kağıtlarında da, diyalogcuların kafa kağıtlarında da 1995’li yıllar çok önemli bir tarih olsa gerektir.

O günler, İstanbul– Beyazıt’taki Ramada Hotel’de “dışa kapalı” ilk diyalog toplantısının yapıldığı günlerdi.

Dahası, Yıldırım’ın kendisini söz konusu “meali hazırlama”ya teşvik eden F. Gülen,

“Papa VI. Paul tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun (PCID) bir parçası olmak üzere huzurlarınızda bulunuyoruz”

diye yazdığı mektubunu Papa’ya 9 Şubat 1998’de sunmuş, mektup 10 Şubat 1998’de Zaman’da yayınlanmıştı.

Yani Türkiye’deki “BOP ve dinler arası diyalog işi” Yıldırım’ın “meal üretiminin öncesine” rastlar. Yıldırım, kendini temize çıkartmak için başka bir “makul demogoji” bulmalıdır.

Yıldırım’ın meal üretmeye teşvik eden diyalogcuların “silsile–i meratip”leri, “İncil sokuşturulmuş meal”in arka planını ele veriyor; minareye kılıf dar geliyor, mızrak çuvala sığmıyor...

Nasıl MI? Fetullah Gülen, Zaman’ın beyanına göre; “Amerika’nın meşhur Yahudi mafya örgütü” ADL’nin teklifiyle “hoşgörü ve diyalog kitabı”nı hazırlıyor (Bkz. Yunus Altınöz, ABD’de Yahudi mafyası: ADL, Zaman, 20 Kasım 1992, s. 2; Selçuk Gültaşlı, Diyalog çabaları devam ediyor, Zaman, 10 Mart 1998).

Suat Yıldırım ise, aynı Gülen’in teşvikiyle ve Gülen’in “Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olduğunu” bizzat kendisi ilan ettiği tarihte “Matta’lı Markoslu Kur’an meali”ni piyasaya sunuyor (Suat Yıldırım, Kur’an–ı Hâkim, Sunuş, s. 10; Zaman, 10 Şubat 1998; Zaman, 3 Mart, 2006).

Ne tesadüf ki, 2 Mart 2006 günü Zaman gazetesi, “Matta’lı Markos’lu meal”e dair Diyanet’in “yarım ağız ikazı”nı dahi “Diyanet İşleri Başkanlığı İl Müftüleri toplantısı sonuç bildirgesinin kısaltılmış hali” şeklinde tıraşlayarak veriyor. Diyanetin en can alıcı “yarım ağız hüküm cümlesi” şu:

 “Ancak bu metodun Kur’an meallerinde tatbik edilmesi, Tevrat ve İncil’den yapılan alıntıların bir değerlendirme yapılmaksızın meal peşine sıralanması, yanlış anlama ve yorumlara yol açabilecek bir usuldür.”

Diyalogcu Zaman, bu “yarım ağız ifadeyi dahi”, ola ki bazıları ayıkır diye okuyucusundan ve kamuoyundan kaçırmaya çalışıyor (Bkz. Zaman, 2 Mart 2006).[ M. Emin Koç  (12.03.2006) ]

 

Diyalogcu Suat Yıldırım, Fetullah Gülen’in teşvikiyle ürettiği “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin “BOP’un kutsal kitabı” olarak nitelendirilmesine oldukça içerlemiş (Suat Yıldırım, 3 Mart 2006, Zaman). Ancak, Yıldırım’ın 1998 yılında ürettiği “İncil sokuşturmalı Kur’an meali”nin, 2003 yılında Amerika’da BOP namına üretilen “el-Furkanü’l-Hakk”tan aşağı kalır tarafı yoktur. Hatta Yıldırım’ın “İncil sokuşturmalı meali”, Amerikan BOP’çularının “el-Furkanü’l-Hakk’ına bir nevi ilham kaynağı olmuştur. Her iki “İncil sokuşturmalı kitap”, adeta birbirini tamamlayıcı mahiyettedir.

Suat Yıldırım, kendi beyanına bakılırsa, güya kendince “mevcut Tevrat ve İncil metinleriyle paralellik arz eden” (Bkz, Suat Yıldırım, Kur’an–ı Hakim, Sunuş, s. 10, İst. 2004) Kur’an–ı Kerim ayetlerinin sonuna, muharref “İncil, Tevrat ve Pavlos’un mektupları”nın ilgili bölümlerini ve sıra numaralarını referans olarak yerleştirmiştir.

Evangelistlerin ürettiği “el-Furkanü’l-Hakk”ta ise, söz konusu Tevrat ve İncil’in ilgili bölüm ve sıra numaralarının konulması yerine; oralardan alınan ilgili pasajlar Kur’an ayetlerinin arasına monte edilerek derleme yapılmıştır.

Aradaki fark, yoğurt yeme farkıdır, o kadar...

ABD’nin Texsas eyaletinde Evangelistlere ait Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından “el-Furkanü’l-Hakk / The True Furqan “adıyla piyasaya sürülen kitap, Arapça ve İngilizce olarak basılmıştır. Evangelic rahip Anis A. Shorrosh tarafından derlenen ve giriş ve sonuç kısımları haricinde 77 bölümden oluşan 368 sayfalık bir kitaptır. Shorrosh ise, Filistin kökenli bir Arap–Amerikan rahiptir. 1967’de Kudüs’ten göç ederek, ABD’de teoloji eğitimi almıştır.

Kitapta geçen surelerden bazılarının adları şöyle: Fatiha suresi, Sevgi suresi, Mesih suresi, Barış suresi, Evlilik suresi, Cennet suresi, Münafıklar suresi, Cizye suresi, İman suresi, Hak suresi, Kadın suresi, İncil suresi, Maide suresi, Peygamberler suresi.

Kitaptaki surelerin hepsi, güya “besmele”ye benzetilmiş şu tür bir “giriş cümlesi” ile başlıyor: “Bismi’l-Ebi’l–Kelimeti’r-Ruhi’l–İlahi’l-Vahidi’l-Ehad”.

“İbrahimi Dinler” vurgusunun yapıldığı bu “şeytan derlemesi”nde, genelde Kur’an–ı Kerim olmak üzere, İncil’den ve Tevrat’tan alıntılar bulunuyor. Surelerin çoğunun adı Kur’an–ı Kerim surelerinden alınmış. Ayetlerin de büyük çoğunluğu Kur’an’dan alınmış; ancak tahrif edilerek, kelimelerin hepsinin yerine başka kelimeler konularak alıntılanmış. Kitap, 21. yüzyılın “Barış Kitabı” ve “Üç Dinin kitabı” olarak da isimlendiriliyor (Bkz. Turan Kışlakçı, BOP’un kutsal kitabı, Yeni Şafak, 30 Kasım 2004).

Mısır’da yayımlanan haftalık El–Usbu’un uzman yazarı Dr. Mustafa Bekri, kitabın CIA’deki uzmanlar tarafından hazırlandığını belirtiyor. Yahudi ve Hıristiyan medeniyetinin Ortadoğu’daki mirasına vurguların çokça yapıldığı kitapta, Ortadoğu’nun Yahudi ve Hıristiyanların diyarı olduğu vurgulanıyor. Kitaptaki Yahudi–Hıristiyan vurgularının ABD Başkanı George Bush’un politikaları ile örtüştüğüne dikkat çeken el–Usbu’, kitabın “Büyük Ortadoğu Projesi”nin bir ürünü olduğunu kaydediyor (Bkz. Turan Kışlakçı, BOP’un kutsal kitabı, Yeni Şafak, 30 Kasım 2004).

Rahip Shorrosh’un en önemli özelliği evanjelist bir Hıristiyan olması... BOP’un Haçlı önderi ve Irak’ın işgalci başı ABD Başkanı G.  W. Bush da aynı Hıristiyanlık türüne mensup.

Dinler tarihi uzmanı Prof. Dr. Şinasi Gündüz’ün tespitlerine göre, her evanjelist gibi Shorrosh’un da en önemli gayesi, tarih boyu Hıristiyanlığın yayılma konusunda bir türlü başarı gösteremediği İslam ülkelerinde yaşayan halklara ulaşabilmek ve onları Hıristiyanlaştırabilmektir. Prof. Dr. Gündüz, “el–Furkanü’l-Hakk / The True Furqan”a baktığımızda, bu kitabın böyle bir amaca yönelik olarak hazırlandığını görüyoruz, demektedir.

Nitekim, dinler arası diyalog ve BOP sürecinin can damarı olan “İbrahimî dinler mefhumu”na yapılan vurgu, “el–Furkanü’l-Hakk / The True Furqan”ın söz konusu amacını ele vermektedir.

 

Prof. Dr. Şinasi Gündüz’ün tespitleri şöyle:                                                                                                    Kültüre uyarlama (yani contextualisation ya da inkültürasyon) yöntemi doğrultusunda,  Hıristiyan mesajını Müslümanların kendi gelenekleri, din dilleri ve kültürel öğeleriyle onlara sunmayı amaçlamaktadır.

Kültüre uyarlama yöntemi doğrultusunda metin hazırlanırken; tamamıyla Kur’an  üslubu, dili, terminolojisi ve Kur’an’ın şematik yapısı temel alınmıştır. Yani metin surelere ve ayetlere paralel tarzda bölümlere ve cümlelere ayrılmıştır (hatta Arapça metinde bunlara sure ve ayet denilmektedir) ve her bölümün başına besmeleye benzer ama teslis içeriğine sahip bir başlangıç ifadesi eklenmiştir. Kullanılan dil ve vurgular yönünden de Kur’an kopya edilmeye çalışılmıştır

(Bkz. Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Evanjeliklerin Gerçek Furkan’ı: The True Furqan (al–Furqanu’l–Haqq), http://www.dinlertarihi.com/).

Suat Yıldırım’ın “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin ayet sonlarındaki referanslar, okuyucuyu götürdüğü “Kur’an’ın bizzat kendisine aykırı batıl itikad” ve talim ettiği “küfür” bakımından tam bir fecaat arz etmektedir. Fecaat, Kur’an meali içindeki “İncil–Tevrat ve Pavlos’un mektuplarından referanslar” sebebiyle, bu muharref kitapların “yegâne ilahi kitab olan Kur’an”a sanki kaynaklık ediyormuş izlenimi vermesi veya papazların yazdığı “muharref kitaplar”ın da aynen Kur’an–ı Kerim gibi “ilahi vahiy” oldukları imajı vermesi değildir sadece... Asıl fecaat, “Tevhid”i ikame etmek üzere inzal edilen Kur’an ayetlerinin sonuna konan “Haçlı referansları”nın, Müslüman’ı sürüklediği “teslis akaidi”dir.

Bu bağlamda Yıldırım’ın “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı meali”, Zaman’dan Ahmet Şahin’in “Ehl–i Kitap ile amentüde ittifakımız var”

(Bkz. Ahmet Şahin, Zaman gazetesi, 17 Nisan 2000) şeklindeki “çarpık akaid” itirafının adeta “meale aksetmiş hali” gibidir.

Dilerseniz, Yıldırım’ın bu mealinden somut birkaç örnek verelim...

Al–i İmran Suresi 32 ayet: “–De ki, ‘Allah’a ve Rasulüllah’a itaat ediniz’. Şayet yüz çevirirlerse, bilsinler ki, Allah asla kâfirleri sevmez.”

Bu ayetin sonuna Yıldırım, “Kitab–ı Mukaddes, Luka İncili, 10, 16” referansını yerleştirmiş. İlgili Luka İncili referansına baktığımız zaman, aman Allahım bir de ne görelim; “Sizleri dinleyen beni dinler sizleri geri çeviren beni geri çevirir... Yetmiş kişi sevinç içinde geri geldiler ‘ya Rab’ dediler, adınla cinler bağımlı oluyor. Rab İsa onları şöyle yanıtladı: Şükürler sana ey Baba, dedi.”

Yine Al–i İmran Suresi 45. ayet mealine göz atalım: “Dünyada da, ahirette de itibarlı, Allah’a en yakın kullar olacaktır.” Yıldırım, bu ayetin sonuna da, “Kitab–ı Mukaddes, Luka İncili, 1, 26–38; Matta İncili, 1, 16; Yuhanna İncili, 1, 41” referansını sokuşturmuş. Aman ya Rabbi, bu ilahi ayetin sonuna sokuşturulmuş referanslar, Müslüman’ı küfre götürüyor, teslise sürüklüyor. Yıldırım’ın sokuşturduğu referansların Müslüman’ı götürdüğü İncil ifadeleri şu: “O, ulu olacak ve en yüce Tanrı’nın Oğlu denecek... Baba Tanrı, ona atası Davut’un tahtını verecek... Doğacak olan kişiye Tanrı’nın oğlu denecek...”

Böylesi yüzlerce, evet yüzlerce “vahim sokuşturma” yapılmış Kur’an–ı Kerim mealine... Hatta Hıristiyanlıktaki “teslis” inancının babası Papaz Pavlos’un mektupları bile Kur’an ayetlerinin sonuna “referans” olarak yerleştirilmiş (Bkz, S. Yıldırım, Kur’an–ı Hakim, s 6, 15, 45).

Bu, hangi akla, kime hizmettir, dersiniz?

Suat Yıldırım, “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin son sayfasına: 

“Kitapta adı geçen başlıca yerleri gösteren harita” diye, Türkiye’yi “Bizans İmparatorluğu” olarak gösteren haritayı da konduruyor...

Yüce milletimiz, işte sadece bu haritaya bakarak bile, dinler arası diyalogun bütün şifrelerini çözer ve “diyalogda asıl asıl hedefin ne olduğu”nu görebilir.

Öte yandan Yüce Allah’ın “Kendilerine okunan şu Kur’an–ı Mübin’i sana indirmemiz onlara yetmedi mi?” (Ankebut Sûresi, 51) şeklindeki sitemli suali, “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali” üretenlere “ebedi mucize”nin şamarı olarak gürlüyor... Evet, yetmedi mi ki, Matta’lı, Markos’lu, Luka’lı, Pavlos’lu meal türettiniz sayın Yıldırım?     

Varın, şimdi siz takdir edin; Yıldırım’ın, Amerika’da mukim Fetullah Gülen’in teşvikiyle dinler arası diyalog ve BOP sürecinde ürettiği “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali” ile Amerika’da mukim Evanjelist rahip Anis A. Shorrosh’un derlediği “el-Furkanü’l- Hakk”ının “neyin kitabı” olduğunu...  [ Emin Koç  (14.03.2006) ]    

“İncilli meal” üreten bozacı ve diyalogcu şahidi şiracı

 

Suat Yıldırım ve diyalogcu yandaşları, Yıldırım’ın “İncil–Tevrat ve Pavlos’un mektupları sokuşturulmuş Kur’an meali”ni savunma sadedinde çok ilginç demagojilere başvurmak durumunda kalmışlardır.

Müslüman milletimizin tepkisi karşısında Zaman’da savunma kaleme alan Yıldırım “Sadece rakamla atıfta bulunuyorum... Atfın sadece mana uygunluğu göstermediğini bütün araştırmacılar pek iyi bilirler” diyor; ancak Yıldırım “muharref referans sokuşturmalı meali”nin sunuşunda “Mealde zaman zaman, mevcut Tevrat ve İncil metinleriyle olan paralelliklere değindik” ifadesini kullanarak “gerçek niyet”ini ortaya koyuyor.

“Kur’an mealinde, muharref Tevrat ve İncil metinleriyle paralelliğin varlığı”ndan dem vurarak, referanslarının izahını yapıyor Yıldırım... Tevhid”in, “teslis” veya “şirk” ile paralelliği mi olur ki, Yıldırım, Kur’an–ı Kerim’in Tevrat ve İncil metinleriyle paralelliğini göstermeye kalkışıyor? Böylesi bir paralellik gösterme çabası, “Hak” ile “batıl” gibi ezel ve ebed çizgisinin değişmez zıtlarını birbirine paralel göstermeye kalkışmak değil de, Hak ile batılı birbirine bulaştırmak değil de nedir? Yıldırım, hangi akıl ve hangi iman ile buna cüret etmiştir?

Bu bağlamda Yüce Allah, değil Ehl–i Kitabın bizzat kendilerini, diyalogcu Yıldırım’ı ve tüm Müslümanları şöylece ikaz etmiyor mu:

“Ey ehl–i kitap! Niçin bile bile hakkı batıl ile karıştırıyor, niçin bile bile hakikati gizliyorsunuz?” (Al–i İmran Suresi, 71).

Yıldırım’a arka çıkan diğer diyalogcu demagog Ali Ünal, “muharref metinlerin referans olarak verilmesi büyük bir yanlış” deyip arkadaşını uyarmak yerine, bozacının şahidi şıracı gibi davranıyor. Ünal, “Bizzat Kur’an, indiği dönemde de Tevrat ve İncil muharref olmuş bulunmasına rağmen, meselâ Necm Sûresi 38–55’inci ve Alâ Suresi’nin son âyetlerinde yer alan gerçeklerin bizzat Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya verilen sahifelerde yer aldığını belirterek önceki İlâhî Kitaplara atıfta bulunmakta, pek çok âyetinde bu kitapları, onlarda ifade edilen pek çok gerçekleri kendisinin Hak Kelâmı ve Allah Rasûlü’nün hak peygamber olduğunu ispat için kullanmaktadır” (Ali Ünal, Zaman, 6 Mart 2006) diyor.

Yıldırım’ın şıracısı Ali Ünal’in delil olarak öne sürdüğü Kur’an ayetlerine baktığımızda; Yüce Allah’ın, Hz. Musa’ya indirilen “kitap”a ve Hz. İbrahim’e verilen “suhuf”a atıf yaptığını görüyoruz. Ünal, bunu hangi mantık ile delil diye öne sürebiliyor?

Burada asıl problem Ali Ünal’da... Ünal’ın mukayese mantığında.

Problem Ünal’ın, Yüce Allah’ın geçmiş Hak kitaplara yaptığı atfı, Suat Yıldırım’ın “Matta, Markos, Luka, Yuhanna incilleri, Pavlos’un mektupları ve Tevrat nüshaları... gibi bugün eldeki muharref kitaplar”a yaptığı atfa delil olarak gösterecek kadar ilim ve irfandan yoksun olmasıdır. Hakkı batıl, batılı ise hak diye takdim etmeye yeltenen, işte bu kadar çarpık mantık, bu ölçüsüz demogojik anlayıştır.

Yüce Allah, Hak olan kitap ve suhufa atıf yapıyor, Yıldırım ise eldeki muharref kitapları referans gösteriyor; şimdi farkı anladın mı sayın Ünal?!

Bir Müslüman’ın zaten sair peygamberlere inen kitaplarla problemi yok... Hatta o peygamberlere ve onlara indirilen “tüm kitap ve suhuf”a inanmak İslam’in akaid esasıdır.

Yıldırım’ın şıracısı Ünal, güya kendince deliller getirerek, Yıldırım’ın referans olarak kullandığı bugün eldeki “papaz yazması Matta, Markos, Luka, Yuhanna incillerini, papaz Pavlos’un mektuplarını ve muharref olduğu Kur’an tarafından bizzat tescil edilmiş olan Tevrat’ı” “ilahi vahiy ve hak kitaplar gösterme”ye çalışıyor. Ünal, Yüce Allah’ı ve Kur’an–ı Kerim ayetlerini de “kendi batılı”na şahit kılmaya kalkışıyor.

Sadece Kur’an ve Sünnet’te değil, Asr–ı Sadetten günümüze İslam’ın hiçbir aliminin görüşünde veya eserinde “böyle bir sokuşturma” veya “iltibas”a cevaz veren emareye dahi rastlanmaz.

Bu işin mazisi, 19. yüzyıl Osmanlı’sına karşı İngiliz güdümlü Vehhabizm’in mimarı “Reşit Rıza, Muhammed Abduh ve Cemalettin Efgani” ve oryantalistlere dayanır. [ M. Emin Koç  (15.03.2006) ]  

                                                       

Rasulüllah’ın ikazından                                                                                                               

“İncilli meal üretenler”in payına düşen!

 

 Hz. Peygamber aleyhisselamın Hz. Ömer’i ikazı ise “İncilli meal”ciliğe soyuna diyalogculara hiçbir yorum hakkı bırakmayacak niteliktedir.

Hz. Ömer, Tevrat’tan bir parça yazmıştı. Yazdığı bu parçayı Hz. Peygamber’e getirdi ve okumaya başladı. Bu esnada Hz. Peygamberin mübarek çehresi, –o güne kadar hiç rastlanmayan biçimde– kızgınlıktan kızardı. Mecliste bulunan Ensar’dan bir zat, Hz. Ömer’e, “Yazıklar olsun sana, ey Hattab oğlu Ömer! Sen Resulüllah’ın yüzünü görmüyor musun?” dedi.

Hz. Ömer buyurur ki, bir ara Rasûlüllah’ın mübarek yüzene baktım. Gördüm ki rengi değişmiş, hiddetinden kıpkırmızı olmuştu. Kokudan ne yapacağımı şaşırdım. Boğazım düğümlendi, artık tek kelime dahi okuyamadım. Rasûlüllah bendeki hali görünce, elimdeki parçaları aldı ve tükürüğüyle tek tek hepsini sildi.

Sonra da Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ehl–i Kitaba hiçbir şey sormayın. Bu adamların ardına düşmeyin. Zira bunlar, din konusunda sapmış, ne yapacaklarını şaşırmış kimselerdir; kendilerine uyanları da şaşırtırlar. Kendileri sapkın olan bu adamlar, sizi asla doğru yola iletemezler. Sizler de –Ehl–i Kitaba sorduğunuz ve cevap aldığınız takdirde onları, tasdik veya tekzibden dolayı– ya hak olan bir şeyi yalanlamış veya batıl olan bir şeyi doğrulamış olursunuz. Allah’a yemin ederim ki, eğer Musa sağ olsaydı, bana iman edip yoluma uymaktan başka bir çare bulamazdı” buyurdu.

(Buhari, Sahih, Şehâdât 24, Tefsir 11, İ’tisam 25, Tevhid 51; Ebu Davud, Sünen, İlm 2, Merâsîl; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 136; İbn Kesir, IV, 8).

Rasulüllah’ın özel duasına mazhar olmuş Abdullah İbn Abbas, Ehl–i kitapla görüş alışverişinde bulunan kimselere ise şöyle çıkıştı:

“Ey Müslümanlar topluluğu! Elinizde, Allah’ın Peygamberi Hz. Muhammed’e indirdiği ve okumakta olduğunuz en son ve hiç bozulmamış (içine yabancı şeyler karışmamış) olan kitabı bulunduğu halde nasıl oluyor da Ehl–i Kitaba (bazı şeyler) soruyorsunuz? Kaldı ki Allah, Ehl–i Kitabın kendilerine indirilen şeyleri tebdil ettiklerini, elleriyle tağyir edip bozduklarını size haber de verdi. (Onlar: Elleriyle kitabı yazıp da, sonra onu az bir baha ile satabilmek için “Bu Allah katındandır” dediler. Bakara Suresi, 79 ayetini okudu). İlimden size gelen şey sizi, onlara müracaattan men etmiyor mu? Andolsun ki biz, onlardan hiçbirinin size indirilenden sorduğunu asla görmüyoruz” (Buhari, Sahih, İ’tisam, 25; el–Aynî, Umde, XIII, 261; İbn Hacer, Feth’ül Bârî, VI, 220).

Hz. Ömer, Ka’b’ı Ben-i İsrail kıssaları anlatmaktan men etmiş ve aksi davranışta bulunduğu takdirde onu kendi memleketine sürmekle tehdit etmişti. Ona: “Ya mutlak olarak eski milletlerin ve onlara ait kitapların haberlerini anlatmaktan vazgeçersin yahut da seni maymunlar ülkesine sürerim” demişti. (Dr. R. Na’nâ’a, el İsrailiyyat, s.87, Beyrut 1970).

Tefsir’de İsrailiyyet konusunu detaylı bir biçimde araştıran Doç. Dr. Abdullah Aydemir, Hz. Peygamber’den (sav) günümüze yaşana gelen İslam mirasının ve Ehl–i Sünnet ölçülerinin bu konuya ilişkin temel esaslarını şöylece özetledi, bu esaslarla noktalayalım:

Kur’an–ı Kerim, “tahrif edilmiş, insan eli değmiş, ilahi hüviyetinden uzaklaştırılmış olan Tevrat ve İncil”e ve bunların şerhlerine hiçbir hususta muhtaç değildir. Hiçbir konuda –hangi cins konu olursa olsun– Tevrat ve İncil’e başvurulamaz. Ne Kur’an’ın izahı ve tefsiri, ve ne de diğer İslamî ta’limatın açıklaması sadedinde bu kitaplar müracaat kaynağı olamazlar. Bizzat Tevrat ve İncil hakkında bile bilgi sahibi olmak için onlara gidilmez. Biz, onlar hakkındaki en doğru bilgiyi Kur’an ve hadislerden öğreniriz. Kur’an ve Sünnet’in bunlar hakkında doğru dedikleri doğrudur; eğri dedikleri eğridir. Bunun ötesinde bir yol tanımamak, Müslümanlar için takip edilecek en doğru hareket tarzıdır”

(Doç. Dr. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyyat, s. 5–6, 319–320, Ankara 1979).

Suat Yıldırım, toplumumuzun birçok kesimini “Baksanıza, Kur’an’ın içinde Matta, Markos, Luka, Yuhanna incillerine, Tevrat ve Pavlos’un mektuplarına atıflar var,  demek  ki  onlar  da  ilahi  kitap, demek ki onlar da hak, demek ki onların anlattığı şeyler de ilahi... Meğer eski hocalar, bizi bugüne kadar yanıltmışlar” şeklinde dışa vuran “batıl bir kanaat”a sürükleyen bu “muharrefat meali”ni derhal toplattırmalıdır.                                                                                             [ M. Emin Koç  (16.03.2006) ]

 

Bir değil, bin tane Karaman olsa ne yazar?

 

 

10 Şubat 1998 günkü Zaman’da da yayınlanan mektubunda, Fetullah Gülen,

"Pek muhterem Papa cenapları, Papa VI. Paul tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun (PCID) bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini arzu ediyoruz…" demektedir.

Papalık misyonunun bir parçası olanlar, kendi yanlışlarını onaylamayan Müslüman toplumumuzu ne muharref İncil sokuşturmalı meallerle, ne de diyalogcuların demirbaşı Hayrettin Karaman’ın kendinden menkul yorumlarıyla ayartamazlar.

Bir tane Karaman değil, milyon tane Karaman gibisi de gelse,

*  "Kur’andaki Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik sert ayetler bugünküleri bağlamaz, o hükümler Peygamberimizin dönemindekilere ilişkindir" diyen diyalogcuyu temize çıkartamaz.

*    "Nurcu papaz" üreten bir diyalog furyasını temize çıkartamaz.

*    "Hıristiyan, Yahudi ve Sabiilerden Allah’a ve ahirete inanıp iyi işler yapanlar, Hz. Peygambere inanmasa da cennetlik olur" diye ilan eden diyalogcuları temize çıkartamaz.

*    "Haçlı dünyayı tutmuş, bu sebeple onların tasallutundan emin olmak için Al–i İmran 28. ayete göre takiyye yapmak için diyalog yapıyoruz, ADL ile bu sebepten görüşüyoruz, Hocaefendi Amerika’da bu sebepten zorunlu ikamet ediyor" diyen diyalogcuları temize çıkartamaz.

*  "Ehl–i Kitap ile amentüde ittifakımız var" diye ilan eden diyalogcuları temize çıkartamaz.

*  "Müslüman bir kadını Hristiyan bir erkeğe papaz–haham ve müftünün huzurunda nikâhlayıp “bu bir devrim, çifte pasaportta olduğu gibi çifte dinli’ diye" manşete taşıyan diyalogcuları temize çıkartamaz.

*  "yurtdışından getirilen öğrencileri ekümenik sevdalı Patrik Bartho veya papaz Marovitç’e götürüp Hıristiyan–Yahudi–Müslüman hep beraber ’aynı anda ortak ibadet’ kararı aldıran" diyalogcuları temize çıkartamaz.

*  "Ehl–i Kitap ile amentüde ittifakımız var" diye ilan eden diyalogcuları temize çıkartamaz.

*   "Irak’ta canını, namusunu ve vatanını işgalcilere karşı koruyan Müslüman’ın adını, ’devlet başkanından izni olmadan yapılan bu tip başkaldırılar cihad değil terörizmdir’ şeklindeki Washington yorumlarıyla teröriste çıkartan" diyalogcu Fetö’yü temize çıkartamaz.

*  "Papazları ve hahamları cennete koymak pahasına Müslüman’ın akaidini, onur ve şerefini fısıltı ve internet gevezelikleri ile hedef alan" zavallı diyalogcuları temize çıkartamaz.

*   "internet sitesinde papaz Serkan Yüksek’in telefonlu misyonerlik sitesini yayınlayan diyalogcu haftalık derginin herzeleri"ni temize çıkartamaz.

*  "Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Muhammed’in rahmeti yetmiyormuş gibi bir kenara koyarak papazların aklıyla Hz. İbrahim’de buluşma"yı teklif eden diyalogcuları temize çıkartamaz.

*  "Tevhid’in yegane ilahi kaynağı Kur’an’ı Kerim mealine teslis ve şirkin muharrefatını ve Pavlos’un mektuplarını referans gösteren" diyalogcu akademisyen temize çıkartamaz.

* Prof. Dr. Yümni Sezen’in açıklamalarını, dağılmaya yüz tutan marjinal tabanlarına mesaj vermek için "Beni kullandılar" şeklinde çarpıtıp Yümni Hoca’nın asıl cevabını bir başka gazeteden okumak durumunda kalan" diyalogcuları ve zamane kalemşörlerini temize çıkartamaz.

Bunlar itikada dair meseleler ve yanlışlar; bir tane Karaman değil, milyon tane Karaman gibisi de olsa, hiç kimse kendinden yorumlarla bu yanlışları temize çıkartamaz, Hak gösteremez. Hüseyin  Gülerce,  hiiiç   kendini  yormasın… Dinlerarası diyalog;  bir Papalık misyonudur; İslam ile, Türklük ile, milletimiz ile yakından ve uzaktan alakası yoktur. Bir tane Karaman değil, milyon tane Karaman gibisi de olsa, bu "Papalık misyonu"nu temize çıkartamaz. Hak olarak gösteremez. Milletimizi ayartamaz.

Hiç kimse Müslüman kisvesi altında bu Papalık misyonunu sürdüremez. Er veya foyası ortaya çıkar. Ne Karaman kurtarabilir onları, ne de Papa… [ M. Emin Koç  (17.03.2006) ]

 

Prof. Dr. Suat Yıldırım''ın ayet aralarında kırmızı harflerle Tevrat ve İncil''e göndermeler yaptığı Kur'an mealini hiç görmemiştim. Yıldırım'ın bir meali olduğunu biliyordum ama elimde yeterince meal olduğu için merak etmemiştim. Cevizkabuğu programında Prof. Dr. Yümni Sezen, Hulki Cevizoğlu'na kitabı uzatıp, "Şu ayeti okur musunuz?"deyince bilgi sahibi oldum.

                                                                                                                         *Arslan Bulut

 

... Çünkü ABD''de Tevrat, İncil ve Kur''an''dan alıntılarla hazırlanmış "Gerçek Furkan" adlı bir uydurma kitap vardı. Bu da ABD''nin Büyük Ortadoğu Projesi''nin bir uygulamasıydı.

Suat Yıldırım, konu ile ilgili ilk programa telefonla katıldı ve yeterince konuştu. Hatta iki saat kadar görüşlerini anlatma imkânı buldu. Sonraki programlara ise katılmadı.

Yıldırım, Zaman gazetesinde "İddialar hezeyandan ibaret" başlığı altında, "muarız"larının gevelediğini ve iftira attıklarını, halkın bu provokasyonu uygulayanların Kur''an'’a ne derece bağlı olduklarını çok iyi bildiğini yazdı. "Utanmazlar" dedi. Yıldırım, "Amerika BOP''u üç sene önce 2003''te açıkladı. Benim mealim ise 1998''de yayınlandı" diyerek, bu projelerle hiçbir ilgisinin bulunmadığını anlatmaya çalıştı!

Cevizkabuğu'nda ve daha sonra kendisine kimse hakaret etmemişti. Üstelik, niyetinin kötü olmadığına dair sözler de söylendi. Fakat hatasını kabul etmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Buna rağmen Suat Yıldırım, "muarızım" dediği insanlara hakaret etti! Üstelik Kur'an'a bağlılıklarını da sorgulamaya cüret etti!

Suat Yıldırım'ın bu mealinden şüphe edilmesinin asıl sebebi, 8 Aralık 2003 tarihli Aksiyon dergisindeki açıklamalarıdır.

Bu derginin kapağına Hz. İsa ikonu konulmuş ve altına "İnsanlık onu bekliyor" diye bir başlık atılmıştı. 45''inci sayfada da Suat Yıldırım''ın "Salat ve selam Hz. İsa için" başlıklı bir açıklaması vardı.

 

Yıldırım, şöyle diyordu:

"Mutlak risaletin sahibi Hz. Muhammed tarafından, dünyanın son döneminde tekrar döneceği bildirilen Hz. İsa'nın bu misyonuna, başta Hıristiyanlar olmak üzere bütün insanlık çok muhtaç görünüyor. On dört asırdan beri dünya haritasını, doğrudan doğruya veya sonuçları itibarıyla şekillendiren Müslüman ve Hıristiyan ümmetlerinin, Hz. İsa'nın şahsiyeti etrafında bütünleşerek, hem kendilerini, hem de bütün insanlığı kurtarmaya yönelmeleri, hepimizin ideali olmalıdır. Bunun bazı emareleri de görülmektedir. Birbiriyle samimi diyaloğa giren Müslüman ve Hıristiyanlar, belirli konularda dayanışmada bulunmaktadır."

 

Görüldüğü gibi, Aksiyon dergisinin, Hz. İsa''yı kapak yapması ve "İnsanlık onu bekliyor" demesinin ardında Suat Yıldırım''ın bu görüşleri yatmaktadır.

Tabii dergiyi hazırlayanlar, kendi görüşlerine uygun konuşacak bir ilahiyatçıyı seçmiş de olabilir. Sonuç değişmiyor.

 

Her ne olursa olsun, bu ifadelerde Suat Yıldırım, "dinlerarası diyalog" temaslarını adeta kutsamakta ve Müslümanlar ile Hıristiyanları, Hz. İsa''nın etrafında bütünleşmeye davet etmektedir.

Hıristiyanların Hz. İsa'sı ile Müslümanların inandığı Hz. İsa'nın farklı olduğunu bile bile!

Öyle ya, bugün Hıristiyanların yüzde 90'ı, Hz. İsa'yı "Allah'ın oğlu" veya "Allah'ın kendisi" kabul etmektedir.

           

Kur''an'ın "apaçık ayetler"i karşısında, tartışmalı olduğu bilinen ve sahih olmayan hadislere sığınarak ve "Müslümanları Hıristiyanlaştırmak" demek olduğu Vatikan tarafından defalarca açıklanan "dinlerarası diyalog" misyonuna da hizmet ederek ortaya çıkmış bir kimsenin sekiz sene önce yazdığı Kur''an mealinde ayetlerin altında Tevrat ve İncil''e atıflarda bulunması elbette şüphe çekecektir.

 

Dolayısıyla asıl Suat Yıldırım''ın tepkisi "hezeyan"dan ibarettir.                                                          

Bir de "ABD, BOP''u 2003''te açıkladı" diyor!

Evet resmen böyle. Ama aynı projeyi, Akşam gazetesinin manşetinden 1996 yılında ben açıklamıştım.

O zaman "komplo teorisi" diye üzerinde duran olmadı. Üstelik bu proje, W. Wilkie tarafından "Tek Bir Dünya" adı altında kitap olarak da ortaya konulmuştu.

Kitap, 1951 yılında Türkiye''de de yayınlanmıştı. Zaten projenin asıl sahibi, 20''nci yüzyılın başında İngiltere idi, sonradan ABD devraldı!

 

Sahi, bugün, ABD Başkanı Bush, "O adil hükümdar benim" derse ne yapacağız?

Kabul mü edeceğiz?

Bu tezgâhları görmeyecek miyiz?

Sonuç olarak Suat Yıldırım''a benim cevabım Yunus'un bir beyiti ile olacak:

 

İlim meclisinde aradım kıldım taleb

İlim geride kaldı, ille edeb, ille edeb.

 

Arslan Bulut

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 5 4 0 1 8 12
2 İstanbul Başakşehir 5 4 0 1 8 12
3 Kasımpaşa 5 4 0 1 3 12
4 Beşiktaş 5 3 1 1 3 10
5 Atiker Konyaspor 5 2 2 1 1 8
6 Kayserispor 5 2 2 1 1 8
7 Trabzonspor 5 2 1 2 3 7
8 Yeni Malatyaspor 5 2 1 2 1 7
9 MKE Ankaragücü 5 2 1 2 0 7
10 Antalyaspor 5 2 1 2 -4 7
11 Fenerbahçe 5 2 0 3 -1 6
12 Göztepe 5 2 0 3 -1 6
13 Aytemiz Alanyaspor 5 2 0 3 -7 6
14 Demir Grup Sivasspor 5 1 2 2 -4 5
15 Bursaspor 5 0 4 1 -1 4
16 Çaykur Rizespor 5 0 3 2 -2 3
17 Erzurum BB 5 0 2 3 -4 2
18 Akhisarspor 5 0 2 3 -4 2
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Korfez SK 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 29 9 4 16 -13 31
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık