"ALLAH'IN BELASI KOKUŞMUŞ İNGİLİZ SİSTEMİ"

Yeni Birlik Gazetesi'nden Aslı Üstünkaya'ya konuşan Prof.Dr.Burhan Kuzu yeni anayasa ve başkanlık konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

"ALLAH'IN BELASI KOKUŞMUŞ İNGİLİZ SİSTEMİ"
  • 04 Haziran 2016, Cumartesi 21:34
  • Türkiye’de gündemde iki temel mesele var. Yeni anayasa ve Başkanlık. Fakat Hocam bu iki konuda da ilerleme kaydedilemiyor. 82 anayasası değişmesin diyen yok. Yani herkes bir şekilde bu anayasanın değişmesi yönünde bugün veya geçmişte fikir beyan etmiş. Diğer taraftan farklı çizgilerdeki siyasi liderler ve kanaat önderleri de, darbe anayasasının değişmesi yönündeki fikir birliğine benzer şekilde, başkanlığı savunmuş. Buna rağmen ne yeni anayasa yapmayı başarabildik bugüne kadar, ne de başkanlık sistemi ruhuna uygun bir seviyede tartışılabiliyor. Yaşadığımız bu zorluğun sebebi nedir sizce?
  • Doğru söylüyorsunuz Aslı Hanım. Başkanlık sistemi ve yeni anayasa Türkiye’ni yeni bir konusu değil. Kronik bir mesele. Yıllardır anayasa sorunu var. Yıllardır tartışılıyor. Esasen başkanlık sistemi de Türkiye gündemi için yeni bir kavram değil. Özellikle ben başkanlık sistemiyle ilgili 1979’da başlamıştım işe. Kırk yılı neredeyse doldurdu. Bu meseleyi hep gündeme getirdim. Yani tevazua gerek yok. Türkiye’de bu konuyu gündemde tutma noktasında en önde gelirim desem abartmış olmam. Bu meseleyi tartıştığımız yıllarda çok eleştiri aldık. Diktatörlüğü savunuyorsun dediler. Başka şeyler dediler. Ama en azından bugün gelinen noktada bunun tartışılabilir olması, kabul görmesi çok önemli. Ak Parti gibi benim de kurucusu olduğum siyasi hareketin bu meseleyi sahiplenmesi, tüzüğüne koyması, programına alması beni ayrıca tabii memnun ediyor. Devletin en üstündeki makamın, Cumhurbaşkanımızın sahip çıkması beni çok sevindiriyor. Ümit veriyor.

Diğer taraftan dediğiniz gibi yeni anayasanın yapılmasını herkes konuşuyor, savunuyor ama herkes samimi mi tereddütlerim var. Yani ortada bir anayasa var. 82 anayasası. Bu bir darbe anayasası. Yeni anayasa talepleri bence, darbe anayasasına sahip çıkıyorsunuz denmesin diye biraz da. Elle gelen düğün bayram. Uydum imama türünden bir yaklaşım olarak görüyorum, muhalefetin tavrını özellikle. Başkanlık modeline zaten karşılar. Yeni anayasa dendiği zaman da, işte ufak tefek rötuşlarla işin geçiştirilmesi gibi algılıyorlar. Ve bundan dolayı bu anayasa sorunu bir türlü çözülemiyor. Tamam, 82 anayasası ilk haliyle değil. Çok değişiklik oldu. Ben üç dönem anayasa komisyonu başkanlığı yaptım. O süre içerisinde 10 defa değişti. Çok önemli değişiklikler var. 26 maddelik bir paket var 2010 yılında. 2007’de Cumhurbaşkanını halkın seçmesi var. Bunlar çok temel değişiklikler. Toplamda 18 defa değişti bu son dokunulmazlıkla birlikte. Bunların tamamı olumlu değişiklikler. Ama anayasanın bütünlüğü bozuldu. Bağlantıları koptu. Zaten yoktu, iyice koptu. Dili çok kötüydü, daha da kötü hale geldi. Yamalı bohçaya döndü. Yeni bir anayasa yapılması şart oldu. Fakat sistemde anlaşamıyoruz muhalefetle. Bu önemli bir çıkmaz. Hadi diyelim, parlamenter model diyor muhalefet, biz başkanlık sistemi diyoruz. Bizim talebimizi bir kenara koyun bir an için. Üç muhalefet partisine parlamenter modeli esas alan bir metinde uzlaşalım desem asla mümkün değil.

Aldıkaçtı hoca benim hocamdı. 82 anayasasının mimarıdır. O üniversiteye döndüğü zaman 82 anayasasını yaptıktan sonra, zaman zaman konuşurduk, derdi ki bana, siviller anayasa yapamaz. Bana garip gelirdi. Ne demek siviller anayasa yapamaz. Yapamaz derken hukuk anlamında söylemiyor. Gördük ki, maalesef biraz doğruymuş söylediği. Meclisteki gruplar yeni anayasa olsun diyor. Hadi gelin dediğiniz zaman ortada bir şey yok. Biz bunu iki defa denedik. 2011’de denedik. Geçen yıl tekrar denendi. Çok samimi olduğumuzu da partilerin milletvekili sayısını baz alarak değil, tüzel kişiliğini baz alarak eşit sayıda üyeyle komisyon kuruyoruz. Oy birliği şartını getiriyoruz. Hadi anayasa yapalım dendiğinde, işte gele gele 60 maddede mutabakata varılıyor. Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı, hadi gelin bari bu uzlaşılan 60 maddeyi geçirelim dediği zaman da hiçbirini yanımızda göremedik. Yan çizdiler.

  • Hocam anayasa kaç madde olmalı? Madde sayısının anlamı nedir?
  • Mevcut 82 anayasası 177 madde. Madde sayısı konusu ayrı bir tartışma konusu. Madde sayısının azlığı çokluğu bir ölçü mü? Eh kısmen… Mesela 7 maddelik bir Amerikan anayasası var. Paragraf biçimindedir. İngiltere’nin hiç yazılı anayasası yok. Fransa, Almanya kıta Avrupası ülkelerine baktığınız zaman da 130 madde civarında. Bizde 21, 24, 61, 82 anayasaları… Hep artarak devam etmiş madde sayıları. Her şeyi kurala bağlama yöntemi bu. Bu yöntem nereden gelir. Millete, bakın biz bu konunun da farkındayız, anayasaya yazdık demek içindir. İşçinin korunması, çiftçinin korunması, sanatçının korunması, gençliğin korunması, sporun korunması der ama hiçbirini korumaz belki ama anayasaya yazmış olur. Bunu yazmadan da korursun. Yazmazsan korumayacak mısın? Bunlar anayasal konular değil ki. Tabii bizim anayasalarımızın kabarık olmasının bir sebebi de darbe ürünü olmasındandır. Çünkü millete yeni bir çeki düzen veriyor. Ve tepkiyle yazılan anayasalar.
  • Aslında bu anayasaların ruhunda da yasaklayan sınır çizen hususlar öne çıkıyor diğer taraftan.
  • Ee tabi. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Anayasa yazılırken, güvensizlik üzerine bina ediliyor. Diyelim ki özgürlük maddesini koyuyor ama ancak diyerek bir sınır getiriyor. Sonra bakıyor acaba bu hüküm kötüye kullanılır mı diyor, başka bir yerden daha hüküm koyuyor. Güven sorunu üzerine inşa edildiği için anayasa kördüğüme dönüşüyor. Uzun ve kabarık metinler çağın değişen şartlarına ayak uyduramazlar. Hantal olurlar. Bu manada bizim teknik olarak en düzgün yazılan anayasamız 1924 anayasasıdır. Dil, metin ve teknik olarak. İyi anayasadır anlamında söylemiyorum. O başka bir şey. Size bir gözlemimi anlatayım. Dünyada gelişmiş ülkeler anayasalarını kısa yazıyorlar. Batıdan doğuya gittikçe madde sayısı artar. Kabarık metinlerle karşılaşırsın. Ama şu kolaylığımız yok, biz de kısa anayasa yazalım, gelişmiş olalım. Öyle olmuyor. Geliştiğin zaman kısa yazabiliyorsun ancak. Onun için şu anda bizim için madde sayısı ikinci planda. Ama metnin kendi kısa olmalı. Özünü yazmalı metin. Ak Parti olarak bizim yazdığımız anayasa, geçen 2011 yılında verdiğimiz metin, Başkanlık modeli esaslı, 105 maddeydi. İlaveler oldu 112 maddeye çıktı. Makul bir metin.
  • Hocam zaten bizim problemimiz, bütün dünyanın mutabık kalacağı kavramlar konusunda uzlaşmak değil. Mesela Kemal Kılıçdaroğlu anayasanın ilk maddeleri elbette tartışılabilir, değişebilir diyor terör yanlısı bir kanalda. Sonra da kan dökülür diyor.
  • Biraz önce söylediğime geliyor işte. Sordunuz ya, neden anayasa değişmiyor diye? Samimi değiller. Şeklen değişsin diyorlar ama özünde 82 anayasasını pekâlâ seviyorlar, çok da bağlılar. Çünkü devletçi bir yaklaşım. Vesayetçi bir yaklaşım. Çok hoşlarına gidiyor. Ama bu anayasa iyidir diyemiyorlar, çünkü darbe ürünü. Çünkü sen darbe ürünü sevici misin? Ölü sevici misin diye karşı çıkılır diye korkudan kıvırıyorlar. Benim o kan dökülür meselesinde yadırgadığım şu oldu; Kılıçdaroğlu bunu iki sebepten diyebilir. İlki şu, başkanlık modeli gelirse bizim işimiz haraptır. Sol olarak biz gelemeyiz. Yüzde 50 biz alamayız korkusu olabilir şuuraltında. Ki o da yanlıştır. Ama ondan daha hazini, başkanlık modelini bilmemesinden kaynaklanıyordur. Ben ikinci ihtimali daha kuvvetli buluyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun kafasındaki başkanlık modeli gelirse rejim değişecek zannediyor. Hâlbuki bu bir hükümet değişikliğidir. Yöntem değişikliğidir. Yoksa demokrasi yerinde kalacak, parlamenter rejim de olsa aynı, başkanlık da olsa aynı. Cumhuriyet yerinde, Atatürk yerinde. Ankara yerinde. Hiçbir sorun yok. Ama o zannediyor ki, bunlar geldiğinde Cumhuriyet elden gidecek. 1. Ahmet, 2. Ahmet… Osmanlının tablosu geri gelecek. Bilmiyor yani modeli. Hatta geçen twitterda yazdım, birisi Allah aşkına şu Kılıçdaroğlu’na bunun bir rejim değişikliği olmadığını, bir hükümet modeli olduğunu anlatıversin dedim babasının hayrına.
  • Gündemdeki çok önemli bir meseleyi, Başkanlık meselesini anlamadığını iddia ettiğiniz bir şahıs nasıl ana muhalefet partisi genel başkanı olabilir? Burada bir tuhaflık yok mu?
  • Yapamıyor da zaten. Yani zaman zaman Cumhurbaşkanımız Başbakanlığı döneminde, Kılıçdaroğlu için genel müdür demişti. Orada da kaldı hakikaten. Gerçi SSK genel müdürlüğü de tartışılır ya. Neticede bir kaset operasyonuyla geldi. O günün şartlarında o bir projeydi. Hani acaba bu yolla CHP’de bir yükseliş olur mu? Ak Parti’yi böler miyiz? Alevi unsurunu öne çıkarabilir miyiz diye yaptılar. Ama tutmadı. CHP tabanının da mutlu olduğunu sanmıyorum. Ama Kemal Bey’in tutarsızlıkları bir tane değil ki. Mesela Deniz Beyle ilgili kaseti Tayyip Bey seyrederken gördüm filan dedi. Biri de getirdi bana verdi dedi. Ben de dedim ki külliyen yalan söylüyor. Çünkü olayın olduğu gün ben meclisteydim. Anayasa oylamasını yapıyorduk. Saat gece 1- 1:30 civarı. Bu görüntüler internet sitelerine düştü. O arada tabii bir kargaşa oldu. Konu Tayyip Bey’e iletildi böyle bir sıkıntı var diye. Tayyip Bey de derhal o zamanki ulaştırma bakanı olan Binali Yıldırım Bey’i çağırdı.  Ben oradayım. Hüseyin Çelik orada. Ben kendi kulaklarımla duydum. Binali Bey derhal git ve şu rezilliği durdur diye talimat verdi. Ha şimdi buradan siyaset yaparak Tayyip Bey üzerinden giderek, aklı sıra hani bu işlerin içindedir havası vermeye çalışıyorlar. Bal gibi biliyorlar ki, bu bir paralel yapı oyunudur. Hepsi biliyor. Deniz bey bunu bal gibi biliyor. Kılıçdaroğlu da biliyor. Ama bunu paralel yaptı demek onlara bir şey getirmiyor. Yalan ve iftira pahasına Ak Parti’yi bulaştırmaya çalışmak siyaseten bir şey getirecek zannediyorlar. Millet inanmıyor tabii. Şimdi en son ne dedi mahkeme. Gel bakalım o zaman kardeşim, kaseti sana kim verdi, bana anlat. Kılıçdaroğlu ne dedi? Valla unuttum dedi kimin getirdiğini. Dün biliyordun ne oldu? Yok çünkü. Böyle bir şey yok. Bildiği bir şey yok. Atıyor yani. O gün televizyonda konuşurken de söyledim bu adam atıyor diye. Yazdım da birçok kere. Beyanat ta verdim. Bakın dedim mahkemeye gidemeyecek. Herhangi bir bilgi de veremeyecek. Yok çünkü. Bildiği bir şey yok. Nitekim unuttum diyor. Dolayısıyla onun gaflarına alıştık.
  • Hocam anayasa pratikte vatandaş açısından çok bilinen bir şey değil. Yani darbe anayasası diyoruz, yeni anayasa lazım diyoruz. Ama sokağa çıktığımız zaman vatandaş anayasa değişirse ne olacak, kendisine faydası ne bilmiyor. Yeni anayasa ihtiyacının millete yeterince anlatılabildiğini düşünüyor musunuz?
  • Tabii vatandaş elbette hukukçu olmadığı için haliyle sadece sonuca bakar. Yeni anayasa dediğin bana ne getirecek? Benim günlük hayatımda ne değiştirecek? Vatandaşa tek tek maddeleri anlatmak, işte hakimler kurulu şöyle oluşacak, anayasa mahkemesi şöyle kurulacak, yargı şöyle olacak, bunları dinlemez bile. Ama vatandaşa anlatmamız gereken, bu anayasa değiştiği zaman senin günlük hayatındaki en büyük değişiklik istikrar olacak. Eğer başkanlık modeli gelirse. O açıdan baktığımızı düşünelim. Senin cebindeki para enflasyonla eriyip gidiyor. Bunların da özünde sistemin koalisyonlara ve krizlere zemin hazırlaması var. Yeni anayasa ve başkanlık modeli bu krizlere, koalisyonlara, belirsizliklere son verecek. Ne zamana kadar? Ömrü billah. Bunun pratikteki en önemli karşılığı güvendir. İşinde güvendir. Yarınına güvenle bakmandır. Güven ve istikrar ekonomiyi yükseltir. İşsizliği azaltır. Dev projelerimiz var. Bunlar ve benzerleri daha çabuk yapılacak, daha çabuk bitecek. Ben kırk yıldır bunu vatandaşa anlatıyorum. Başkanlık modeli konusunda hem çalışmalarım oldu. Hem de verdiğim konferanslar, paneller, röportajlar kaç bini buldu bilmiyorum. Ve bugüne kadar yüzde 7’lerde olan destek, yüzde 60’lara dayandı şimdi. Çok yıprandım. Çok üzerime gelindi. Diktatörlüğü mü savunuyorsun gibi… Hâlbuki Atatürk bile İzmir İktisat Kongresinde Başkanlık modelini savunuyor. Zamana ihtiyaç var diyor. İnönü de Başkanlık lehine konuşuyor. Erbakan’ın, rahmetli Özal’ın, Çiller’in, Demirel’in… Başkanlığı savunmayan yok.
  • Evet, başkanlığı herkes savundu. Hatta Sayın Çiller’in yatının adı “president”ti. Buna rağmen millete tam anlatılamadı. Hâlbuki anlaşılsa genel olarak kabul görür. Hatta eskiye dönmek bile istemez.
  • Doğru söylüyorsunuz. O kadar çok lider savunmasına rağmen halka inemedi mesele doğru olarak. Vatandaş başkanlığı gördüğü, yaşadığı zaman, hiçbir şart altında bir daha vazgeçmek istemeyecek. Ama ben ümitliyim. İlla ki sonuç alacağız. O zamanlar rahmetli Demirel bunu seslendirdiğinde ve benimle görüştüğünde, efendim bu nasıl olacak, asker buna karşı çıkar. Çünkü Başkanlık vesayeti kaldırıyor. Asker ne der diye karşılık verdim. Merak etme zinde kuvvetleri ben hallederim demişti. O zaman öyleydi. Bugün öyle değil. O zamanlar Cumhurbaşkanından yargıya, üniversitelere, medyaya kadar vesayet vardı. Özgür değildi hiçbiri. Yine mesela rahmetli Türkeş bir gün beni çağırdı. İki öğretim üyesi daha vardı. Orada başkanlık sistemini anlattık. Konuştuklarımızı kitap olarak çıkardılar. Başkanlığı savunuyorlardı. O kitapta Rahmetli Türkeş’in de beyanı vardı. Diyordu ki Türkeş rahmetli, Türkiye’nin en önemli işi Başkanlıktır ve bunu mutlaka bitirmemiz lazım. Şimdi MHP ile konuşuyorsun federal yapı gelir diye karşı çıkıyor. Türkeş bunu anlamayacak adam mıydı? Yani Başkanlık modeli aslında kabul görmüş bir sistemdir. Ben 81 ilin tamamına defalarca gittim. Kabul gören bir model. Bugün bunun önündeki engel sol kesimin direnişidir. Basınıyla,  her şeyiyle. Fakat benim konuştuğum hiçbir yerde başkanlık modelini dinleyip de ben buna karşıyım diyen bir Allah’ın kuluna rastlamadım. Hatta İzmir’de üç bin kişilik bir kitleye anlattım. Sonra bir Profesör bayan geldi yanıma dedi ki, Burhan Hocam dedi, benim bu konudaki bütün bilgimi alt üst ettin. Ben bu modeli bilmiyormuşum dedi. Gerçekten siyasetçilerin içinde karşı çıkanların çoğu da modeli bilmiyor.

-Hocam muhalefet başkanlığa karşı çıkıyor. Dediğiniz gibi belki şuur altlarında başkanlık sisteminde yüzde 50’yi bulamayız korkusu var. Ama zaten mevcut sistemde de gelemiyorlar ki? Başkanlık gerçekten muhalefete iktidar yolunu kapayacak mı?

-Sol kesimin böyle bir korkusu var. Ama dediğiniz gibi zaten gelemiyorsunuz ki. Bu modelde yüzde 50 artı 1’i alan başkan olacak. Sol şu hesabı yapıyor. Yüzde 30-35 sol var. Gerisi sağ. Dolayısıyla gelemeyiz. Bu çok yanlış bir düşünce. Bu yaklaşım 1970’lerde doğruydu. O zamanlar ailece partiye oy verilir. Parti tutma konusunda ailede bir baskı vardır. Ama şimdi öyle değil. Bu arada bu model iki partili sisteme götürür. Bu doğrudur. Yüzde 51 almak için sağ merkez de bütünleşir, kilitlenir, sol merkez de… İki parti öne çıkar. Bu sistemde çok uç küçük partiler kazanamaz elbet. İşte bu modelin güzelliği burada. Çünkü bu modelde herkese değer veren, herkesi kucaklayan kazanır. Yüzde 50 artı 1 alacaksın. Ne olursan gel. Hazreti Mevlana sistemi. Bu modelde herkese kapını açman lazım. Çünkü o 1 oyla kazanma ihtimalin var. İşte bu sistem zaten gerilimi de azaltıp, bütünleştiren bir modeldir. Diğer taraftan biraz önce dediğimiz sağ sol/ yüzde 65/35 düşüncesi artık doğru değil. 15 yıldır milletvekiliyim, sahaya iniyorum. Herkesle görüşüyorum. Mesela dört kişilik bir aile. Kime oy vereceksin diyorum, baba ben Ak Partiliyim hocam ama çocuğa sözüm geçmiyor diyor. Çocuğu da o sırada orada. 70’lerde böyle değildi. Baba nerdeyse herkes oradaydı seçim zamanı. CHP bunu anlamıyor. Kafa 70’lerde kalmış. Evvela CHP’nin kafasını bugüne getirip bugünün gerçeğini görmesi lazım. Sizi temin ederim, temenni etmek ayrı, doğrularım anlamında söylüyorum, Türkiye’de bu model geldiği zaman 2 dönem sağ gelirse bir dönem sol gelir. Ama 50 yıldır Türkiye’ye sol hiç gelemiyor. Sanki parlamenter modelde çok geliyorlar da, anlamadan bilmeden karşı çıkıyorlar başkanlığa. En büyük problemimiz solun bu bağnazlığıdır. Zaten 50 yıldır mevcut modelde yoksunuz. Başkanlık modelinde ciddi bir şansınız var. Ama tek şart çağa göre değişecekler, sol bugünkü jargonu, bugünkü kafası, bugünkü ciddiyetsizliğiyle hiçbir zaman gelemez. Karşı çıkma politikasını bırakacak, proje üretecek, yapılana yapılmak istenene alternatif gösterecek. Bunlar sadece karşı. Her şeye karşı. Toplumu kucaklayacaksın. Asarım keserim kan dökerim dersen zaten hiç şansın yok.

- Başkanlık sistemine, sistemi bilmesine rağmen, yani ülkeye faydalı olduğunu görmesine rağmen istemeyecek kesimler var mıdır?

- Var elbet. Başta büyük medya patronları. Çünkü Başkanlık modelinde eski rollerini kaybederler. Hatırlayın koalisyon dönemlerini, hükümetler nerede kurulup yıkılıyordu? Pijamayla başbakan karşılayanları hatırlayın. Bir de küçük partiler istemez. Bakın mesela şu anda Türkiye’de 75 civarında parti var. Birçoğunun isimlerini, genel başkanlarını bile bilmeyiz. Bazen bana mesaj gelir, genel başkan olduğum şu partiden ayrıldım. Ne zaman genel başkan oldun? Yani çok mu önemli senin parti kurman, genel başkan olman. Hizmet etmek istiyorsan, git vakıf kur, dernek kur. Osmanlı devleti bir vakıf devletiydi. Hizmet devletiydi. Yani devletten geçinme devri bitsin, millete hizmet devri başlasın. Osmanlı o kadar çok vakıf kurmuş ki, dağdaki aç kurtları bile düşünmüş. Kur vakfını kardeşim, gelinlik kızlarımızın çeyizini karşıla, evsiz barksızlara sahip çık. Parti kurdun ne yapacaksın. Kursan ne olacak? Eğer siyaset yapmak istiyorsan, gel, gönlümüz açık sana. Veya sola yakınsan git CHP’ye katkı sun. Veya MHP’ye… Şu an mecliste yüzde 97 temsil var. Bu çok güzel ve çok yüksek bir rakam. Küçük partilere ihtiyaç yok. Bugünkü meclis vatandaşın yüzde 97’sini temsil ediyor. Alevisi, sünnisi, Türkü, Kürtü, hepsini…

Demokrasi siyasi parti sayısıyla ölçülmez Aslı Hanım. Demokraside ne kadar çok parti varsa o kadar demokrasi iyidir denmez. Al sana İtalya… 286 parti girdi seçime. Şimdi iki partili olan Amerika var. İngiltere’de iki parti var. Şimdi Amerika’da İngiltere’de 2 parti var, İtalya’da 286 parti var. İtalya daha demokratik diyebiliyor muyuz? Buna kim inanır? Sonra çıkıp demokrasinin beşiği İngiltere diyorsunuz. Sonunda artık İtalya İllallah dedi. Ve bundan bir sene önce bir kanun çıkardı. Dediler ki, hükümet kuramıyoruz, koalisyonlardan bıktık, perişanlık diz boyu. Her üç ayda bir hükümet değişiyor. Yüzde 40’ı geçebilen parti hükümeti kurar diye karar verdiler. Yüzde kırkı kimse alamazsa o zaman en çok oy alan iki parti tekrar seçime gidecek. Aslında bu, başkanlık modelinin parlamenter versiyonu. Onlar da öyle kurtardı kendini. Bölgede sürünen Yunanistan ve Türkiye kaldı. Bu parlamenter belasından sürünen ikimiz kaldık Yunanistan’la. Koalisyonların başarılı olduğu birkaç ülke İskandinav ülkeleri. Ecevit bunları pek methederdi. Tamam da, mukayese yanlış. Onların nüfus 4 milyon, Konya kadar arazi. Adamların başında, etrafında fesat, sıkıntı yok. Senin bulunduğun coğrafya ile onların bulunduğu coğrafya bir mi? Burada güçlü ve istikrarlı olma mecburiyetin var üstelik. Burada uyuduğun an, gözünü yumduğun an önündeki bardağı kaybedersin. Gerçekten bizim ülkemiz her açıdan güzel, mübarek topraklar ama göz yummaya uyumaya müsait yerler de değil.

İstikrar için burada yapılacak tek şey barajı kaldıracaksın, başkanlık sistemine geçeceksin. Yürütmeyle yasamayı net olarak ayıracaksın. Başkan halk tarafından seçilecek. Hükümetini dışarıdan kuracak. Parlamentodan hükümet kurulmayacak. Başkan, özgürce, liyakati ve müktesebatı olanı alıyor, konusuna göre bakan yapıyor. Başkanlık sisteminde milletvekilinin parti başkanı tarafından seçilmesi, bakan olma hayali kurması ortadan kalkıyor. Kim bölgesinde kendini kabul ettirirse o milletvekili oluyor. Parlamentoya giriyor. Lider sultası bitiyor. Şimdi ne oluyor? Hükümet parlamento içinden çıkıyor. Milletvekilleri de lider ne derse onu yapıyor. Oylamalar partiler bazında blok sonuçlar doğuruyor. Parlamenter model kadar Allah’ın belası, kokuşmuş İngiliz sistemi model yoktur dünyada. Miadını doldurmuş, bitmiştir, başımıza beladır. Bundan bir an önce kurtulmamız lazım. Ama maalesef muhalefetin vesayet sistemine sımsıkı sarılması, bizim de anayasa değiştirecek gücümüzün sayı olarak olmaması bu modelin başımızda bela olmasını devam ettiriyor. Bugünkü sistemde milletvekillerinin fonksiyonu yoktur. Partinin, liderinin peşinde el kaldırır. El indirir. Fonksiyonu sıfır. Hâlbuki başkanlık modelinin en güçlü organı başkan değil, parlamentodur. İşte orada milletin vekili gerçek hüviyetine kavuşur. Orada parlamento hükümete kök söktürür kök. Adı başkanlık diye bakmayın, aslında kongre sistemidir. Tekrar ediyorum, başkanlık sisteminde başkan yürütmenin başıdır ama gücünün devam etmesini yasamadan gelecek olan kanuna bırakmıştır. Oradan gelecek bütçeye bırakmıştır. Yani parlamento kanun yapmazsa, bütçe vermezse başkanın yapacağı hiçbir şey yok.

-Yani dedikleri gibi diktatörlük ve one man show değil, tam bir uzlaşma ve işbirliği sistemi…

-Tabii canım. Kesinlikle. Bakın açık söylüyorum şu anki parlamenter sistemde kuvvet ayrılığı diye bir şey yok. Yasama diye bir organ yok. Yürütme var. Biz onun emrinde çalışan organız. Bir parlamenter olarak söylüyorum. Amerika’daki Başkan Obama’dan, benim başbakanım Binali Yıldırım, ondan önceki Davutoğlu, ondan önceki başbakanım Recep Tayyip Erdoğan üç kat daha yetkilidir. Üç kat… Mevcut modelde. Mevcut modelde parlamento yok. Yürütme çok yetkin. Aşırı yetkin. Haa o zaman hocam siz zayıf hükümet mi istiyorsunuz. Hayır, o manada değil, biz istikrarla süren hükümet istiyoruz. Koalisyonu kaldıran bir model istiyoruz. Yetki başka. Koalisyon ve krizler Türkiye’nin birikimlerini yok ediyor. Biri geliyor çalışıyor, bir şeyler oluyor. Hop kriz, koalisyon, enflasyon fırlıyor. Türkiye küçülüyor. Hep sil baştan. Zaten başkanlık sisteminde adam gelecek en fazla iki dönem. Sonra gidecek. Demirel ne diyordu Mesut Yılmaz’a, altı defa gittim, yedi defa geldim. Üzülme Mesut, sen de tekrar gelirsin. Sanki bir şey yapmış gibi. Evet, 6-7 kere gidip gelmek o adamın başarısı. Ya memleketin başarısı? Memleket koca bir sıfır. Umurunda mı Demirel’in… Dolayısıyla Başkanlık modelini çok iyi anlamak lazım karşı çıkmadan önce. Onun için diktatörlük kadar deli saçması bir iftira olamaz bu modele. Diktatörlüğe en müsait model parlamenter model. Mesela diktatörlük gelen memleketlere bakın, geçmişinde hep parlamenter rejim var. Mesela Hitler. Mussolini öyle. Franco öyle. Başkanlık modelinde diktatörlük olamaz. Çünkü karşısında yetkili olarak güçlü bir parlamento var. Olamaz. Diğer taraftan başkanlıkta iki başlılık yok. Bakın Davutoğlu- Erdoğan arasında bile yürümedi. Mesut Yılmaz- Özal hakeza. Demirel Çiller’i kızım diye getirdi, neredeyse camdan aşağı atıyormuş. Münif İslamoğlu oradaymış. Zor kurtarmış.

Başkanlığın en önemli iki tarafı istikrar ve iki başlılığı yok etmesi.

Düşünün 1970- 1980 arasında 12 tane hükümet gelmiş. Bir aylık hükümet var. Üç aylık hükümet var. Felaket… Aslında her hükümet dört sene görev yapabilse, yani istikrar olsa, biz şimdi 65. hükümeti kurduk, çarpalım dört ile 260 çıkar. Bu ne demek biliyor musunuz? Normalde Cumhuriyetimizin bugün 93. yılını değil 260. yılını kutlamamız gerekirdi. Biz bu kadar hükümet istihkakını hoyratça kullanmışız. Bunun faturasını millet ödüyor millet. Onun için hangi model gelirse gelsin diye bir şey yok. Mutlaka doğruyu bulup dengeyi kurmamız lazım. Bizim önerdiğimiz modeli herkes iyi anlasın. Bizim modelde federal yapı asla olmaz. Özellikle milliyetçi kesim için bunu söylüyorum. Amerika’nın federal yapısı başkanlıktan kaynaklanmıyor. Zaten federal yapıydı. Diğer taraftan Almanya federal yapıya sahip ama başkanlık yok. Yani başkanlıkla federal yapı ilişkili değil. Kaldı ki böyle bir şey olsa Rahmetli Türkeş Başkanlığı savunmaz, öz yönetim diye saçmalayan HDP de balıklama dalar. Cumhuriyetle alakalı hiçbir sorun yok. Devletin varlığı, birliği, bütünlüğü, bölünmezliğiyle ilgili bir sorun yok. Ben inanıyorum ki referanduma giderse bu iş, yüzde 60’a yakın bir oyla kesinlikle gelir.

  • Peki hocam nasıl olacak? Süreç nasıl işleyecek. Referanduma gidilebilecek mi?
  • Referanduma gidebilmek için sayımız yeterli değil. Maalesef sıkıntı o zaten. 14 vekil eksiğimiz var. Bir parti ile beraber götürmek gerekiyor. O da zor görünüyor. CHP desen kandan bahsediyor. Daha ne olduğunu anlamamışlar. HDP ile hiç olmaz. O zaman MHP kalıyor. MHP de karşı çıkıyor. En çok anlamadığım da MHP’nin tutumu. Eğer memleketin birlik dirliğini düşünüyorsan, hakikaten bu memleket bölünmez, bölünmemeli diyorsan, bunda samimi isen, tek çare Başkanlık…
  • Öyle diyorsunuz ama teorik olarak partileri ortadan kalkacak başkanlık sisteminde.
  • Ortadan kalkma yok. Parti meclise girer yine. Hükümet anlamında yok. Partiler başkanlık modelinde çok daha güçlüler. Ama koalisyon olmadığı için hükümette yer alma durumları olmaz. Parlamentoda çok sayıda parti olabilir. Ama o partilerin milletvekilleri bugünkü milletvekilleri gibi liderlerinin mutlak emrinde değil. Neden değil. Çünkü parlamenter modelde o vekilin tekrar seçilmesi lidere bağlı. Listeye girerse seçilebiliyor. Bakan olması da keza… Başkanlık modelinde bu yok. Başkanlık modelinde diyor ki, arkadaş seni vekil yapacak olan partinin lideri, merkezi değildir. Sen bulunduğun bölgede delegelerin oylarıyla seçileceksin. Bölgene gidip çalışacaksın milletvekili olmak için. Milletvekili olduğun için de bakan olamayacaksın. Senin iki tane zorluğunu ve beklentini bitirmiş bu model. Evet, milletvekilleri yine var. Partiler yine var. Ama o milletvekilleri o partilerine mutlak bağlı değiller. Özgürler. Başkanlık sisteminde milletvekilleri oyunu kullanırken, bakıyorsun mesela MHP’nin yarısı, HDP’den birkaç kişi, CHP’nin, Ak Parti’nin şu kadarı hayır diyor. Her partiden farklı adamlar da evet diyor. Parlamento bir bütündür. Ama her vekil tek başına bir karar noktasıdır. Vekil bakacak memleketin meselesi önüne gelmiş, doğru buluyorsa evet diyecek. Yanlış buluyorsa hayır diyecek. Bugün sıkıysa partinin dışında, partinin dayattığının aksine bir şey yap. Bugün Obama’nın temsilciler meclisinde de, kongrede de sayısal üstünlüğü yok. Ama işler yürüyor. 
Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 5 4 0 1 8 12
2 İstanbul Başakşehir 5 4 0 1 8 12
3 Kasımpaşa 5 4 0 1 3 12
4 Beşiktaş 5 3 1 1 3 10
5 Atiker Konyaspor 5 2 2 1 1 8
6 Kayserispor 5 2 2 1 1 8
7 Trabzonspor 5 2 1 2 3 7
8 Yeni Malatyaspor 5 2 1 2 1 7
9 MKE Ankaragücü 5 2 1 2 0 7
10 Antalyaspor 5 2 1 2 -4 7
11 Fenerbahçe 5 2 0 3 -1 6
12 Göztepe 5 2 0 3 -1 6
13 Aytemiz Alanyaspor 5 2 0 3 -7 6
14 Demir Grup Sivasspor 5 1 2 2 -4 5
15 Bursaspor 5 0 4 1 -1 4
16 Çaykur Rizespor 5 0 3 2 -2 3
17 Erzurum BB 5 0 2 3 -4 2
18 Akhisarspor 5 0 2 3 -4 2
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Korfez SK 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 29 9 4 16 -13 31
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık