OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

66 yıllık hayatının büyük bir kısmı, akıl almaz mücadelelerle geçen, hapishaneleri mekân tutan, bildiğini söylemekten çekinmeyen dava insanının asıl adı Osman Zeki Yüksel’dir.. 
Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı bu soy adla tanındı. Merhum Akseki Müftüsü Salim Yüksel’in oğludur. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından merhum Ahmet Hamdi Akseki’nin yeğenidir. Antalya'nın Akseki ilçesinde 25 Temmuz 1917'de içlerinde âlimler yetiştirmiş bir aileye mensup olarak dünyaya gelmiştir. Akseki’nin köklü sülalelerinden Yüksel ailesine mensup olan Serdengeçti, ailesinin "Ülkeyi kolayca ve daha çabuk olarak gençler refaha ulaştırır" görüşü ile babası tarafından titizlikte yetiştirilmiştir. Muhyiddin Arabî, İmamı Gazali, Hasan Basri gibi büyüklerin manevi havasını koklayarak büyüyecektir. Babasının bu gayreti gelecekte Serdengeçti'yi meydana getirecektir İlkokulu Akseki’de, ortaokulu yatılı öğrenci olarak Antalya’da okur. Okul sıralarında sadece okulda değil bulunduğu ilçede de adından söz edilmeye başlanır. Ortaokul dönemini devamlı kitap okuyarak geçiren Serdengeçti, Yunus Emre'yi, Mevlana'yı, Mehmet Akif'i kendisine manevi bir hava vermesi sebebi ile çok severdi. Onlar kendisi için manevi birer üstattılar.. Çünkü bu manevi hocalardan aldığı manevi dersler ancak bu döneminde hayatına şekil verir, kalıba girer ve benimserdi. Ankara’da Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 2. Sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944’te meydana gelen olaylara karıştığı için öğrenimi yarıda kaldı. Bir süre tutuklu kalır. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmez. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’ e hitaben meşhur “Yüksek makamın alçak vekiline” sözleriyle başlayan bir dilekçe yazar. Dilekçe’yi bakana verme cesaretini kimse bulamaz ve Osman Yüksel Serdengeçti tekrar hapishaneye gönderilir. 
Hapisten çıkınca ünlü Serdengeçti dergisini çıkarmaya başlar. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açılır ve sık sık tutuklanıp serbest bırakılır. Başlığının altında “Allah, Vatan, Millet Yolunda” cümlesi sürekli yer alan dergideki yazılarında sık sık kullandığı “Açın kapıları Osman geliyor” sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu bildiriyordu. Kendisine Serdengeçti unvanını kazandıran bu dergi, sık sık kapanması ve çıkan yazılarından dolayı çok sayıda mahkûmiyet kararı çıkması nedeniyle 33 sayı çıkabilmişti. 
1952 yılında Bağrı Yanık adlı bir mizah gazetesi çıkardı. Başlığı altında “Hak yolunda bağrı yanık yolcular” sözü yer alan bu yayınında da inancının mücadelesini zengin esprilerle dolu yergileriyle sürdürdü. Bir ara Adalet Partisi listesinden Antalya milletvekili seçilerek meclise girer. Batılılaşmayı protesto için mecliste kravatsız milletvekili olarak da ün kazanır. AP’nin politikasına ve parti ileri gelenlerine yönelttiği eleştiriler yüzünden AP’den ihraç edildi. 
Sonraki yıllarda mücadelesine yine yayınladığı yazı ve kitaplarla devem eder. Son olarak Yeni İstanbul gazetesinde “Selam” başlığı altında günlük fıkralar yazar. 
Tek parti yönetiminin halk üzerindeki ağır baskılarını protesto eden aydınların önde gelenlerin arasında yer alan Osman Yüksel “Kalemini Hak yolunda bir kılıç gibi kullandı. 

Düşünce Yapısı 

“Çünkü davamız, Allah davası, millet davası, vatan davasıdır. Bu mukaddes dava karşısında biz, nefsimizi sildik, kendimizi bildik. 1940 yılından beri kötü niyetlere, şer kuvvetlere karşı amansız bir mücadele açmış bulunuyoruz. Yıllardır bin bir facia ile dolu mücadele hayatımızda, türlü mahkûmiyet ve mahrumiyetlere uğradık. Üniversitelerden mi kovulmadık? Kollarımıza kelepçeler, şehirlerden şehirlere mi sürülmedik? Hangi birinden bahsedelim. 
Bütün bunlara rağmen sinmedik, yılmadık, ölmedik... Çünkü O’na inanıyoruz. O’na güveniyoruz. Hiç ölmeyene, hiç solmayana, eşi nazir olmayana gönül verdik. Mücadeleye, er meydanına yalın kılıç atılanların, Serdengeçtiler kafilesine yeni katılanların pervasızlığı, imanı, heyecanı, zindeliği var içimizde... Kim ne derse desin, önümüze hangi engel çıkarsa çıksın, bu ateş sönmeyecek, bu dava ölmeyecek. Serdengeçti yolundan dönmeyecek.” 
Bir topluluk içerisinde derhal kendisini belli eden, dikkatleri üzerine çeken bir kişiliği vardı. Yasak, kural, baskı tanımayan bir karakter taşıyordu. Başkalarının tesirlerine kapılmaz, kendisi çevreye tesir ederdi. Serapa espri dolu bir konuşma ve yazı üslubu vardı. Sempatik, cesur ve ataktı. Şahsiyetinin temel esaslarını içerisinde yetiştiği İslamî iklimden almış; dinî, tarihî, edebî eserleri okuyarak kültürünü zenginleştirmişti. Aynı zamanda şairdi. 
Yüksel Serdengeçti, bütün cesaret ve şecaatine rağmen daima aksiyonu değil, fikri önplanda tutmuştur. 
İnsanlığın en alevli dönemi olan gençlik yıllarını çevresine nefislere hoş gelen şeylerin kötü olduğunu söylemeyi ve bunları anlatmayı kendisine düstur edindi. Kendisinin adı ise fikir meydanlarında söz edilmekte, konuşulmaktadır. Bu hal ileride fikir ustalığının ve getireceği depremin habercisidir. Temaşa ve tefekkür, o zekânın ve getirdiği çözümlerin kaynağını oluşturacak niteliktedir. 
Şu anda olduğu gibi o zamanlarda da yanlış anlatılan mevzuların asılsız olduğunu bilir ve bu vesile ile araştırmaya doğruları ve yanlışları ayırma ile başlar. O zamana kadar ki hedefi öğretmenlik olan Serdengeçti, Ankara Felsefe bölümüne kaydolur. Bu bölüme kaydolmasının sebebini ise kendi ifadesi ile “Felsefe tahsil ederek büyük filozofların sistemleri üzerinde duracak, onlardan aldığım ilhamla, ışıkla kültür hayatının geçirmekte olduğu buhranları anlayacak; karanlıklara faydalı olmaya çalışacaktım” bu şekilde anlatır. Ama hayal kırıklığına uğrayacaktır. Felsefe bölümündeki öğrencileri şöyle anlatır: “Her şeyi bilirim iddiasında yazacak ve okuyacak bu zavallılar Karl Marx’ı Marka, Engels'i Engel olarak yazacak ve okuyacak kadar ideolojilerinin yabancısıdır. Bunlar ceplerinde para olunca kapitalist sistemi kabul eder, parası bitince yaman birer proleter olurlar. Şehvetleri gıcıklanınca ise, serbest çiftleşme taraftarı olurlar. Ellerine beş on kuruş geçti mi doğru meyhaneye giderler yahut bir yerde toplanarak bu iffetsizler, şerefsizler grubu Stalin'in şerefine kadeh kaldırırlar” Aynen bu gün de böyle olduğu gibi… 
Bir nüktesi: Bir gün Meclis kürsüsünde konuşurken konuşmasının sabote edilmesi üzerine “Bu meclistekilerin yarısı eşektir” demiştir. Ancak bu sözü söylemesinin ardından herkes kendisinden sözünü geri almasını ister. Osman Yüksel arkadaşlarının ısrarlı ricaları sonucu tekrar kürsüye çıkar ve zekâsını gösteren şu sözleri söyler: “Bu meclistekilerin yarısı eşek değildir.” 
Şu sözleri olduğumuz yerde titrememiz için kafidir.. 
“Ey bu toprakları tam bin yıldır kanıyla sulayan Müslüman Türk! 
Bugün çok büyük tehlikeler karşısındasın. Her tarafın düşmanlarla sarılmıştır. Bunlardan da tehlikeli iç düşmanların vardır. Bunu görmezsen, sen kendine dönemezsen, seni öyle bir döndürecekler öyle bir benzetecekler ki buna sende şaşırıp kalacaksın. Zira kuvvetli olan, her zaman her yerde zayıfı döndürür, kendine benzetir. Düşman, insanın ve milletlerin üzerinde yalnız topla tüfekle gelmez... Bazen ve ekseriya türlü propaganda, türlü vasıtalar filmler, kitaplar, mecmualar, yabancı zevkler, eğlenceler,adetler kısaca yabancı kültürlerdir...” 

“Mabetsiz Şehir” isimli eserinden yolunu, yolumuzu anlatan bir yazı… 
Biz "Tanrı dağı" kadar Türk, 
"Hıra dağı" kadar Müslüman’ız! 
“Serdengeçtiler kelimenin tam manasıyla milliyetçidirler. Milliyetçilik, bizim için bir vasıta değil, bir gayedir. Millet, vatan, mukaddesat gibi kimsenin itiraz edemeyeceği, hassas, muteber kelimelerin arkasına sığınıp oradan şahsi menfaatlerini müdafaa edenler, bir memleket kadar genişleyen ihtiraslarını yurtseverlik şeklinde gösterip, milliyetçiliği, bu ulvi gayeyi büyük servetlere, yüksek menfaatlere erişmek için vasıta olarak kullananlar vardır. 
Biz temiz niyetli, vatan duygulu, memleket düşünceli Türk Gençleri, bu türlü bir milliyetçilikten nefret ediyoruz! Bizim milliyetçiliğimiz hususi vagon, bol harcırah, yüksek makam milliyetçiliği değildir. Hakk'a tapan, halkı tutan, yalınkılıç bir milliyetçiliktir. 
Şu üzerlerinden büyük menfaatlerin ağır silindiri geçmiş, dümdüz olmuş, yol olmuş şahsiyetsizler, şu zamanın kıymet ve kuvvetlerini alkışlayanlar, her ne pahasına olursa olsun biraz daha, bir gün daha yaşamayı kendilere değişmez düstur edinenler bizden değildirler. 
Milli bayram olarak kabul olunan günlerde meydanlarda sözlerine "Çünkü biz..." ile başlayıp son nefeslerini “...etrafında sımsıkıyız”la verenler, görünüş, gösteriş, merasim milliyetçileri hakeza bizden değildir. Biz bu vatanı ve bu milleti hangi zihniyetin, hangi imanın kurtardığını biliyoruz. Onu milli ukalalardan öğrenecek değiliz. Yapılan bunca iğfallere, bunca menfi telkinlere, sapıtma ve saptırma gayretlerine sapmadık, sapıtmadık, ayaktayız; dipdiriyiz... Vatanı uçsuz bucaksız toprakları, hür gökleri, engin denizleriyle aşkla, heyecanla kucaklıyoruz. Altında yüz binlerce şehidin yattığı bu toprakları, üzerinde yaşayanların karınlarını doyurdukları, semirip yağlandıkları alelade bir toprağa, bir çiftliğe tercüme ettirmeyiz. Milletimize, vatanımıza ta derinden, asırlar ve nesiller arkasından gelen bir ruhla bağlıyız. Onu menfaatsiz, karşılıksız, mecnunlar gibi, karasevdalılar gibi seviyoruz. Henüz yeniyiz, genciz. 
Alnımız hiçbir fesat ocağında kararmamış, elimiz hiçbir harama uzanmamış. Üzerimize menfaat balçığından bir zerre çamur sıçramamıştır. Ruhumuzu, kalbimizi bütün safiyet ve samimiyetimizle açıyoruz. Onunla ağlayıp onunla güleceğiz. Onunla yaşayıp onunla öleceğiz. Nereden, ne zaman, nasıl gelirse gelsin. Her türlü kötülükle amansız bir şekilde mücadele edeceğiz. Bu yolda yardan değil, serden bile geçmeye hazırız. 
Bütün gayemiz küçük Asya insanının, o bilinmez, o görünmez, bir avuç toprak kadar mütevazı, fakat o kadar manalı ruhunu anlamak, “Bu topraklar için toprağa düşenlerin” çocuklarını bu topraklar üzerinde mesut ve bahtiyar görmektir. 
İstanbul muhitinde yetişenler, suyun öte tarafından gelenler kadim Anadolu sekenesinin ruhunu bir türlü anlayamadılar, anlamadılar, onunla oynadılar. Onun yüzsuyu hürmetine şanlar, şerefler kazandılar. Fakat ondan, o sessiz varlıktan daima ayrı kaldılar. Kendi isteklerini milli istekler gibi gösterdiler. Milletle aralarındaki uçurumu siyaset icabı nutuklarla, sözle, edebiyatla doldurmaya çalıştılar. Köylü diliyle konuşmaya yeltendikleri, Türkçecilik yaptıkları halde ne millet onları anladı; ne onlar milleti... Çünkü bu adamlar milleti içten, gönülden aşkla sevmediler. Milli davalar diye ortaya atılan davalar milletle zerre kadar alakası olmayan kendi, şahsi davaları idi. Bu, milletin kadim müesseselerinin yıkılması, mukaddeslerinin ayaklar altında çiğnenmesi, namuslu adamlarının susturulmasına muvaffak oldu. Bu kıtaller, bu cinayetler, hep inkılâp diye diye yapıldı. Bugün meçhul şehidin kemikleri üzerinde yükselen soğuk beton binalar ve bu binalar içinde işlenen günahlar, zinalar Anadolu ruhunu derinden derine şiddetle sarsıyor. Varlığından, dayandığı, inandığı, ezeli ve ebedi kıymetlerinden, kuvvetlerinden uzaklaştırılan millet, şimdi şerha şerha yaralıdır; kaybettiği büyük imanını arıyor. Bizim en büyük gayemiz, milletimize imanını, haklarını iade etmek, mukaddeslerini gasıplarını elinden kurtarmaktır. Serdengeçti işte bu gaye ile çıkıyor. 
Soyuna, köküne, vatanına bağlı Türk Gençliği iş delalet ve ihanetlere olduğu kadar, dış tehlikelere karşı da manevi seferberliği tamdır. Herkes şunu bilsin ki dostlarımız kadar düşmanlarımızın da peşindeyiz. Biz, bir zamanlar üç kıta ve yedi denize hükmeden, güngörmüş bir ırkın gözü tok çocuklarıyız. 
Aç gözlüler, Anadolu'da hak iddiasına kalkışan profesör bozuntuları eğilsinler tarihe bir daha baksınlar. Biz Malazgirt'ten bu yana topraklar için kaç nesli birden harcamışız. 
Biz yalnız memleketler değil, beldeler, kıt'alar, iklimler terk ettik, çok geriledik, artık çekilmek yok!.. Elimizde kalan bu topraklar, son parçamız, son damlamızdır. Son nefer, son nefes ve son damla kanımıza kadar savaşacağız. Yeryüzünde müstakil tek Türk Milleti, tek Türk Devlet’iyiz. "Mete"den Milli Mücadele'de can veren son şehide kadar büyük tarihin mesuliyetini omuzlarımızda taşıyoruz.” 

Eserleri 
Mabetsiz Şehir, 
Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, 
Bu Millet Neden Ağlar, 
Gülünç Hakikatler, Akdeniz Hilal’indir, 
Ayasofya Davası, 
Türklüğün Perişan Hali, 
Mevlana ve Mehmet Akif, 
Kara Kitap, Radyo Konuşmaları ve Müslüman Çocuğun Şiir Kitabı. 

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık