Lütfen bekleyin..
13
Aralık

Dr. Ahmet Faruk Yağcı

afyagci@gmail.com

Dıştan Baktım Sanki Türbe, İçini Gördüm Tövbe Tövbe

16 Kasım 2017 00:04

Eski ama çok da eski olmayan zamanlarda, adamın birisi kendisine takım elbise yaptırmak üzere terziye gitmiş. Kumaşını seçmiş, terzi işe başlamış. Provalar yapılmış. Terzi kendini öve öve bitiremiyor bir yandan. Askerde generalin sivillerini mi dikmemiş, belediye başkanının karısı diğer terzilerin kötü diktiği elbiseleri düzelt diye mi yollamamış? Efsane imiş daha çıraklıkta eline iğneyi aldığı, yüksüğü taktığı günden beri. Bizim elbise diktiren adamda heyecan dorukta. Nihayet teslim günü gelmiş. Fiyakalı bir şekilde terzi elbiseyi askıdan almış. Adama giydirmiş. Aynanın karşısına çekmiş.

Bizim adam aynada kendisine bir bakmış. Sonra terziye dönmüş: ''Bu ceketin bir kolu kısa'' demiş. terzi kendinden emin yanına gelmiş. ''Beyefendi kolunuzu dirsekten hafif kırın, saate bakıyormuş gibi yapın'' demiş. Çaresiz dinlemiş müşteri. Tekrar aynada kendine bakmış. ''Bunun yakası da ayrık duruyor'' demiş. Terzi gelmiş. Adamın çenesini geriye doğru itmiş ve ''kafayı az arkaya doğru yatırın'' demiş. Söz dinlemiş bizimki. Aynada bu defa da ceketin arka eteğinin kalktığını görmüş. Terzi buna da çare bulmuş. ''Efendim biraz poponuzu geriye çıkartın, işte oldu'' diyerek bir adım geri çekilmiş ve eserine hayran hayran bakmaya başlamış.

Dükkandan çıkan müşteri yolda yürürken, hafif öne eğik, kalçası çıkık, kafası geriye yatık ve bir kolu da dirsekten bükülü halde gidiyormuş. O bu şekilde yürümekte iken hastanedeki işlerini bitirip sohbet ederek eve gitmekte olan iki doktor arkadaş da arkasından gidiyorlarmış. Adam dikkatlerini çekmiş.

Birinci doktor: Bu adamda ciddi doğumsal omurga problemi var. Hem kalça hem boyun bölgesi arızalı, ayrıca sağ omuz kavşağı da sakat. Muhtemelen doğum travmasına bağlı durumlar.

İkinci Doktor: Ama arkadaş, bunca sakatlığa bakarak adamın nefis bir terzisi var ki elbiseyi tam oturtmuş.

***

Yukarıdaki fıkra zahiri ile batıni farkını ya da a priori, a posteriori kavramlarını anlatmada kullanılır. Hadiseler tam da sizin gördüğünüz gibi olmayabilir. Ya da karşıdan bakarak tanı koymaya kalktığınızda çok yanılırsınız. Önce bir konuşmak, sonra dokunmak, sonra ihtiyaç varsa tahliller yapmak gerekir. Filim almak, fiziksel testlere sokmak da teşhise gitmenin ilave yollarıdır.

Günümüzde doktorlar bunları da yapıyorlar. Yapıyorlar da yine de insanların hastalıklarına çare bulmakta zorlanıyorlar. Sıradan bir günde, bir devlet hastanesi ya da özel hastane dahiliye polikliniğine giden çok banal şikayetlere sahip bir hasta gayet iyi karşılanıyor. Devlette 4 dakika, özelde 10-12 dakika şikayetler dinleniyor. Sonra muayene faslı. Ardından doktor geçiyor bilgisayar ekranı başına ve fare klikleri başlıyor. Biteviye. Tahlilleri neden görmek istediğinin izahını sadece özel hastane doktorları yapıyor. Alel usul... Devlet hastanesi doktoru zaten test isteyerek size ihsanda bulunmuş olduğundan açıklama falan yapmıyor.

Ertesi gün testler çıkıyor. Hoppala yavrum bir kolesterol probleminiz, biraz insülin direnciniz, az da tiroid derdiniz oldu. Veriyorlar ilacı. Elinizde reçeteyi simgeleyen 6 harflik bir şifre aynı tas aynı hamam hastane kapısından çıkıyorsunuz.

***

Verilen ilaçlar tamamen doğru olsa, teşhis problemi olmasa dahi içinizden o tedaviyi almak gelmiyor. Bu sırada komşuya rastlıyorsunuz. Adam ayaküstü doktorlara verip veriştiriyor. Adamın yüzüne bile bakmıyorlar (yalan mı?), Seni dinlerken daha kafadan tahlilleri sıralıyorlar(yalan mı?) Senin şikayetine göre değil testlerine bakarak tedavi veriyorlar(yalan mı?). İlaçları kullanmaktan vaz geçip bir başka hekimle görüşmenin planlarını yapmaya başlıyorsunuz. Kısır döngü böylece doktor, laboratuvar ve komşu sohbeti arasında devam edip duruyor.

Doktorlar işlerini nasıl yapıyorlar? Temel eğilimler ve tavsiyeler dışında hiç bir zaman tam standardı tesbit edilemeyecek bir iş yapılırken ne gibi bir problem en önemli yere oturtulabilir?

Günümüz hekimlerinin en büyük problemi hastaları ile aralarında bir bağ kurulmasına izin vermemeleri. Çoğumuz hastayı tamir edilecek bir cihaz gibi görüyoruz. Onun ruhsal yapısını, aile ortamını, beklentilerini, hayal kırıklıklarını, sevgi ihtiyacını ve hepsinden önemlisi alemde kendini anlayacak insan isteğini göz ardı ediyoruz.

Eski zamanlarda yetişmiş mesleğin ileri gelenleri ''Tedavi nedir ki? İşin esası teselli'' derlerdi. Elbette ki teselli ile işi geçiştirmek son derece yanlış, lakin hastamızın bizimle bağ kurmasına ve bizi benimsemesine izin vermemiz mutlak gerekli. Bunu yapan hekimler zaten hastaları tarafından senelerce takip ediliyorlar.

Bağ kurmanın birinci basamağı göz temasını iyi kurmak. Hastaya vakit ayırmak. Çapraz sorular ile onu önemsediğinizi belli etmek. Esas bağ kurma ise hastanın o anki hislerinin tamamını olmasa da bir kısmını hissedebilecek kadar onun yerine kendimizi koymakla oluyor. Onun bulunduğu durumu siz biraz da olsa hissederseniz bunu kişi hemen anlıyor. Ve size kopmayacak bir bağ ile bağlanıyor. Bunu riya olarak da yapabilirsiniz ama inanın hemen fark edilir. Birincide olmasa ikinci ziyarette hastanızın gözleri bulutludur. Bağ kurma işi bitmiştir. Riya çalışmaz.

***

Kendi özelimde hastaların bana aradaki görünmez duvarı yıkmadan yaklaşmalarına izin veriyorum. Özel sorularını cevaplıyorum. Kendime ve aileme layık görmediğim hiç bir tavrı ve tedaviyi uygulamıyorum. Bunu hasta içselleştirdiği anda artık bütün samimiyeti ile kendini açıyor. Bu her iki taraf için de devletin yaptığı masraflar için de gayet iyi bir durum.

Bu arada,

Hastane önünde incir ağacı,

Doktor bulamadı bana ilacı,

Baştabip geliyor zehirden acı

Dizelerindeki baştabip var ya...

Yatacak yeri yok....  

YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Ahmet coşar
9 gün önce
Harika hekimlik bilim soslu sanatkarlık
Nevin
24 gün önce
Değerli doktorum..
NECDET Suna
25 gün önce
Değerli Doktorum,
Tebrik ederim...Çok beğendim.
eleni Nioti
26 gün önce
Ahmet bey keşke bütün doktorlar sizin gibi olaydı!
Hale Karlıtepe
27 gün önce
Size bir kez geldikten sonra, başka dahiliye doktoruna gitmeme ve aileden de kimseyi göndermeme sebebimi ne güzel açıklamışsınız
Mustafa İLHAN
27 gün önce
"Hastayı tamir edilecek bir cihaz gibi görmek"
Bence işin püf noktası bu.Tabîki bunu teşhis ve doğru tedaviyi mühim görmemek mânâsında söylemiyorum.
Kısa bir süre evvel,poliklinik önünde bekliyorum.Muayeneden çıkan hanıma bey soruyor.
Ne dedi doktor?
Bayan memnuniyetsiz ve tatmin olmamış bir yüz ifadesi ile,
İlaç yazdı, diyor.
Bilmiyorum doktorun onu yeterince dinlemeye zamanı olup olmadığını.Ama, dinlemeden tedavinin olmayacağı kesin.
Bence hekimler ve tıp talebeleri bu makaleyi okumalı diyorum ben.
Ağca yücetepe
27 gün önce
Hocam ağzına ve yüreğine sağlık
Dr METİN OĞUZ
27 gün önce
Çıtayı yükseltip işimizi zorlaştırma empati de neymiş. Sonra özel hastaneler nasıl kazanacak devlette performans lar nasıl doldurulacak. Birlikte kavgasını verdiğimiz doktorun kıymeti ciro ile ölçülmesine karşı durduğumuz için hep öteki aykırı olmadık mı? Bİz mükafatımızı muhatabımızın gözünün içindeki ışıktan alıyoruz.
Ali Akkuş
27 gün önce
Harika....Yazıyı okurken ben de bizim mesleği gözden geçirdim...Sevgisizlik her yanımızı sarmış. İnsandan cok parayı düşünmekten olsa gerek.
Hmhazar
27 gün önce
Nefis bir yazı
Önce insan anlayışını hakim kılmazsak yaptığımız ve yaptıklarımız heba olur fire verir.
Ençok "Aileme layik görmediğim davranış ve tedaviyi yapmam" ifadesini beğendim. İşin özü de püf noktası da bu!
Editörün Seçtikleri
Puan Durumları
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=