• 29 Mayıs 2018, Salı 16:33
M.FATİHCAN

M.FATİH CAN

Kudüs'ü yeniden Türklere mi verelim?

 

“Bir ulu şehirdir taştan kireçten,

İçinde bir evi yoktur ağaçtan…”

13. yüzyıl şairlerinden Ahmet Fakih’in, Evsâf-ı Mesâcid-i Şerîfe sinden.

 

Müteveffa Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, Uluslararası Ortadoğu Komisyonu üyesi olarak 2001 yılında İsrail’e yaptığı gezi ilginç diyaloglara sahne olur.

Siyasi hayatının son seçiminde kaybedince politik arenadan çekilen İsrail eski Başbakanı Ehud Barak, Demirel’le görüşmesi sırasında, ülkesindeki ve bölgedeki güvenlik meselesinden yakınırken, Kudüs’ün Osmanlı dönemindeki yönetiminden bahisle; “Osmanlılar zamanında tek pırpırlı bir Onbaşı, yirmi kişilik askeri gücüyle burayı huzur içinde idare ediyordu. İstanbul’dan gelen talimatları uygulayan Onbaşı otur deyince oturuluyor, kalk deyince kalkılıyordu… Osmanlı Onbaşısı o zaman, şimdi bölgede içinden çıkamadığımız işlerin üstesinden gayet rahat bir şekilde geliyordu…” deyince Demirel o geniş gülüşüyle cevabı yapıştırır; “Bizde o Onbaşı’dan çok! Arzu ederseniz hemen kafi miktarda gönderelim…”

Doksanlı yıllarda İsrail Dışişleri Bakanı olan Şimon Peres de, Avrupa Konseyi adına bir grup Batılı parlamenterle birlikte İsrail’de temaslarda bulunan Türk parlamenterler grubunun Kudüs’le ilgili; “Türkler burayı yönettiğinde dört yüz sene barış oldu” sözlerine; “Yani ne demek istiyorsunuz, Kudüs’ü yeniden Türklere mi verelim?” der ve “Aslına bakarsanız Mısırlılar da bunu söylüyor.” diye devam eder.  Bizimkiler fırsatı kaçırmaz; “Verirseniz dört yüz sene nasıl yönettiysek, aynı şekilde huzur içinde yine yönetiriz, adaletsizlik de yapmayız…” Bu diyalogu hayretle izleyen Alman ve İngiliz parlamenterlerden de; “Osmanlı dönemi bitti” itirazı gelir... (Turan Yılmaz; Hürriyet; 30 Mart 2001)

Şeklen bitmiştir bitmesine ama bölge için yeni bir Osmanlı barışının yakınlarda olmadığı ne malum…

Ne malum; çünkü yukarıda nakledilen diyaloglar her ne kadar diplomatik nezaket içerisinde gerçekleşen şakalaşmalar şeklinde okunabilirse de bir bilinçaltının dışa vurumu olarak da değerlendirmek mümkündür.

 

 

Hakimiyet değil hadimiyet…

Bu türden itiraflar o kadar çoktur ki hepsine birden satır açmak bu yazının hacmini baya zorlar; ama mesela: İsrail’in eski Dışişleri Bakanı ve Başbakanlarından Moshe Sharett, Jerusalem isimli kitabında aynen şöyle yazar:

“Yahudiler insan olarak özledikleri adalet ve huzuru sadece ve sadece Os­manlı Türklerinin

haki­miyet devresinde teneffüs etmiş ve yaşa­mışlardır…”

Ne diyebilirdi ki; zira Osmanlı hakimiyeti denilen şey Kudüs'de 1516’dan 1917’ye kadar tam 401 yıl 3 ay ve 6 gün sürmüş bir hadimiyet devre­sinden başka bir şey değildir.

Bu hakimiyet ya da hadimiyet o kadar naziktir ki bütün kitaplı din mensuplarının harman olduğu Kuds-ü şerif’in Yafa kapısı olarak da bilinen El Halil kapısı; şehri batıya açan, çok tanınan ve en fazla kullanılan kapıdır. “El Halil” Hz. İbrahim'in lakabıdır. Kanuni Sultan Süleyman şehrin surlarını tamir ettirdiğinde bu kapıya; üç semavi dinin peygamber bildiği Hz.İbrahim'in hatırasına ve şehir sakinlerinin hatırına binaen, “La İlahe illallah, İbrahim Halilullah.”; yani, Allah'dan başka ilah yoktur, İbrahim peygamber onun dostudur kitabesini hak ettirmiştir…

 

Yavuz'la adalet geldi…

Yıllar yıllar önce İlhan Bardakçı’yı makamında kabul eden İsrail Dışişleri Bakanı Abba Ebban'ın imzalayıp ona hediye ettiği kitabındaki bir bölümü de merhumdan aktararak paylaşalım: “Der ki Abba Ebban: “Türkler gelinceye kadar, Sasani, Roma ve Arap hakimiyeti altında geçen süre içinde, Kudüs birçok defa el değiştirmiştir. Yahudiler Kudüs'ün her işgalinde zulümlere uğramışlardır. Amma, Osmanlı Sultanı Yavuz'la adalet gelmiştir. Yahudiler insan hakkının, adaletin, eşitlik ve şövalyelik ruhunun ne olduğunu Türklerin Kudüs hakimiyetleri sırasında yaşamışlardır…"

 

Osmanlı Barışı

Hadi bir mukayese yapalım ki “Osmanlı Barışı”nın ne demek olduğu biraz daha netleşsin: Kuds-ü şerif’i 1917 Aralık’ının sonlarında işgal eden ve Filistin’de bir manda rejimi kuran İngilizler, bizden sonra, ancak otuz yıl dayanabilmişlerdir ve 1948’de her şeyini berbat ettikleri bu toprakları; tası tarağı toplayıp aceleyle terk etmişlerdir...

Ve bu aziz beldenin sulh ve selameti için tam dört asır kan, ter ve altın döken Osmanlı çekilmek zorunda kalınca sevinen; ahali değil ama lider konumundaki Arap dostlar ise, bu kutsal toprakların namusunu Siyonistlere karşı korumak adına giriştikleri 1967 ve 1973 savaşlarında, sadece yirmi beş saat dayanabilmişlerdir.

401 yıl 3 ay ve 6 gün nerede; 30 sene nerede ve sadece 25 saat nerede...

Acı ama kıyaslamamak atalarımıza karşı nadanlık olur.

İlber Ortaylı hoca “Araplar İngiliz desteğiyle gelen bir bağımsızlık beklerken buldukları; Kudüs'ün Yahudi yurdunu müjdeleyen "Balfour" bildirgesi oldu. Ve bir de otuz yıllık Britanya mandası… Bu manda beceriksizlik, ikiyüzlülük ve merhametsizliklerle dolu bir kötü yönetim örneğidir…" tespitinde çok haklıdır. Zira İngilizler her yerde olduğu gibi burada da cibilliyetlerinin iktizasınca hareket etmişlerdir. Her girdikleri yeri entrika maharetiyle sömürmede olağanüstü bir beceri; kovuldukları sömürgelerden çıkarken ise  benden sonra tufan dercesine başa bela saran ince tuzaklar kurmada ordinaryüs derecesi onlara mahsustur…

 

Türk Mandası!

Neticede Filistin, İngiliz manda yönetiminin tezgahı sayesinde ve sebebiyle Siyonist terör örgütlerinin kan, barut, tedhiş ve yıkımlarıyla sallanırken bazı sağduyu sahibi Yahudiler durumu kavramış; Anglo - Sakson kibir ve hile karşısında pişman olup bölgenin Türkiye'ye bağlanmasını istemişlerse de iş işten geçmiştir.

Şöyle ki; 23 Aralık 1922’de TBMM'nde önemli bir teklif gündeme gelmiştir. Genel kurul salonunda, İstanbul'daki Yahudi ileri gelenlerinin imzalarını taşıyan, “Filistin'deki idarenin Türk mandasına dönüştürülmesi" talebini havi telgraf müzakereye sunulmuştur. Filistin'de kurulacak “Yahudi Hakları İdaresi” nin, Türkiye'nin kontrolüne verilmesi istenmektedir.  

Antalya Mebusu Rasih Efendi söz alarak, "Türkiye Musevilerinin Filistin Musevileriyle alakası olmaması lazımdır. Bu talebi reddetmek gerekir” der. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey de bu görüşün hilafına olarak, “Milli Misakımızın, hudutlarımız dışında kalan dindaşlarımızın, iradelerini kullanarak istedikleri şekilde yaşamayı seçme haklarına sahib olmalarını vaz’ ettiğini, Filistin'de de, İmparatorluğumuzun teb’ası olan dindaşlarımız bulunduğunu ve asıl onlarla alakadar olmamız icap ettiğini” savunur. Neticede telgraf,  Hariciye Vekaleti’ne havale edilir amma arkası gelmez ve tarihi bir fırsat çöpe atılmış olur.

Osmanlıdaki huzuru tattıktan sonra başlarına gelenleri gören Osmanlı Yahudileri boş durmaz ve yeni kurulan Türkiye'nin himayesinde yaşayabilmek için her fırsatı değerlendirirler. Hatta henüz İngilizler Filistin’den çekilmeden önce; o sıralar Kahire’de ikamet eden Sultan Aziz ahfadından Şehzade Mahmud Şevket Efendi’ye Filistin’den Yahudi bir heyet gelir ve İngiliz mandasının sona ermesinden sonra Arap Yahudi ortaklığıyla kurulacak yeni devletin başına geçmesi için teklifte bulunurlar.  Fakat maalesef bu teşebbüs de burada izahı uzun sürecek tafsilatı sebebiyle akamete uğrar.

 

Sevap paylaştırma düzeni…

Aslında Ehud Barak da diğerleri de ne demek istediklerinin farkındadır çünkü Osmanlı idari düzeni adildir, pratiktir ve en mühimmi halis niyete dayanır. Bu tezi tebarüz ettirmek için

Kuds-ü şerif’deki Ortodoks, Katolik, Ermeni ve Süryani kiliselerinin paylaştıkları Kutsal Kabir Kilisesi'nin hikayesini kısaca anlatmak işe yarayabilir.

Kutsal Kabir Kilisesi'nin kontrolü dört Hristiyan cemaat arasında paylaşılmaktadır. Kilisenin bir parçasını kontrol etmenin manası orada ibadet etmek, kandil taşımak, dekoratif dini malzemeler asmak ve hepsinden öte o alanın temizliğini vs. takip etmek demektir.  Herhangi bir dekorasyonun yerinden kaldırılıp yenilenmesi; bir lambanın asıldığı sütundan alınması gibi sıradan uygulamalar bile “Statüko Kanunu” çerçevesinde gerçekleşmek zorundadır. Tabii bütün mezhepler Kilise'nin mümkün olduğu kadar fazla kısmının bakımını üzerlerine almak istediklerinden yeni restorasyon projeleri çatışmalara, bazıları kanlı kavgalara yol açmıştır. Osmanlı Devleti 1757 tarihi kadar erken bir dönemde bu çatışmaların önünü almak istemiş ve kutsal mekanlara adil düzen getiren bir ferman ilan etmiştir.

1852 yılında Kutsal Kabir Kilisesi’nin önünde bulunan avlu ve avluyu yola bağlayan merdiven basamaklarını temizleme sevabı Rum Ortodoksları ile Latin Katolik Kilisesinin birbirine girmesine neden olmuştur. Halbuki 1757 fermanında, mekanlar mezhepler arasında dağıtılırken avluyu temizleme hakkı Ortodokslara, basamakları temizleme hakkı Katoliklere verilmiştir.

1852 yılının günlerinden bir gün temizlik sırasında mezhep mensubu papazlar; "vay; siz bizim sevaplarımızı nasıl kaparsınız?" diyerek birbirlerine girmiş ve büyüyen kavgada onlarca kişi ölmüştür. Durum İstanbul’a rapor edilince derhal bir ferman daha çıkarılarak bu ve benzeri kutsal mekanlarda yeni bir düzen ilan edilmiştir. Fermanla hangi mezhebin

nereye, ne kadarlık alana, ne kadar süreyle ve ne şekilde hizmet edeceği milimi milimine belirlenmiş ve aleyhte hareket edecekler için çok ağır bir ceza öngörülmüştür.  

 

 

Merdiven!

Ferman Kilise’nin önündeki meydanda okunduğu sırada bir Ermeni papazı Kilise’nin ön cephesindeki pencerelerden birini, oraya dayadığı merdiven üzerinden temizlemeye uğraşmaktayken adamı palas pandıras derhal aşağı indirmişler; papaz merdiveni kaldırmak istediğinde de müdahale edilip mani olunmuştur. O gün bugündür merdiven Osmanlı düzeninin devamına duyulan zaruret ve saygının nişanesi olarak orada o şekilde tutulmaktadır. Yani halen Kuds-ü şerif’de Devlet-i aliyye’nin belirlemiş olduğu mezhepler arası paylaşım düzeni berhayattır.

Şaka gibi gelebilir ama bu düzen, Kıyame Kilisesi ve diğerlerinin camları kırıldığında kimin tamir edeceğine kadar sevapların tamamını paylaştırmış, ancak günün birinde Kilise’nin çatısının çökebileceğini hesaba katamamıştır. 1948 yılındaki bir yangında Kilise’nin çatısı çökünce, Osmanlının bunu öngörememesi ve tabi haliyle kubbeyi yükseltme sevabının da pay edilmemiş olması hasebiyle çatı bir yirmi sene restorasyona sokulamamıştır. Ancak 1967 yılına gelindiğinde o da galiba Arap-İsrail savaşının tozu dumanı arasında aradan çıkarılabilmiştir.

 

Dedeniz Abdülhamid’in mezarını da…

Osmanlı zamanlarında yaşadıkları barış ve huzuru özleyen birçok Filistinli de, baba ve dedelerine Osmanlı Devleti tarafından verilen ve kimlik belgesi yerine geçen tezkereler ile çeşitli evrakları bugün de saklamaya devam etmektedir. O derin izleri hala unutamayan Filistinliler “Osmanlı bu topraklardan gittiği günden beri oluk oluk kan akıyor." demekte ve o günleri özlemle yad etmektedir. Siyonistlere müddeti saltanatında geçit vermeyen Sultan II. Abdülhamid de gerek Müslüman gerek Hristiyan Filistinliler arasında büyük bir saygı ve sevgi ile anılmaktadır. O sebeple Siyonistlerin Abdülhamid’e güttüğü kin hala o kadar derin ve köklüdür ki, Guantanamo’da aylarca esir kalan İbrahim Şen isimli vatandaşımız, Vakit gazetesinin o tarihlerde kendisiyle yaptığı söyleşide ilginç bilgiler vermiştir. Meğer Guantanamo’daki sorgulara İsrailli hahamlar da katılıyormuş. Hatta sorgulardan birisinde Yasef isimli bir Yahudi komutanın vücuduna elektrik verirken kendisine, “Türk terörist, merak etme az kaldı. Irak, Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’ye de gelecek. Kadınlarınız hizmetçilerimiz, erkekleriniz de kölelerimiz olacak. İstanbul’a geldiğimizde ilk olarak dedeniz Abdülhamid’in mezarını ateşe vereceğiz.” dediğini aktarmıştır.

 

İsrail Kudüs’e hakim olamıyor…

Sözü meramımıza uyan bir fıkrayla bağlayalım:

Biri Yahudi diğeri Arap ve tabii ki öbürü Türk üç arkadaş birlikte bir yola çıkmışlar. Yaklaştıkları bir köyde mola vermek isteyince o civarda hayvanlarını otlatmakta olan çobana yaklaşıp köy hakkında bilgi almak istemişler. Yahudi pazarı Arap oteli sormuş. Bizimki çobanın kulağına yaklaşıp, “Nasıl? Ahali muhtardan memnun mu? demiş…”

Şaka bir yana İlber Hoca’nın da dediği gibi; “İsrail Kudüs'e hakim olamıyor ama Filistinlilerin de hakim olmadığı açık... Biz Kudüs'e ne ABD, ne İskandinavya ne de Batı Avrupa gibi bakabiliriz. Ne Şarklılar ne de Garplılar bu coğrafyanın insanlarını anlamıyor; sorunu ciddi mütalaa edersek en doğru biz anlayabiliriz. Mesela bizim aydınlarımız bu işi görecek durumdadır, ancak Yahudi ve Arap dünyasını tanımalı ve çözüm aramalıyız. ‘Filistin hiçbir zaman Osmanlı sulhu kadar uzununu yaşamadı’ sözü basit bir imparatorlukçu slogan gibi görülmesin. Hiçbir aklı başında Türk oraya dönmeyi hayal etmez. Ama Ortadoğu'ya en akıllı ve adilane bakanların, yapıları icabı Türkler olduğu da açık; onun için biraz daha bilgilice ve bilgece bölgeyle ilgilenmeliyiz...”

 

Mescid’e Yahudi vizesiyle girmek!

Hz. Ömer, Resulullah’ın vefatından sonra hiç ezan okumayan Bilal-i Habeşi’den Mescid-i Aksa’da ezan okumasını ister. Mekke’nin fethi günü Allah Rasülü’nün emriyle Kabe’de ezan okuyan Hz. Bilal (ra) Peygamberimizin vefatından sonra Mescid-i Aksa’daki ilk ezanı da okumuştur ve şehir son mirasçılarının elinden çıkana yani son Osmanlı ezanının Mescid-i Aksa’dan Kudüs semalarına yayıldığı ana kadar hep o mübarek sesin yankısıyla beslene gelmiştir. Mescid-i Aksa’da şimdi de ezanlar şükürler olsun ki okunmaktadır lakin Mescid çepeçevre Siyonist İsrail yönetiminin Müslümanların üstüne saldığı silahlı militanlarca kuşatılmış durumdadır. Ve ne yazık ki Müslümanlar Kuds-ü şerif’e Yahudi vizesi alarak girmektedir tıpkı Aksa’ya olduğu gibi…

1917'den beri, kaybettikleri barışı ve huzuru ve elbette İslamla ve Osmanlıyla kavuştukları adaleti özlüyor bütün renkleriyle Kudüslüler. Aslında özledikleri Osmanlının devlet yönetme mantığı ve sanatıdır…

Bilseler aslında Yahudiler bu barışa daha fazla muhtaçtır.  Bugün Kudüs'ün doğusunda ve sur içinde korkmadan gezen İsrailli sivil yok gibidir. Ağlama Duvarı'na geçen mutaassıp Yahudi takımı bile bu korkudan azade değildir.

Beni İsrail, tarihinin en stratejik hatasını İsrail’i kurmak ve Yahudileri oraya tıkmakla yaptı diyen Yahudi düşünürler şu uyarıyı da sürekli yapmalıdırlar: Koca bir Müslüman coğrafyanın tam ortasında tahrikkar ve tahripkar bir düşmanlıkla toplu canlı hedef gibi yaşamak nereye kadar sürer ve bu strese değer mi? 

Ezcümle İsrail tarihte olduğu gibi Türklerin dostluğuna ve kadim tecrübesine bir an evvel talip olmalıdır…

İş işten geçmeden, testi kırılmadan…

 

İKTİDAR DERGİSİ ŞUBAT 2018


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Selahattin CAN Selahattin CAN 08.06.2018 12:32

Çok güzel tespitler.

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 34 24 3 7 42 75
2 Fenerbahçe 34 21 9 4 42 72
3 İstanbul Başakşehir 34 22 6 6 28 72
4 Beşiktaş 34 21 8 5 39 71
5 Trabzonspor 34 15 10 9 12 55
6 Göztepe 34 13 10 11 -1 49
7 Demir Grup Sivasspor 34 14 7 13 -8 49
8 Kasımpaşa 34 13 7 14 -1 46
9 Kayserispor 34 12 8 14 -11 44
10 Yeni Malatyaspor 34 11 10 13 -7 43
11 Akhisarspor 34 11 9 14 -9 42
12 Aytemiz Alanyaspor 34 11 7 16 -4 40
13 Bursaspor 34 11 6 17 -5 39
14 Antalyaspor 34 10 8 16 -19 38
15 Atiker Konyaspor 34 9 9 16 -4 36
16 Osmanlıspor FK 34 8 9 17 -11 33
17 Gençlerbirliği 34 8 9 17 -17 33
18 Karabükspor 34 3 3 28 -66 12
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Kocaeli Birlik Spor 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 34 10 6 18 -16 36
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık