Lütfen bekleyin..
13
Aralık

HEM KONUŞAMIYORUZ, HEM ANLAŞAMIYORUZ!

Batılı bir dil bilgininin dediği gibi; "Yeryüzünde hiçbir dil Türkçenin 20. Yüzyılda yaşadığı türden bir katliama maruz kalmadı."

+ -

OSMANLICA ÖZTÜRÇE'dir başlıklı eski bir yazısında muhterem Mustafa Necati Özfatura Beylefendi şöyle diyor: 

Batılı bir dil bilgininin dediği gibi; "Yeryüzünde hiçbir dil Türkçenin 20. Yüzyılda yaşadığı türden bir katliama maruz kalmadı." "Dil ve harf devrimi sadece binlerce yıllık bir kültürü harflerinden, kelimelerinden, kitaplarından ve seslerinden mahrum etmedi. Bir toplumun ifade imkânlarını ve özgürlüğünü kısıtlayarak ruh ve anlam dünyasını bozdu."

Dil ve harf devrimi bu ülkenin yeniden "Cihan Devleti" yani yeniden dünya sahnesine süper güç olarak çıkmasını önledi. Ve İslam Dünyasından (emperyalist güçler ve başta İngilizler adına) tecrit etmek için yapıldı.

Uydurma (sentetik) Türkçe, zihnî işlerimizi sekteye uğratarak düşünce yeteneğimizi, akıl yürütme gücümüzü zayıflattı. Sonuçta derinliksiz ifade imkânları fevkalade kısıtlı bir dile mahkûm edildik.

Osmanlı Şam'da Türkçe eğitim yapan "Tıp fakültesi" açmış idi. Şu anda yabancı dillerle eğitim yapan üniversiteler var. Nereden nereye geldik. Devrimlere tepkiyi önlemek için bu tahribatlar, katliamlar, çağdaşlaşmak ve muasır medeniyet ve batılılaşmak maskesi altında yapıldı.
Dil, harf, millî ve dinî değerlerimiz katliama seyirci kalan ilim adamları "Dilsiz Şeytan"dır. 

Katledilen dilimiz için Nihat Sami Banarlı şöyle diyor:

"Bu dil bir imparatorluk merkezinde, bir imparatorluk coğrafyasında akıp gelen seslerle ve çok zengin dil değerleriyle meydana gelmiş muhteşem bir dil ve musiki sentezidir."

Prof. Dr. Orhan Akay harf devrimini şöyle anlatıyor:

"Dil ve harf devriminin amaçlarından biri gelenek ile bağları koparmak olduğundan özleştirme hareketinin hedefinde sadece Arapça ve Farsça kelimeler vardır. Batı dillerinden dilimize geçen kelimelere Türkçe'de karşılıkları olduğu hâlde müdahale edilmedi."

"Öztürkçe ya da Arıtürkçe" Türk dilinin temeline konmuş dinamit ya da bombadır. Atatürk Türkçe'deki bütün Arapça ve Farsça kelimeleri ayıklayınca ortaya (Öztürkçe) diye bir dil çıkacak sanıyordu. Hiç kimse ona (Paşam) sen bir dil âlimi değilsin. Dünyada öz dil diye bir şey yoktur. Her millet, beraber yaşadıkları milletlerin dillerinden kelimeler almıştır diyemedi. (Yavuz Bülent Bakiler)"

OSMANLICA İÇİN KİM NE DEDİ:

“Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa.” (Cemil Meriç)

“…Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal’i. Silinmesi gereken bir vesikaydı yakın tarih. Mazi zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi Selanik’in İstanbul’a isyanıdır. Selanik’in ve bütün Anadolu’nun. Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilatı, Osmanlı mimarisi yok edilemezdi. Ama nesillerin birbiriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı altı yüz yılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket ibda etti.” (Cemil Meriç)

“Mustafa Kemal’in etrafında şahsiyeti henüz billurlaşmayan seyyal ve idare-i maslahatçı bir avuç okur yazar. Mustafa Kemal musikiyi değiştirmeye kalktı, yapamadı. Zevk meclislerinde gazel aranıyordu, şarkı aranıyordu. Altı yüz senenin ötesine atlamak, yani milli tarihte altı yüz senelik bir parantez, bir uçurum.  Dil-Tarih Kurumu şefin bu emrini sadakatle başarmaya çalıştı. Tarih gömülmez. Binalarıyla, sokaklarıyla, müzeleriyle, mezarlarıyla yok edilmesi imkansız bir şahittir. Sıra dile geldi. Yeni harfler zaten geleneğin, irfan geleneğinin sırtına indirilen bir baltaydı. Selanikliler, Rusya’dan gelen Türkler, ve şeften iltifat görmeye koşan kızanlar dili tahrip için cansiparane bir gayret harcadılar. Mustafa Kemal işin maskaralığa vardığını anladı ama iş işten geçmişti. Hareket bir zaman gevşedi sonra tekrar hortladı. Mustafa Kemal atını senatör yapan Kaligula gibi her kaprisine lebbeyk dedirtmek mi istemişti? Yapılmayanı yapmak peşinde miydi? Dil cemiyetle beraber yürür. Cemiyeti de dili de ayakta tutan geleneklerdir. Dil gölgesidir cemiyetin. Cemiyeti geride bırakıp dörtnala koşmaz.” (Cemil Meriç)

 “Türkiye’yi batıran sâiklerin bir müessire bağlanmasındaki âmil sebep nedendir ve nedir? İşte bu cümlenin kurbağacası: Türkiye’yi batıran nedenlerin bir nedene bağlanmasındaki neden neden, nedendir ve nedir?” (Necip Fazıl Kısakürek)

 “Aydın demek, cahil ve hain demektir bu ülkede. Türkiye’de entelektüelliğin şartı Osmanlıca bilmektir… Bizde kendi kültürünü bilmez, İngilizce’den okumaya çalışır. Batı’yı bilmez sadece kafa çekip ahkâm keser. Ben şunu söylüyorum: Türkiye’de Osmanlıca bilmeyen entelektüeller cahildir. 1928 öncesi yazılmış şeyleri okuyamıyorsanız eğer, hiç ‘okur-yazarım’ diye geçinmeyin. Bugün bir İngiliz entelektüeli Shakespeare’i, Shelly’yi okur, bilir. Bizimkiler Nedim’i, Fuzuli’yi anlamaz, Şeyh Galip’i utanmadan İngilizcesinden okurlar.” (Murat Bardakçı)

"Lisede Sophocles okuduk, klâsik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo'dan önemsiz; Mevlâna, Dante'den küçüktü; Itrî ise Bach'ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti, o kadar ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında batılı emperyalizmin örgütlü politikasını uygulamaya kendiliğimizden talip olduk. Stalin ve Beria da, haksız ve ahmakça istekleriyle bunu kolaylaştırdılar." (Attila İlhan)

“1960’lardan beri bu fikri savunuyorum. Türkiye’nin orta dereceli okullarında Arapçanın lisan dersi olarak düşünülmesi, Batılı-bilimsel-çağdaş tutumun sonucudur. Doğrudur fakat eksiktir: Bana sorarsanız, aynı şey Farsça için de düşünülmeli, üstelik Türkçe derslerine ‘Osmanlıca’ dersleri eklenmelidir. Osmanlıca, Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dil, Arapçadan da Farsçadan da yararlanmış ama ikisi de olmamış, yeni Türk kuşakları Osmanlıcayı anlayabilmelidirler ki gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilsinler.” (Attila İlhan)

“Her dil imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz. Türk milleti tarafından fethedilmiş topraklar nasıl Türk vatanı olmuşsa, aynı millet tarafından fethedilmiş kelimeler de öyle Türk kelimesi olmuştur. Asırlarca Türk'ün malı olmuş, Türk sesiyle ve Türk san’atla işlenmiş; ev, aile, köy Türkçesine, aşk ve iman Türkçesine girmiş; Türk'ün heyecanına işlenip vicdanına yerleşmiş ve Türk olmuş kelimeler de verilemez!.. Bunlar, bizim zafer ve şeref hatıralarımızdır.” (Nihad Sami Banarlı)

“Bugün Türkiye’de bir münevverin Osmanlıca okumayı bilmesi lâzım. Atla deve değil. Osmanlıca öyle Fransızca ve Rusça gibi ayrı dil olarak anlaşılamaz, Arap harfleriyle yazılan bir Türkçedir. Her dil asırdan asıra bazı değişiklikler geçirir ama bu durum ayrı bir dilden söz etmeyi gerektirmez. Nihayet anneannemizle dedemizin mektuplaşma dilidir.” (İlber Ortaylı)

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (0)
Bu habere henüz bir yorum yapılmamıştır, ilk yorumu eklemek için yukarıdaki formu doldurunuz
Facebook ile Yorum Yap
Benzer Haberler
İslam İşbirliği Teşkilatı Kudüs için toplantı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip E..
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın memleketi Kayseri'de cami yaptır..
Metafizik İstihbarat Uzmanı Selçuk Bora, dünyayı kaosa sürükleyen büyük dev..
Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil: "İslam dünyası Sultan II. Abdülhamid’den sonr..
Kazandığımızı nereye harcıyoruz? Eskiden bakkal yeterken, doktora yılda bir..
Kemal Kılıçdaroğlu İngiltere'de tuhaf işler peşinde. PKK yandaşlığıyla ..
Editörün Seçtikleri
Puan Durumları
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=