Lütfen bekleyin..
23
Ocak

SABATAY SEVİ’NİN TORUNUYUM

Cemil İpekçi: SABATAY SEVI’NIN TORUNUYUM

+ -

“Tarihler 2005′i gösteriyor ve  Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen AKSİYON dergisi bir özel haber yapıyor.Haberin konusu İzmirli sahte mesih Sabatay Sevi ve onun torunu olan ünlü modacı Cemil İpekçi ile olan bir röportaj.Aksiyon dergisinin orjinalinden herhangi bir değiştirme yapmadan iktibas ettik.”

Cemil İpekçi, iki elbise giyiyor. Biri is yaşamında ortaya çıkan Cemil. Diğeri ise özel yaşamında ortaya çıkan şımarık, egoist yani “Öz” Cemil. O, bugüne kadar hiç olmadığı açıklıkta Cemil Ipekçi’yi sadece Aksiyon’a anlattı Cemil Ipekçi’yi tanımayan yoktur. Modacı olarak bilinse de kendisini tasarımcı olarak tanımlayan Cemil İpekçi, 17. yüzyılda Mesihlik iddiasında bulunan Sabatay Sevi’nin öz torunu 

Sabatay Sevi, 1626′da İzmir’de doğdu. Onun yaşadığı yıllarda Yahudi dünyası oldukça büyük sorunlar yaşıyordu. Polonya ve Rusya’da büyük kitle katliamları yapılmış, ayrıca anti-semitikhareketler de tüm dünyada etkinlik kazanmıştı. Çekilen tüm sıkıntılar ve acılar Yahudileri Kabala’nin (Gelenek anlamına gelen İspanya’da gelişen Yahudi Mistisizmi. Kabala ilmi; varlığın gizemi, yaratılış, önceden olmuş ve sonradan olacak, hayatin sırrı, yıldızların dünya üzerindeki etkisi, rüyaların açıklanması, şeytanların ve kötü ruhların kovulması, hatta muska yapılması gibi konularla ilgilenir) mistik dünyasına itmişti, artık beklenen kurtarıcı gelmeliydi. Ayni yıllarda Osmanlı ülkesinde de karışıklıklar yaşanıyordu. O tarihlerde Musul civarında Seyid Abdullahoglu Muhammed mehdiliğini ilan etmişti.

İste tüm bu olaylar ve bunalımlar genç Sabatay‘in üzerinde derin etkiler bıraktı. O beklenen Mesihin kendisi olduğuna inanıyordu. 31 Mayıs 1665′te Sabatay Mesihliğini ilan eder ve önemli bir taraftar kitlesi toplar.Ortodoks Yahudiler ise ona inanmazlar ve onu kadıya, daha sonra da Osmanlı Sultanına şikayet ederler… Fazıl Ahmet Pasa, isin esasini öğrenmek için, Sevi’nin derhal tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini ister. Edirne sarayında, Sadaret Kaymakamı Mustafa Pasa, Şeyhülislam Minkarizade Yahya Efendi ve Padisah’in imamı meşhur Vani Efendiden oluşan bir divan kurulur, Padişah Sultan IV. Mehmet de divani ‘Kafesten’ izlemektedir. Divanda, Padisah’in hekimbasisi Yahudiliktendönme Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi tercümanlık yapar. Sabatay Sevi’den Mesihliğinin alameti olarak bir mucize göstermesi istenir. Mucize, atılan okların vücuduna islememesi seklinde olacaktır. Bu teklifi duyan Sevi, dehşete düşer ve kendisinin Mesihlik iddiasında bulunmadığını, bunun bazı Yahudiler tarafından çıkarılmış bir şayiadan ibaret olduğunu söyler. Sevi, Hayatizade’nin tavsiyesi üzerine Kelime-i Sehadet getirir. Divan huzurunda Müslüman olanSabatay Sevi, Aziz Mehmet Efendi adini alarak 150 akçelik bir maaşla Saray kapıcılığı görevine getirilir. Sevi’nin Müslüman olması bütün Yahudi dünyasında sok etkisi yapar. Büyük çoğunluk onun Mesih olmadığına inanarak Ortodoks inancına geri döner, ikiyiz ailelik bir topluluksa din değiştirerek onun yolundan gider. Selanik’e yerleşen bu toplum pratikte Zohar’a dayanan mistik bir yasamı benimser, Yahudi inancını sürdürür, fakat resmen Müslüman milletine dahil olarak yasarlar. İste tarihte ‘Dönmeler’ olarak adlandırılan cemaat böylece doğmuş olur.

Buraya kadar aktarılan bilgilerin bir kısmi Ilgaz Zorlu’nun Evet Ben Selanikliyim, bir kısmi da Ahmet Hikmet Eroglu’nun Osmanlı Devleti’nde Yahudiler adli kitabından alinmiş satırlar. Sabatay‘in öz torunu Cemil Ipekçi’yi tanımayan yoktur. Türkiye’de olduğu kadar uluslararası tasarım dünyasının tanınmış kişilerinden birisi olan Cemil İpekçi iste bu SabataySevi’nin öz be öz torunu. Sevi’nin de dedeleri olan Ipekçi’nin ataları 1480′de Endülüs’ten gelip önce Venedik’e, oradan Kayseri’ye, daha sonraki yıllarda da İzmir’e yerleşmiş bir aile. Sabatay Sevi Osmanlı’ya gelirken onun diğer erkek kardeşi de İskoçya’ya gider. İki ailenin irtibatı Ipekçi’ye göre kalmamıştır artık. Sabatay Sevi’nin yukarıda bahsettiğimiz Mesihlik iddiasında bulunması ve padişahın huzurunda kendisinden, bu iddiasını ispatlayacak bir mucize göstermesi istenmesi karsısında, bunun olmayacağını anlayınca Müslümanlığı kabul ettiğini açıklaması sonrasında da Selanik’e zorunlu olarak yerleşir Ipekçi’nin dedeleri. “Sabatay Sevi benim soyum, kimseyi ilgilendirmez” Herkesin kimlikle etiketlendiği bu dönemde yıllardır kapalı kalan, ritüelleri tartışılan bir cemaat-aile mensubu olmak Ipekçi’nin deyimiyle kimseyi alakadar etmez:
“Bizimkinde Sabatay Sevi bilindiği için Dönme olduğu da biliniyor. Ama herkes İslam’a bir yerden dönmüş. Biri 500 yıl önce Musevilikten dönmüş, biri 700 yıl önce. Sabatay seni-beni ne alakadar eder? O benim kanım. Kimseye yargılama hakkini da vermiyorum”. En önemli ritüellerinden biri -gel ki Cemil Ipekçi babasının kuşağının bu kuralı artık ihlal ettiğini söylüyor ama- Sevi’nin torunlarının aile arası evlenmeleri kuralı:

“Çok uzun yıllar aile arası evlenmişler.Ama benim anne ve babamın döneminde bozulmalar oldu. Annemle babam akraba değil.Annem Bektaşi mesela. babamın yeğenleri de yabancı ile evlendi. Ondan önce aile dişi evlenemezdin zaten”. Sevi’nin torunlarında eski geleneklerin sağlamlığı yemek kültüründe de etkisini sürdürüyor: “500 sene evvelki neyse ayni yemekler hala var. İspanya’da bile kalmamış, unutulmuş ama bizde olan çeşitler. Mesela Tüy Beyaz diye bir köfte çeşidimiz var.

Cevizle kıyma çekiliyor, içine fiştik ve yumurta konuyor. Sonra patlıcan böreğimiz. Buradaki ile alakası yok. Erikli baliğimiz var.” Cemil Ipekçi Sabatay Sevi’nin dört çocuğundan biri olan Osman’ın soyundan geliyor. Ipekçi’nin anlattığına göre diğer kardeşlerin soyundan gelenler arasında ise bugünün tanınmış aileleri bulunuyor: Dilber, Germen, Bezmen, Tokam ve Atabekler. Cemil Ipekçi’nin dedeleri daha çok ticaretle meşgul olmuş Osmanlı’da. Son dönemde ise kumaş isine girmiş aile. Ipekçi soyadı da zaten buradan geliyor. Ipekçi’nin üvey büyükbabasının (onun asil büyükbaba ve büyükannesi Tokam ailesi) babası Kani Ipekçi, Karaköy’de bir manifatura dükkanı açarak ticarete atılır. Cemil Ipekçi,Sabatay Sevi’den bugüne kadar bütün aile fertlerinin ne is yaptığına, nerede oturduğuna dair bilgileri elinde bulunduruyor. Aileyi konu alan bir kitap hazırlığı sürdüğü için bilgileri bize vermeyen Ipekçi, kitabin kıs sonuna kadar çıkacağını söylemekle yetiniyor. babası evlatlık veriliyor Ipekçi’nin asil dedesi Mahir Tokam. Mahir Bey, sarayın doktorluğunun yanında Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulusunda görev almış ve anatomi dersleri de vermiş birisidir. Tokam, ayni zamanda Selaniklilerin de doktorudur. Ipekçi’nin babası doktor Nejat Bey ise, Mahir Tokam ile Ganimet Hanım’ın dördü kız beş çoçugunden en büyüğü olarak doğar (Diğerleri Sabahlat, Belahat, Vicdan, Revan). Cemil Ipekçi’nin asil büyükannesi Ganimet Hanim, kardeşi Sevkat Ipekçi’nin hiç çocuğu olmadığı için en büyük oğlu Nejat’ı doğar doğmaz kizkardesine evlatlık verir. Daha sonra kendisine ‘evladımı kaybederek sevgimin bedelini çok ağır ödedim’ dedirtecek bu olay sonucunda Ganimet Hanım’ın torunları olan Sevkat, Cemil ve Kenan da bir türlü öz babaanne sevgisi ile sevemezler onu: “Bayramlarda öpemezdim onu, yabancı gibi gelirdi bana. Çok üzüldüğünü yıllar sonra anladım”. İste bu aileye evlatlık verildiği için Cemil Bey’in soyadı da Ipekçi olarak kalır yıllar boyunca. (Cemil Bey, yeni yeni Tokam soyadını kullanmaya başlıyor. Tokam, soyadı kanunu çıktığı zaman babası tarafından alinmiş. babası Nejat Bey, en sevdiği şarap markası olan Tokay’i soyad olarak tercih etmiş.) Bu nedenle küçük Cemil, dedesi olarak kendi adini aldığı Cemil Bey’i, büyükannesi olarak da Sevkat Hanım’ı bilir. Dede Cemil Ipekçi, Türkiye’de ilk sinema salonu kuran ve isleten birisidir. Fitas, Yeni Melek, şimdiki Emek gibi sinema salonları ile ilk kurulan film stüdyosu İpek Film’in isleticisi olan dede Cemil Ipekçi 1970′de iflas edince aile bu alandan çekilir. Dede Cemil Ipekçi’nin annesi ile Işık Lisesi’nin kurucusu Fevziye Hanim ve Abdi Ipekçi’nin anneleri ayni aileye mensup ve kardeştir. Geçmişte hep aile içi evlilik olduğu için aileler içile geçmiş neredeyse. Anne tarafı Bektaşi Cemil Ipekçi’nin babası Nejat Bey, Sabatay‘in torunlarında sikiolan bu aile içi evlenme geleneğini aşmayı başarır ki akrabası ile evlenmez. Nejat Ipekçi ilkevliligini Sahire Hanım’la yapar. Bu evliliklerinden Sevkat (1944), Cemil (1948) ve Kenan (1951) doğar. Daha sonra bir evlilik daha yapar ama çocuğu olmaz. Esi Sahire Hanim da oldukça köklü bir aileden gelmektedir.

Sahire Hanım’ın annesi, yani Cemil Ipekçi’nin anneannesi Müesser Hanim, meşhur Karaköy Börekçisi Hasan Bey’in (Halk arasında yağma Hasan’ın Böreği diye bilinen tabirin sahibi) kızıdır. Hasan Bey, Safranbolulu ama Karakeçili Aşireti’ne mensuptur.

Ipekçi’nin anne tarafından dedesi Ekrem Sanvar ise Osmanlı zamanında Abdülhalim Fendi’nin yaverliğini yapmis, daha sonra cumhuriyet döneminde Macaristan ve Paris’e kültür atasesi olmuş, ardindan da Istanbul Emniyet Müdürlügü vazifesinde bulunmus biridir. Aile bunun disinda da birçok emniyet mensubu çikarir. Türkiye’nin ilk kadin emniyet müdürü Ipekçi’nin yengesi Feriha ile dayisi Adnan Sanerk ailedeki diğer eski emniyet mensuplaridir. şimdiki nesilden ise dayisinin kizi Nurdan Canca (Yalova Emniyet Müdürü) ile kocasi Nadik emniyette görevlerini sürdüyor. Anne tarafından Bektaşi olan Ipekçi’nin anneannesi Müesser Hanım’ın büyükdedesi Bektaşi dedelerinden Istanbul Emirgan’da tekkesi bulunan Nafi Baba’dir. Ipekçi’nin dedesi Ekrem Sanvar’in babası ise Kuleli’nin cografya hocalarindan Remzi Bey’dir. Onun da ailesi Istanbul alindiginda surlarin içinde yasayan Bizansli bir ailedir. Ekrem Bey’in annesi Makbule Hanım’ın babası ise sarayın müneccimbasisidir. Görüldügü gibi Cemil Ipekçi’nin anne ve baba tarafı da saraya yakin bir hayat sürmüstür. Ama özellikle anne tarafinin sarayla daha bir içli disli olmasi onlarda bir saraylilik izi birakir sanki: “Anne tarafim müthis magrurdular. Dayilarimin, hayatlarinda hiç rica ettiklerini duymadim. Paralari kalmis kalmamış, hanedan bitmis bitmemis umurlarinda değil. Leyla Teyze (Ünlü soprano Leyla Gencer) ile konusurken basi yukarıda, havaya dogrudururdu.” Sizlerin de kafasi karisti biliyorum. Ipekçi’nin anne ve baba tarafı o kadar kadar grift ki tarihin sayfalarinda bir an kayboldum sandim. Sabatay Sevi’den tutun da Bektasilige, Bizans’a kadar özellikle anne tarafı çok milliyetli olan Ipekçi, ‘Ben hakiki Osmanli’yim’ diyerek isin içinden çikiyor. Benim de aklima Osmanlı deyince böyle bir mozaik geliyor zaten. Endülüsten gelen Yahudiler’e bildiginiz gibi Osmanlı kucak açmis ve dini bir baski kurmadan kültürlerini sürdürebilme imkani saglamisti. Ipekçi’nin bu yüzden Osmanlı’ya bakis açisi, birçok aydininkinden farkli. Belki anne tarafinin sarayli olmasinin da bunda etkisi vardir: “BizOsmanli’yiz kardesim. Bunu kabul etmedigimiz sürece bir adim ilerlememize imkan ve ihtimal yok. Bir defa Osmanli’yi yabancı da olsam severdim. Ama liseyi bitirene kadar sevmememiz ögretildi, lise sona kadar Fatih, Yavuz aman muhtesem savaslar yapti, Malazgirt Savasimuhtesem… Son iki seneye geldik… Memleketi sattilar diye veryansin ediyoruz. 700 yillikOsmanli döneminde tabii ki iyi padisahlar da kötü padisahlar da vardir. Memleketi kötü idare etmiş diye onlari atarsak o zaman cumhuriyet dönemini hiç almamamiz lazim. Geçmisi olmadan insan var olamaz. Amerikalilar olmayan geçmisleriyle ayakta kalabilmek için bir geçmiş ortaya koymaya çalistilar. Osmanlı yasaklar koymamis, hiç bir toplumu dininden vazgeçirmemis. Osmanlı Sirplari kiliçtan geçirseydi bugün Bosna sorunu yoktu.” Ailemde namaz kilan hiç görmedim Ipekçi’nin bu Osmanlı sevgisi simdi daha iyi anlasiliyor.
Osmanli’nin tamamen yikilmasi ve Balkanlar’da yeni ülkelerin ortaya çikmasi ile 1920′lerde, bu ülkelerdeki yerlesik halk da yerinden yurdundan olur. Ipekçi’nin ailesi de mübadeleye maruz kalır. Selanik artık onlara kapilarini kapattigi için onlar da Istanbul’un yolunu tutarlar. Geldikleri Istanbul’da da geleneklerine bagliliklarini rahatça devam ettirme imkani bulurlar. Serbest ortam Cemil Bey’in küçüklügünde de devam eder. Ipekçi’nin hatiralarinda küçüklügünde anneannesi ile her pazartesi gittikleri Nafi Baba Tekkesi ziyaretleri tazeligini korumaktadir. Aile büyükleri ile beraber mezarlik ziyaretlerini eve dönüste ifa edilen ‘sükür secdesi’ izlerdi hep. Baba tarafı ise din konusunda daha genis düsünmektedir: “Babam dine çok genis açidan bakan birisiydi. Namaz kilmazdi. Ben ailemde namaz kilan hiç görmedim. Yaslilarimda da.” Bunda Sabatay Sevi’de olduğu gibi görünüste Müslüman ama içte Yahudi mistisizminin kurallarina uyan bir yasam sürmelerinin etkisi var miydi? Ipekçi’ye göre “Hayir.Göstermelik Müslüman belki ilk yüzyilinda olabilir. Ama babam dogdugu zaman göstermelikdegildi. Bence devamli pratik yapmaktan artık sey olmuslardi, Islamdilar. Belki Anadolu’nun batisindakiler kadar. Adamlari içki içer, ama herbiri camiden kalkar, mevlüt okunur, Kur’an okunur. Herkesin evinde dualar yazar. Ama tabii ki sey adeti bittigini zannetmiyorum. Bir asiret olduklari için…” ‘Topkapi Sarayi benimdi’ Üç kardesin (Diğerleri Sevkat ve Kenan) ikincisi olarak dogan küçük Cemil’in çocuklugu Istanbul’daki Hidiv Köskü’nün yanında Karaköy Börekçisi Hasan Bey’in Köskü’nde geçer.

Cemil Ipekçi, bu köskün genis odalarinda, hasir sandiklarin içinde saatlerce süren düslerden bir dünya kurar kendine: “O odalara girer saatlerce ben sultanim diye düsünür oyalanirdim. Topkapi Sarayi’na girdigimde de kendimi hep öyle hissediyorum. Sanki Topkapi Sarayi hep benimdi, ben de orada yasiyordum.” Cemil Ipekçi, yedi yasinda geçirdigi hastalik yüzünden çok simartilir. Çocuklugunda onu etkileyen bir hadise de dokuz yasinda iken annesi ile babasının ayrilmasidir. Onun disinda mutlu bir çocukluk devresi geçirir. Bugünün tanınmış tasarimcisi (Kendisine modaci denilmesini istemiyor. Ona göre moda tacirlerin ortaya attigi bir kavram. Modayi takip edenler de kendine güveni olmayan insanlardir) Cemil Ipekçi kumasla çok erken yasta tanisir. Ipekçi beş yasinda bebeklerine paltolar-elbiseler diker. Aslinda Ipekçi, giyinmekten nefret eden birisidir. Bu yüzden magara devri insanlarina özendigini söylemekten de kaçinmaz. Bu yapida birisiolmasina ragmen niye tasarimci olduğunu ve niye insanlari hep giydirmek istedigini de bilemez. ’300-500 defa sure okurum’ Ipekçi aslinda beş-yedi yaslarinda iken balet olmak ister. Ancak babası izin vermeyince içinde bir ukde kalır. Yine çok iyi piyano çalabilen Ipekçi’nin, oryantal dansör olmak da bir diğer tutkusudur: “Mesela bir Misir tapinaginda oryantal dansör olup saatlerce halhallar bilegimde o tamburlarin sesiyle dönmek isterdim.” Dans ederek ibadet edebilecegini düsünür Ipekçi. Hatta oturup hayal kurmak bile ona göre bir ibadettir: “Duanin sadece surelerle olmadigini, bir seyi severken, öperken Allah’a dogru çekildigimi hissederim. Veya burada oturup hayal kurmanin bile dua olduğunu düsünürüm.” Ipekçi, Bektaşi bir anne ile Selanik kökenli bir babanin çocuğu olarak böyle bir kültür ortaminda yetistiginden olacak Islam’in uygulamalarina farkli bakar. Ibadette sekil kabul etmez. beş vakit namaz kilmakla Allah’in mutlu edilemeyecegini düsünür. Ibadet yaparak Allah’i değil kendimizi mutlu edecegimizi söyledigimde de “Kendi mutlulugumuz için ise o zaman Allah’i karistirmayalim bu ise” demekle yetinir. Çevirenin kendi hislerini de kattigini düsündügü için tercüme veya tefsirlere kaynak gözüyle bakmaz. Küçüklügünde babası ona Arapça ögretmek ister ama o ögrenmez: “Arapça ögrenmemekle çok büyük hata ettim. Babam çok ögretmek istemisti. Kur’an’i çok okudugum ve böyle ayetleri sevdigim için hep ögrenmem gerektigini savunmustu. Fakat çocuk tembelligi iste.” Bunun için Kur’an’i Türkçesinden okur. Bolca dualar eder, nazara fazlaca inanir: “Normal sureleri çok okudugumu biliyorum. Hele Felak, Ayet’el-Kürsi ve Nas surelerini günde üçyüz-besyüz defa okurum herhalde”. Ipekçi’nin tasarimci olmasini istemeyen babası Nejat Bey, onun iktisat okumasindan yanadir. Ilk ögrenimine 1955 yilinda Işık Lisesi’nde leyli olarak baslayan Ipekçi sonra Sisli Koleji’ne geçer.

Dokuzuncu sinifta iken disiplini sevmeyen yani deprestigi ve okumak istemedigi için bir yilda onikiye yakin okul degistirir. Sonunda Tarhan Koleji’ni bitirir. Ipekçi, babasının istegi dogrultusunda yurtdisina uzak bir akrabasinin yanina gider iktisat okumasi sartiyla. Daha dogrusu babası onu iktisat okusun diye yurtdisina gönderir ama…: “Babam beni bir-iki sene iktisat okuyor zannetti. Ben Belçika Kraliyet Akademisi’ne (Royal Academy of Art) girmistim bile.” Basta izin vermeyen babası daha sonraki yıllarda onun tasarimci olmasindan memnun olacaktır. “Hep sakladigim bir seydi” Onun içinde, disiplini sevmeyen ya da ‘Öz Cemil’ diye tanimladigi bir baska Cemil daha ortaya çikmaya baslar lise yillarinda: “Sinirlarimi çizdim. Dogdugum bu formda, 98 kilo, 1.60 boyunda, çok sessiz, içine kapanik, kimseyle konusmayan, hiç arkadas sevmeyen bir Cemil’in istedigi basarilari elde etmesine imkan yok” deyip insanlara nasil davranmasi gerektigi konusunda senelerce çalisir. 50 yasini astigi bugünlerde ise Ipekçi, tekrar çocukluguna döndügünü düsünür. Özellikle o esas kisiliginde var olan ama senelerce uyutmaya çalistigi kisiligi ile çatismaya baslar: “Insanlari çok seviyorum ama taviz vermeyi hiç sevmiyorum. Insanlarin zannettigi kadar çok uysal da degilim. Esas kisiligimde ben son derece hirçin, simarik belki egoistim. Bunlarda ‘Öz Cemil’i buluyorum. Sen bana kirilabilirsin ama seninle konusmak istemiyorsam konusmuyorum. Üzülürsen o senin sorunun.” İste bu Öz Cemil’dir. Bize konusan Cemil’in Öz Cemil’le bir ilgisi yoktur. Öz Cemil, Ipekçi’nin son üç yildir sürekli gidip kaldigi yer olan Bodrum’da ortaya çikan Cemil’dir. Dolayisiyla Istanbul Ipekçi’nin reel, Bodrum ise hayal dünyasidir. Biz Öz Cemil’in disindaki diğer Cemil’le; kurallara uyan, konusma bitene kadar kalkip gitmeden sabirla sorularimiza cevap veren Cemil’le konustuk. İste bu Cemil, bize bugüne kadar hiçbir gazete veya dergiye konusmadigi kadar da açik konusur, söyleyeceklerini saklamaz: “Kendimi çok iyi tanimladigimi zannediyorum. Cemil, Cemil’i hiç bir zaman bu kadar açik anlatmadi. Kendimi hiç bir zaman için simarik veya kaprisli olarak tanimlamamistim. Hep sakladigim birseydi.” Ama iki Cemil’in bir ortak noktasi vardir. Ikisi de hüzünlüdür. Sevgi ve aska tutkun olanlar ona göre hayatlari boyunca bu hüznü hep tasirlar. O da böyle biridir. ‘Ben neyim?’ Babasina ragmen tamamladigi Belçika’daki üniversite egitiminden sonra 1971′de Türkiye’ye dönen Ipekçi Tahtakale’deki Zeki Triko’da çalismaya baslar: “Belime kadar saçlar, kulagimda küpeler, bu kadar topuklar ayagimda. Tahtakale’nin sokaklarinda… Bütün insanlar dükkanlardan disari firliyorlardi, Mars’tan birileri gelmis diye. Zaten sasirmasalardi tuhafima giderdi. Beni inceleme altina aldilar. Ben neyim, hangi cinsim? Erkek mi, kadin mi, gay mi? Ama sonunda hallettiler ve bir yere oturttular.” Halkin merakli bakislara ragmen birbirine söyledigi “Bak Avrupa’dan gelmis, modaci imis” sözü ona moral kaynagi olur. yıllar ilerler, Ipekçi de 1975′te kendi isini kurar. Bir “Çingene” sevgilisinin etkisinde kalarak bu yillardaki tasarimlarini Çingene diye imzalar ve yine Çingene Butik adiyla bir isyeri açar kendine. Ipekçi’yi yasadigi asklar sürükler hep. sevdiği ile beraber 1977 sonunda onbes günlügüne gidecegi Nice’ten tam alti yıl sonra 1984′te döner Türkiye’ye. Dönüste kulüp isletmeciligi isine girer, Etiler Gala’yi açar. 1985′te ise Cemil Ipekçi magazasini açarak eski isine agirlik verir. İki atölyesinde yüze yakin kisi çalistirir. artık büyümeye baslamistir. Bu dönemde kendi deyimiyle çevresinde ‘yiyiciler’ de çogalir. 1991 senesine gelindiginde ise birden bire hacizler gelmeye baslar, iflas eder. Hiç ara vermeden yeni bir is yeri açar kendine. Ama bu sefer eski savurganligi yoktur.

Yogurdu üfleyerek yer: “Ben tüccar yaratilmamistim. Ama 1991′den sonra çok iyi bir tüccar oldum. artık bir liranin bile çok iyi hesabini yapiyorum.” Zaman azaliyor 1993 yilinda, hayatta en çok deger verdigi varligi annesini kaybeder. Hayatinin en ciddi sokunu yasar. O ana kadar parasini idaresinden tutun da karsilastigi maddi-manevi sikintilara karsi hep annesinin yardimiyla gögüs geren Ipekçi, bu zamana kadar aklina bile gelmeyen, kendisi için olmadigini düsündügü ölümü hatirlar-tanir: 

“Ölümle tanisinca insan korkuyor. Vaktinizin azaldigini hissetmeye ve vaktin çok kiymetli olduğunu düsünmeye basliyorsunuz. Bir sürü küçük aptalliklari artık yapmaman gerektigine inaniyorsun.” Bir de Zeki Müren’in ölümü onu böyle etkilemistir. Bodrum’a gitme fikri de böyle bir dönemden sonra belirir kafasinda zaten. Geçen aylarda 51 yasini kutlayan Cemil Ipekçi, 50 yasindan sonra insanlarin tekrar çocukluga döndügünü düsünür. Kendini yeni dogmus gibi hisseden Ipekçi, 51 değil 1 yasindadir, hayata ilk basladigi korkulari ile birlikte:

“Korkuyorum. Korkularim basladi çocukluktaki gibi. Asik olmaktan, isten korkuyorum. Liseyi ve üniversiteyi bitirdigimde de böyle heyecanlarim vardi. Tekrar ayni seyleri hisediyorum.” Bu yeniden dogusun ilkinden bir farki vardir. Ipekçi, bundan sonraki yasaminin çok kalabalik ve profesyonel oyuncularla oynanacak bir oyun olmadigini düsünmektedir. İste size Cemil’in agzindan bugüne kadar hiç anlatilmayan, açiklanmayan en detayli, Sabatay Sevi’nin torunu Cemil Ipekçi’nin hikayesi.

Etiketler : haber, gündem
  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Lutheran Hospital
13 gün önce
ABD, Iowa Şehrinde bulunan Iowa Lutheran Hastanesi'nden bir temsilciyim ve hastane idaresi tarafından internete nasıl işler yaptığımızı ve insan organlarının alımı ve satımı için bir yıl daha başladım. böbrek, Bu teklifle ilgileniyorsanız, lütfen aşağıdaki e-postayla bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin: Bağışçılarımıza iyi miktarda para telafi ediyoruz ve biz organlarda Cerrahi uzmanıyız ve bir bağışçı olarak risk yok. o.
Ve bu bizim e-postamız:
iowalutheranhospital@gmail.com
Ayrıca, whatsapp +1 929 281 1248 numaralı telefondan bizi arayabilir veya bize ulaşabilirsiniz.
Facebook ile Yorum Yap
Benzer Haberler
Gezi olayları sırasında 2-3 ağacı bahane ederek Türkiye'yi karıştırmaya..
İşte bu ahlaksız para biriminin arkasında duran ahlaksız zihniyet, Kore Sav..
Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil ittihatçıların hal-i pür melalini yazdı: "32 s..
"İktidarı ellerine alalı yüz seneden fazla zaman geçti. Koca imparator..
Ali Dede gecekonduda yaşıyordu kedisiyle birlikte. Sobayı tutuşturmak ister..
Gazeteci Cüneyt Bitikçioğlu'nun "Yayıncıların korkulu rüyası"..
Editörün Seçtikleri
Puan Durumları
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=