Davutoğlu kimi istifaya çağırdı?

Başbakan Davutoğlu, "Doğrusu Kılıçdaroğlu'nun yerinde olmayı istemezdim. Şüphe taşımaktansa liderlik makamını terk ederim" dedi.

Davutoğlu kimi istifaya çağırdı?

Başbakan Ahmet Davutoğlu, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında partililere hitap etti. 

Konuşmasına “Güzel ülkemizin her bir köşesinden selamla, rahmetle, bereketle gelen değerli dava arkadaşlarım, hepinizi ve hepinizin şahsında 81 vilayetimizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum” ifadeleriyle başlayan Davutoğlu, kendisinin genel başkan olarak genişletilmiş il başkanları toplantısındaki ilk hitabı olduğunu hatırlattı. Davutoğlu, “Allah’ın ismiyle hamdele ve salvele ile başlıyorum. Allah istişarelerimizi hayırlara vesile kılsın” dedi.

"Yolu açık olsun"

Son genişletilmiş il başkanları toplantısının sembolik bir tarihte, 14 Ağustos’ta AK Parti’nin 13. kuruluş yıl dönümünde yapıldığını anımsatan Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Bu salonda hepimiz çok duygusal anlar yaşadık. Hepimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın, o gün için seçilmiş Cumhurbaşkanımızın, kurucu genel başkanımızın, liderimizin hitabını dinlerken 13 yıllık bir muhasebe yaptık. 13 yılın bizlere nasıl büyük bir azim, şevk, kararlılık getirdiğini ve geleceğe ne kadar büyük bir ümitle baktığımızı hep beraber görmekten büyük bir onur duyduk. Duygusal bir konuşmaydı, duygusal bir andı; çünkü bu kürsüden sizlere hitap etmiş olan kurucu genel başkanımız bu sıfatıyla son konuşmasını yapıyordu. Tabii şu anda manen ve birikimiyle, hizmetiyle bıraktığı mirasla hep bugünde aramızda ve hep aramızda olacak. Sizler adına bir kez daha, geçmişteki büyük hizmetleri dolayısıyla, karamsarlık içinde kıvranan bir ülkeyi özgüvenle yeni bir geleceğe hazırlayan çabaları dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımıza şükran ve minnetlerimizi buradan ifade etmek istiyorum ve yolu açık olsun diyorum."

Davutoğlu, "Aslında ileride 14 Ağustos’tan bugün 26 Eylül’e kadar geçen yaklaşık 42 günde yaşananlar bir siyaset dersi olarak  okutulduğunda bir kadronun ne kadar büyük bir vakar, diğerkamlık, mahviyet içinde kendisini geleceğe hazırladığının işareti olarak algılanacaktır" diye konuştu.

Kendilerinin 14 Ağustos’ta kenetlendikleri ve vakarla ileriye baktıkları dönemde başkalarının da bambaşka hesaplar içerisinde olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Operasyonlarıyla bu kadronun birliğini bozamayanlar o zaman Sayın Başbakanımızı, şu anki Cumhurbaşkanımızı bir şekilde izole ederek siyaset sisteminin dışına itemeyenler, 17 Aralık - 25 Aralık operasyonlarıyla AK Parti’nin bu ülkeyi 12 yıl içinde getirmiş olduğu o yeni konumu tehdit etmeye çalışanlar 30 Mart seçimleriyle ve 10 Ağustos seçimleriyle milletimizden büyük bir darbe yemişlerdi. Ama hesapları bitmemişti. 10 Ağustos’tan hemen sonra başlatılan tartışmalar, yürütülen bazı temaslar gizli açık ifadelerle hep beklentileri şuydu: 'AK Parti kadroları acaba kendi içinde bir ihtilaf yaşarlar mı?" dedi.

"AK Parti kadroları sınavdan geçti"

"Bizi başka partilerle karıştırıyorlardı" ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Olağanüstü kongre yapmayı artık olağan kongrelerden daha geleneksel hale getirmiş olan başka partilerle karıştırıyorlardı. Şimdi bütün bu 42 günlük ahlak ve diğerkamlık sınavından sonra gururla ve iftiharla söylüyoruz ki biz de her şey olağan bir şekilde seyretti. Olağanüstü olan tek şey kongremizdi çünkü çok büyük bir iftiharla olağanüstü olarak diyoruz, çünkü kurucu genel başkanımızı, cumhurbaşkanlığımıza taşımıştık ve emaneti bir başka kardeşimizin alması gerekiyordu. Başka hiçbir şey olağanüstü seyretmedi; bir de kongre salonundaki sıcaklık olağanüstüydü. O sıcaklık da aslında bizim gönüllerimizdeki sıcaklığın bir işaretiydi. O gün ‘Acaba AK Parti’de ne olacak’ diye düşünenler ‘acaba AK Parti kongresinde farklı bir görüşler, farklı gelecek beklentileriyle ilgili ihtilaf doğar mı’ diye beklenti içinde olanlar yanıldılar. Çok büyük bir vakarla 42 gün içinde aslında hepimiz bir sınavdan geçtik. Dışarıdakiler de sınavdan geçti, AK Parti kadroları da. Ama fark şuydu: AK Parti kadroları ilk defa geçmedi böyle bir sınavdan. İlk defa diğerkamlık sınavı, ilk defa ahlak sınavı vermiyorlardı. Aksine daha önce birçok sınavdan geçmişlerdi ve tabiri caizse sınavlara aşılıydılar. Ve nihayet 42 gün sonra bugün gururla sizler adına ifade etmek isterim ki biz bu dönemde gerçek anlamda bir ahlak, erdem, siyaset, basiret, insanlık ve strateji dersi verdik. Bu derste hepinizin büyük katkıları var ve daha önce bir takım planların yapanların planları, plan yaptıkları kapalı kapılar altında kaldı, hayata geçemedi."

"Nasıl bir ahlak ve erdem dersi verdik?" diye soran Davutoğlu, Türk siyasi tarihinde genel başkan vebaşbakan değişimleri hiçbir zaman kolay olmadığını dile getirdi. Davutoğlu, şunları söyledi:

"Cumhurbaşkanlığı değişimleriyse hiç yaşanmamıştır neredeyse. Ama biz 14 Ağustos’ta yani sizinle son bir araya geldiğimiz günden bugüne öylesine bir ahlak ve erdem sınavı verdik ve bir anlamda da diğer partilere ve siyasilere ders olacak mahiyetinde öylesine bir süreç yönetimi gerçekleştirdik ki siyasetin temel ahlaki değerleri üzerine oturduğunu bir kez daha ispat ettik. İstişare dersi verdik, istişarenin nasıl yapılacağını bütün kademelerimizde göstere göstere bir sonuca ulaştık. Ben tekrar başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, istişareye katılan milletvekillerimize, MKYK üyelerine, il başkanlarımıza, bütün gençlik, kadın kollarımıza ve bütün kademelerimize teşekkür ediyorum."

"Şereflerin en yücesi"

AK Parti Genel Başkanlığı için adaylığının açıklandığı gün omuzlarına yüklenen ağır sorumluluğun yükünü hala hissettiğini söyleyen Başbakan Davutoğlu, "Bu kadroya liderlik etmek, öncülük etmek büyük bir onurdur. Böylesine tarihi bir dönemde aziz bir milletin sorumluluğunu üstlenmek olabilecek şereflerin en yücesidir. Ama hepiniz de takdir edersiniz ki bu aynı zamanda tek bir ferdin taşıyabileceği çok ağır bir sorumluluktur. Biz bunu ancak kolektif bir şekilde hep beraber taşıyabiliriz" dedi.

Kendilerinin süreç içerisinde farklı görüşlere sahip kişilerin olmasına rağmen nasıl istişare gerçekleştirileceğini ve buna bağlı olarak vefanın nasıl olacağını gösterdiklerini anlatan Davutoğlu, "Sayın Cumhurbaşkanımızı bir törenle, bir şölenle, bir toyla cumhurbaşkanı makamına uğurlarken aynı şölen ve toy havasında kongremizi gerçekleştirdik. Hatırlarsanız ‘Bu bir veda konuşması’ demişti Sayın Cumhurbaşkanımız, ben de hitaben kongre konuşmamda ‘Hayır veda değil vefa konuşması’. Bizler bu yolda küçük bir taşı bile kenara alıp koyan, küçük bir çakılı temel taşı olarak bu inşa faaliyeti içine koyan her bir neferimize teşekkür ederiz. Onları vefayla anarız" diye konuştu.

AK Parti'nin kuruluşundan beri emeği geçenler içinde vefat edenleri rahmetle andıklarını, emek verenlerin emeğini ise en yüce emek olarak gördüklerini dile getiren Davutoğlu, "Bir vefa kongresi gerçekleştirdik ve bir ahitleşme yaptık. Bizler daha doğmadan önce kalubelada yapılan bir ahitle varoluşun başladığına inanan bizler, haşra kadar sürecek bir ahitle kendimizi bağlanmış hissederiz. Dünyadaki her ahit en baştaki ahdimizin devamıdır ve en sonda gerçekleşecek olan ahitle hesaplaşmanın hazırlığıdır. Onun için hiçbir makam ve mevki bizim gözümüzde büyük değildir. Hiçbir makam ve mevki veya hiçbir menfaat bizim için o ilk ahitle son hesap arasındaki kutlu yürüyüşten daha önemli değildir" şeklinde konuştu.

AK Parti kongresinde siyasi bakımdan ders niteliğinde bir süreç yaşandığını söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Bu ilk ve son ahitleşmenin arasındaki insani ahitleşmemizin temel izlerini görmekten büyük onur duyduk. Onun içindir ki ilk ahde ve son hesaba bağlı kaldığımız içindir ki herkesin kriz beklediği, herkesin bunalım beklediği bir dönemde biz sadece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil bütün tarihimizde ilk defa bir cumhurbaşkanının onurla bir başka cumhurbaşkanına devir teslim yaptığı o büyük töreni gerçekleştirdik. Böyle bir tören daha önce olmamıştı. Daha önce hiçbir cumhurbaşkanı, sonrasına, halefine bunu böylesine devretmemişti. Bu sefer farklıydı çünkü bu sefer her iki cumhurbaşkanı da aynı kadronun mensuplarıydı ve aynı davanın mensuplarıydılar. O törende bulunmak benim için büyük onurdu. Bütün milletimiz televizyonlardan seyrettiler ve 95 uluslararası örgüt ve devlet temsilcisinin huzurunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu tören vesilesiyle dahi nasıl büyük bir küresel güç haline dönüştüğünü izlediler. Biz 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e de, yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimizi ve minnetlerimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”

"CHP iç girdaba girdi" 

CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından bir yenilgi psikolojisi içerisinde iç girdaba girdiğini bildiren Davutoğlu, şunları söyledi:

"O davranışlarla bizdeki davranışlar, karşılaştırılsın. Oradaki vefasızlıkla bizdeki vefa örneği karşılaştırılsın. Bir lider düşününüz ki 944 imzayla aday gösteriliyor, seçim yapılıyor, 740 delege ona inanmış. Ya o 944 delege, zorla, baskıyla, tıpış tıpış imza attılar ve aday gösterdiler ya da 204 kişi bir şekilde liderlerine vefasızlığı siyasetin bir gereği olarak gördüler. 

Doğrusu ben, Kılıçdaroğlu'nun yerinde olmayı istemezdim. Acaba kongreye gittiğinde veya gördüğü her delegede 'Bu bana imza verdi de sonra oy vermedi mi' diye bir şüphe taşımaktansa liderlik makamını terk ederim. Liderlik, öyle bir yerdir ki, öyle bir konumdur ki arkanızdaki insanlara güveneceksiniz. 'Yürüyeceğiz' dediğinizde yürüyeceğinizden emin olacaksınız. Arkanızdaki insanlar, o neferler, o her kademedeki insanlar da liderlerine güvenecekler. Liderlerine söz verdiğinde gereğini yapacaklar. Şimdi, CHP kadrolarında acaba nasıl bir şüphe hali vardır? Kim, kime niçin oy vermedi? Hangi mahalle baskısı ile o imzalar atıldı da gereği yapılmadı, diye bir şüphe halindedirler."

"Bu saygısızlık da tarihe geçti"

Kılıçdaroğlu ve ekibinin aynı dönemlerde bir başka zillete de imza attığını ifade eden Davutoğlu, "CHP, tüm dünya, Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı törenini hayranlık ve gıpta ile izlerken TBMM'de milletin yüzde 52 oyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı'na saygısızlık etme cüreti gösterdi" dedi. 

Bu saygısızlığın sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ya da onun başkanlığını yaptığı AK Parti grubuna değil, onu seçen her bir vatandaşa olduğunu dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:  

"Hatta ona oy vermeyen vatandaşlarımıza da yapılan bir saygısızlıktı çünkü o seçimin, objektif, şeffaf ve adil şekilde yapıldığına dair hiçbir şüphe yoktu. Bu saygısızlık da tarihe geçti. Bizler, o saygısızlığa aynı şekilde mukabele etmeyiz çünkü bizim siyasetimizde 'edep, edep yahu' diye odalarımızda asılan, gönüllerimize işlenen bir geleneğin devamı olarak vardır. O kitabı fırlatan milletvekiline dahi dönüp baktığımızda biz, sadece onu görmeyiz, ona oy veren vatandaşlarımızı da görürüz. Ona oy veren vatandaşlarımıza saygımız dolayısıyla ona da medeni şekilde saygılı davranırız çünkü bizim zihnimizde vatandaşlarımız tek bir organizmanın parçasıdır. Bize oy versinler, vermesinler, hepsi azizdir, hepsinin hukuku Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin teminatı altındadır."

"Bizim hasmımız yok, bizim rakibimiz yok" 

Başbakan Davutoğlu, kendileri için vatandaşların siyaseten bugün AK Parti'ye destek ve oy verenler, yarın verebilecek olanlar şeklinde ikiye ayrıldığını belirterek,  "Yani, AK Parti'liler ve potansiyel AK Parti'liler. Üçüncü bir kategori yok. Bizim hasmımız yok, bizim rakibimiz yok" dedi. 

Muhalefet partilerinin yaptığı kongrelerin bile AK Parti'ye yaradığını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Çünkü yolumuz, hak bir yol. Size de talimatım şu, değerli il başkanlarımız ve bütün teşkilat mensuplarımız: Hiçbir vatandaşımızı farklı bir partiye oy veriyor diye ötekileştirme veya farklı bakma hakkına sahip değiliz. Herbirine gideceksiniz, 2015 seçimlerine kadar tekrar tekrar anlatacaksınız. Kapısını bize 100 kere kapatmış olsa 101'inci kez çalacağız çünkü biliyoruz ki onların şu veya bu şekilde yanlış anlamaları dolayısıyla AK Parti'ye oy vermemiş olmaları, gönül kapılarının bize kapalı olduğu anlamına gelmez. Bizim girmeyeceğimiz hiçbir il, bizim konuşmayacağımız hiçbir şehir, bizim içine nüfus edip konuşmayacağımız hiçbir mahalle, semt, çalmayacağımız hiçbir kapı kalmayacak.

Hiçbir yer, 'şu veya bu partinin kalesidir dolayısıyla AK Parti oradan yeterince oy alamaz' diye düşünmeyeceksiniz. Muhabbetle, sevgiyle ve güzel dil ve üslup ile bütün partilerin, partililerin kapısını çalacağız. Bizim, seçime saygımız, sandığa saygımız, vatandaşımıza saygımızın doğal bir sonucudur. Onların ise cumhurbaşkanımıza ve cumhurbaşkanı seçimine yaptıkları saygısızlık aslında vatandaşımıza seçim sandığına, demokrasiye yapılan bir saygısızlıktır. Bu saygısızlığı yapanlara haddini bildiririz ama o saygısızlık üzerinden hiçbir başka partiliyi, mensubunu veya oy verenini dışlamayız. Her birine bu farkı göstermek bizim sorumluluğumuz, her birine bu farkı göstereceğiz."

"Lise öğrencileri sizden daha özgür karar veriyorlar" 

Davutoğlu konuşmasına şöyle devam etti: "(Kamuya bu girerse kamuda ihtilaf çıkar diyenler), kamuya girdi başörtü, memurlarımız başı açık, başı örtülü yanyana çalışıyor, hiçbir ihtilaf çıkmadı. 'Meclis'e girerse olay olur' diyenler, hani 'dışarı dışarı' diye bağıran zihniyetin bugünkü uzantıları, Meclis'te de başörtülü kardeşlerimiz, başı açık kardeşlerimizle onurlu bir şekilde milletimizi temsil etmeye devam ediyor. Neden biliyor musunuz? İhtilaf bizim milletimizin arasında değil, fitne bizim milletimizin arasında değil. İhtifal ve fitne bu zihniyetin kafasında.

Bu milletin lise öğrencisi dahi artık sizden daha özgür kararlar veriyorlar. Sizin gibi 'tıpış tıpış gidip oy kullanacaksınız' demiyor lise öğrencisi."

Çözüm süreci

Çözüm süreci ile kamu düzeninin birbirine alternatif olmadığını söyleyen Davutoğlu, "İlk çözüm süreci toplantısında İçişleri Bakanımıza, güvenlik birimlerimize de bu talimatı verdim: Kim çözüm sürecini bahane ederek ya da istismar ederek Türkiye'de kamu düzeni ile ilgili olarak bir şüphe uyandırmaya kalkarsa devletin güçlü eli onun üzerinde olacak." diye konuştu.

Suriye'den Türkiye'ye sığınan Kürtler

Davutoğlu, "Son günlerde Suruç'ta provokasyon yapanlara da buradan seslenmek istiyorum; daha önce Suriye'den gelen Arap ve Türkmen kardeşlerimiz akın akın geldiklerinde 'Niye kapıyı açıyorsunuz' diyenlerin şimdi orada gösteri yapmaya hakları yoktur." dedi.

Başbakan Davutoğlu, Suriye'den Türkiye'ye sığınan Kürtlerin sayısının 160 bin 335'e ulaştığını belirterek, "Askerimize taş atan o milletvekiline sesleniyorum, biz sizlere gül atmaya devam edeceğiz, gerekirse muhabbet göstermeye ama o attığınız taşlar aslında bu milletin vicdanına en çok da Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımızın vicdanına atılmış taşlardır" ifadelerini kullandı.

"Milletle sevinmeyi bilmediler"

Başbakan Davutoğlu, Musul Başkonsolosluğu personelinin kurtarılmasına ilişkin, "Bu paralelci zihniyet şu günlerde yaptıkları yayınlarla bu operasyonu hem küçük düşürmek, hem arkasında başka saikler arama çabasına halen devam ediyor. Bunlar milletle üzülmeyi, milletle sevinmeyi bilmediler, öğrenmediler, anlaşılan öğrenemeyecekler ama biz onlara öğreteceğiz." dedi.

Davutoğlu, "Bizim istikrar adası olarak kalabilmemizin şartı çevredeki huzur ve istikrarın temin edilmesidir. Herhangi bir askeri operasyon ya da çözüm nihai kertede bölgeye huzur ve istikrar getirme perspektifi taşıyorsa bunu destekleriz ama palyatif çözümlerle şimdilik kamuoyuna dönük bazı hamleler şeklinde bir yaklaşım benimsenirse bununla ilgili olarak da kanaatlerimizi açık yüreklilikle söyleriz." şeklinde konuştu.

"Türk siyasi tarihinde çok az örnektir"

Muhtemel kriz senaryoları yazılan, 'bu geçiş nasıl olacak' diye birçok ihtilaflı senaryo sahneye konulmaya çalışılan bir dönemde, 42 günde son derece suhuletli, sağlam bir geçiş süreci, yeniden yapılanma süreci yaşadıklarını belirten Davutoğlu, "Türk siyasi tarihinde çok az örnektir" diye konuştu.

Hükümetin, partinin ve grubun yeniden yapılanma sürecinin 3 gün içinde tamamlandığını anlatan Davutoğlu, parti kongresinden 2 gün sonra yeni hükümetin kurulduğunu, partide yeni görevlendirmelerin tamamlandığını ifade etti. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada ahlak ve erdem sınavı veren bütün arkadaşlarıma, dava arkadaşlarıma, kardeşlerime teşekkürü borç biliyorum. Görev değişimi esnasında hiçbir arkadaşımız, herhangi bir gönül kırıklığı içinde ya da sitemle yüzüme bakmadı, herhangi bir söz sarfetmedi. Aksine 'Biz, bu yolun, bu davanın neferleriyiz, ne görev verilse gereğini yaparız' dediler ve 3 gün sonra partide sadece genel başkan değişimi olmamış oldu, yeni bir başbakan göreve başlamamış oldu, aynı zamanda hükümet yeniden yapılandı. MYK yeniden yapılandı. grupbaşkanvekillikleri de yeniden yapılandı."

"Biz Türkiye partisiyiz. Biz kongre partisi değiliz"

Vakit kaybetmeye tahammüllerinin bulunmadığını vurgulayan Davutoğlu, uzun uzun kulisler ve lobiler yapmaya, siyaset kültürlerinde yer olmadığını dile getirdi.

Davutoğlu, "Aynı dönemde başka bir partide olmuş olsaydı, hele hele kongre partisi niteliğindeki ana muhalefet partisinde, eminim ne kutuplaşmalar ne mücadeleler yaşanırdı. Çünkü biz iktidar partisiyiz, biz Türkiye partisiyiz. Biz kongre partisi değiliz" ifadelerini kullandı.

Kongreden kongreye güç mücadelelerinin yapıldığı ve enerjisini içeride tüketen bir parti olmadıklarına işaret eden Davutoğlu, bütün enerjisini Türkiye için harcayan bir kadro hareketi bilinciyle bunun da gereğini her zaman yaptıklarını belirtti.

Üç gün içerisinde yapılanmanın tamamlandığını anımsatan Davutoğlu, 5 gün içinde de hükümetin hem programını sunduğunu hem de güvenoyu aldığını bildirdi.

Davutoğlu, 5 gün beklemenin de Anayasa'nın bir zorunluluğu olarak 2 gün beklemekten kaynaklandığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Yoksa aynı gün içerisinde hepsini bitirmiştik. Çünkü olağanüstü kongrede bana emanet tevdi edildiğinde daha o gün akşam biz hükümet programını yazmaya başladık arkadaşlarımızla. Hükümet programını hepiniz gördünüz. Bütün 12 yıllık birikim üzerine 2023 vizyonu üreten bir programdır. Hükümet programını 1 Eylül'de okuduk. Aynı gün 1 Eylül'de hem ilk Bakanlar Kurulu Toplantısı'nı yaptık, ilk grup toplantısını ve ilk MYK toplantısını yaptık. Hükümet programını üzerinde beklentiler farklıydı. Hep acaba 8 aylık bir program mı çıkacak gibi beklentiler vardı. Hükümet programını yazan arkadaşlara şu talimatı vererek yazdık. Hep beraber bunu şekillendirdik. Bu hükümet programı, 2023 hükümet programı olacak. Biz yeni bir iktidar değiliz, yeni bir parti değiliz, nevzuhur parti hiç değiliz. Nevzuhur olmayan birinin de ufku 8 aylık olmaz. 12 yıllık birikime dayanan bir partinin ufku en azından bir 12 yılı daha şekillendirir. Onun için 2023 hedefleri doğrultusunda kapsamlı bir hükümet programı yaptık. 6 Eylül'de de bu hükümet programıyla güvenoyu aldık. Bütün o süreç, belki başka bir dönemde değişik gönül kırıklıklarıyla geçebilecek bir süreç, bizim partimizin ve arkadaşlarımızın olgunluğu, vakarı, çalışkanlığı sayesinde çok kısa bir sürede aşıldı."

Yeni işgüvenliği eylem planı hazırlandı

İlk Bakanlar Kurulunda bazı kararlar aldıklarını hatırlatan Davutoğlu, hükümet programı güvenoyu almasının ertesi günü de asansör kazasının yaşandığını söyledi. 

Davutoğlu, Bakanlar Kurulu toplantısındaki kararlardan birinin, bizzat bütün bakanlıkları tek tek gezerek brifing almak ve 12 yıllık birikimle birlikte resim çizmek olduğunu anlattı.

İlk çalışmasını da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yaptığını aktaran Davutoğlu, orada bütün işveren ve işçi sendikalarıyla da buluştuklarını ve yeni işgüvenliği eylem planını hazırladıklarını belirtti.

Davutoğlu, Bakanlar Kurulunda da ilk sunuşun yapıldığını ifade ederek, ilerleyen dönemde de hiçbir emekçinin bu şekilde kazalara muhatap olmaması için çok kapsamlı eylem planını hazırlayarak, kamuoyuyla paylaşacaklarını söyledi.

Avrupa Birliği (AB) sürecini de ele aldıklarını kaydeden Davutoğlu, "AB süreciyle birlikte Türkiye'deki reformları kapsamlı bir şekilde masaya yatırdık. AB süreci bağlamında 2014 sonuna kadar 2015 seçimleri ve 2015-2019 yıllarına sari 3 aşamalı yeni eylem planını ve bunun adımlarını tartıştık" dedi.

"Kimse kimseye baskı yapmaz"

İkinci bakanlık ziyaretini eğitim yılı başlaması dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığına gerçekleştirdiklerini anımsatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Milli Eğitim Bakanlığımız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızdaki çalışmaya mütemmim bir cüz olarak bu kez mesleki eğitimi ve mesleki eğitimde yeni bir yapılanma, Mesleki Yeterlilik Kurumu ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında daha organik bir ilişki çerçevesinde önemli yeniden yapılandırma programlarını işledik.

Bu hafta aldığınız güzel müjdeyi de orada ilk olarak tartıştık. Ortaöğretimde ve lisede de başörtüsü artık tamamen özgürdür. Aslında bazıları bunu bir gençlere baskı mı vesaire gibi. Bunu özgürlükleri, gençlerin seçme hakkına, seçme hakkı sadece seçimlerdeki hakkı değil, kıyafetlerini seçme özgürlüğü, düşüncelerini, okuyacakları kitapları seçme özgürlüğüne herkesin saygı duyması lazım."

Bu yolla bütün gençlere saygılarını gösterdiklerini belirten Davutoğlu, "İsteyen başını örter, isteyen açar. İsteyen şu kitabı okur, isteyen bu kitabı okur. Kimse kimseye baskı yapmaz" dedi. 

"Başörtüsüne özgürlük verilirse üniversitelerde bir baskı aracı oluşur" diyenlerin üniversitelere bakmalarını isteyen Davutoğlu, başı örtülü ve başı açık gençlerin yan yana çok güzel bir tablo oluşturduklarını söyledi. 

"Öğretim üyesi olarak hicap duymuştum"

Bir öğretim üyesi olarak 28 Şubat döneminde hicap duyduğunu ifade eden Davutoğlu, "Öğrencisine baktığında sadece öğrenci gören biri olarak bir grup öğrencimizin nasıl mağdur edildiğinin, nasıl onurlarıyla oynandığını görmekten hicap duymuştum" diye konuştu.

"Kamuya bu girerse kamuda ihtilaf çıkar" diyenlere seslenen Davutoğlu, başı açık, başı örtülü artık memurların yan yana çalıştığını ancak hiçbir ihtilaf da çıkmadığını söyledi. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:  

"Meclis'e girerse olay olur' diyenler, 'dışarı dışarı' diye bağıran zihniyetin bugünkü uzantıları Meclis'te de başı örtülü kardeşlerimiz başı açık kardeşlerimiz onurlu bir şeklide milleti temsil etmeye devam ediyorlar. Neden biliyor musunuz? İhtilaf bizim milletimizin arasında değil, fitne bizim milletimizin arasında değil, ihtilaf ve fitne bu zihniyetin kafasında. Öyle aileler var ki başı açık, başı örtülü kardeşler yan yana."

"Gençlere güvendiğimizin bir işaretidir"

"Sokaklarda ayrılmayanlar, pazarda yan yana dolaşanlar, niçin okullarda yan yana okumasınlar" diye soran Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Biraz da şuradan güvensizlik, lise öğrencisi kendi kararını veremez. Hayır. Bu milletin lise öğrencisi dahi artık sizden daha özgür kararlar veriyorlar. Sizin gibi 'tıpış tıpış gidip oy kullanacaksınız' demiyor lise öğrencisi. Ben o için lise öğrencilerine güveniyorum. Gerçek şahsiyet, özgürlük fikri orta eğitimde oluşur. Eğitimci olarak söylüyorum. En kritik dönem ortaöğretim dönemidir. İnsanların biyolojik ve psikolojik olarak gençlerimizin değişim yaşadığı o dönemdir. O dönemde gençlere kendi kıyafetini, kendi düşüncesini seçme hakkı vermezseniz daha sonraki dönemlerde hep başkalarından talimat bekleyen nesiller yetiştirirsiniz. 

Aslında bu bizim kendimize güvendiğimizin bir işaretidir. Gençlere güvendiğimizin bir işaretidir. Biz o gençlere güveniyoruz. İnşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın bu kürsüden giderken de söylediği gibi 18 yaşında da onlara seçme ve seçilme hakkını tanıyacağız."

"Erken karar almanın sorumluluğunu hissedecekler"

Davutoğlu, gelecek nesilleri çok daha büyük sorumluluklara hazırlamak için AK Parti'yi kurduklarını söyledi.

"Yoksa yanına, sağına, soluna, o da bir profesör, bir eğitimcidir ama gençleri alıp da 'bunlar mı ülkeyi idare edecek' diyenlerin zihniyetiyle Türkiye 2023'e, 2053'e, 2071'e yürüyemez. Gençlerimiz daha erken olgunlaşacaklar. Daha erken karar almanın sorumluluğunu hissedecekler" ifadelerini kullanan Davutoğlu, bu kararın da millet nezdinde büyük bir coşku oluşturduğunu hafta içinde aldıkları tebrik ve teşekkürlerden anladıklarını anlattı.

Davutoğlu, "İnşallah gençlerimiz de yan yana, kardeşçe, omuz omuza, farklı siyasi görüşlere sahip olsalar bile aynı ülke vatandaşı olmanın bilinciyle ve gelecekte bu ülkenin sorumluluğunu birlikte üstlenecek olmanın bilinciyle okullarımızda, Meclisimizde, kamuda hep beraber çalışacaklar" diye konuştu. 

Daha önce hazırlanan 2013 yılı eylem planının gözden geçirilerek geçen hafta Bakanlar Kurulu'na sunulduğunu, kendisinin de Sağlık Bakanlığında brifing aldığını hatırlatan Davutoğlu, "Çok kapsamlı bir uyuşturucuyla mücadele stratejisinin ana parametrelerini belirledik. İnşallah, kasım ayı gibi Uyuşturucu ile Mücadele Şurası toplayacağız. Bu belayı bu ülke topraklarından, şehirlerimizden ve gençlerimizin önünden kaldırana kadar da uyuşturucu tacirlerine terörist muamelesi yapacağız" dedi. 

Uyuşturucu tacirlerinin gelecek nesilleri kararttığını, aileleri yok ettiğini vurgulayan Davutoğlu, anne ve babalara da seslendi.

"Siz de lütfen çocuklarınıza muhabbetle sarılın; onlar bir hata yapmış olsa dahi, onları bu hatadan kurtaracak şey, asayiş tedbirleri değildir. Sizin muhabbetinizdir, hiçbir güç anne yüreğinden daha güçlü değildir" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Ola ki evladınız böyle bir belaya bulaşmışsa onu ayıplamak ya da onu dışlamak yerine bağrınıza basın. Öylesine basın ki uyuşturucu tacirleri sizinle onun arasına giremesin. Onun için annelerin de devrede olduğu ve bizzat benim katılacağım şura sonrasında oluşturulacak bir Uyuşturucu ile Mücadele Takip İzleme Komitesi, arkasından bir başbakan yardımcımız başkanlığında oluşturulacak uyuşturucu ile ilgili bakanlıklar arası koordinasyon komitesi ve her vilayetteki yapılanmayla bu meselenin üzerine tam bir seferberlikle gideceğiz." 

Maliye Bakanlığı ziyareti

Dünkü Maliye Bakanlığı ziyaretine de atıfta bulunan Davutoğlu, kayıt dışı ekonomiyle ilgili stratejik eylem planı geliştireceklerini söyledi. 

Davutoğlu, "Ayrıca devletin şans oyunları alanından tamamıyla çekilmesi ve devletin böyle bir sorumluluğu üstlenmemesi noktasında da kararlı adımlar atacağız. Devlet şans oyunlarının içine girmeyecek" dedi.

Dün ayrıca parti genel merkezinde gece 02.00'ye kadar bütün birimlerle toplantı yaptıklarını ve saatlerce brifing aldığını belirten Davutoğlu, "Her bir birimde gördüğüm heyecan beni daha da heyecanlandırdı" ifadesini kullandı.  

Bakanlar Kurulu ve Hükümet çalışmalarında iki yeni mekanizma oluşturduklarını belirten BaşbakanDavutoğlu, şunları söyledi:

"Birisi, Ulusal Güvenlik Mekanizması. 15 günde bir benim başkanlığımda toplanacak. Özellikle çevre ülkelerde yaşanan bazı sıkıntıların, sınır güvenliği, hudut güvenliği ve ulusal güvenlik bağlamında değerlendirmesini yapacak. İkincisi de çözüm süreci. Çözüm süreci bizim ciddiyetle sahiplenmemiz ve nihai sonuca ulaşması için gece gündüz çalışmamız gereken bir süreçtir. Çözüm süreciyle ilgili olarak AK Parti kadrolarının iradesi sağlamdır ve sonuna kadar da bu meselenin takipçisi olacağız. İnşallah, bir daha bu topraklarda kardeşin kardeşe kıymasına yol açacak provokasyonlara izin vermeyeceğiz."

"Ortadoğu bölgesindeki tek başarı hikayesi..."

Konuyla ilgili atılması gereken adımların yapılan son toplantıda ele alındığını ve planlandığını vurgulayan Davutoğlu, "Çözüm süreci şu anda etnik ve mezhebi çatışmaların, gerilimlerin olduğu Ortadoğu bölgesindeki tek başarı hikayesidir" değerlendirmesini yaptı. 

Başka ülkelerin etnik ve mezhebi temelde ayrışırken, Türkiye'nin kendilerinin öncülüğünde bu meseleyi ebediyen çözmek için büyük bir çaba içinde olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bütün taraflara buradan sesleniyorum; çözüm süreci ile kamu düzeni bir birine alternatif değildir. İlk çözüm süreci toplantısında İçişleri Bakanımıza ve güvenlik birimlerimize de bu talimatı verdim. Kim çözüm sürecini bahane ederek, ya da istismar ederek Türkiye'de kamu düzeni ile ilgili olarak bir şüphe uyandırmaya kalkarsa devlet, güçleriyle onun üzerinde olur. Hiçbir şekilde şehirlerimizde, çevrelerinde çözüm süreci istismar edilerek farklı yapılanmalara gidilmesine izin vermeyiz. Eğer iyi niyet varsa ki olduğuna inanıyoruz, bu şekilde yürümeye kararlıyız. Çözüm süreci herkesin katkılarıyla başarıya ulaşacaktır. Ama istismar ve provoke edenler olursa onlara da kamu düzenini korumak adına gerekli cevaplar verilecektir."

"Geriye dönmenin maliyeti daha fazla..."

Hızla akan ve yarısına gelinmiş bir nehirde, geri dönmenin maliyetinin, karşıya ulaşmanın maliyetinden daha fazla olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Onun için inşallah, bu meseleyi en kısa sürede çözmek için kararlı şekilde adımlarımızı sürdüreceğiz" dedi.

Bir taraftan bu süreci yönetirken bir taraftan da Suriye ve Irak'tan gelen yoğun mülteci akınlarıyla uğraştıklarını ifade eden Başbakan Davutoğlu, dünyada hiçbir ülkenin atamayacağı adımları attıklarını vurguladı.

"Geçen hafta üç gün içinde 138 bin 211 kardeşimiz Suriye'den ülkemize girdi" açıklamasını yapan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bu, bütün Avrupa ülkelerine son üç yılda girenden daha fazla bir sayı. Sınırlarımızı açtık, her şeyimizi paylaşmaya hazır olduğumuzu bir kez daha gösterdik. Bu giren kardeşlerimizle mültecilerin Türkiye'deki sayısı 1,5 milyonu aştı. Ama bu topraklar, ana kucağı olan topraklar, bu topraklar üzerindeki aziz milletimiz o kadar müşfiktir ki tarihte bütün sınavları o kadar başarıyla vermiştir ki kapısına gelen, sınırına gelen herhangi bir insana, onun etnik ve mezhebi kökenini araştırarak bakmaz. Sadece insan olarak bakar. Son günlerde Suruç'ta provokasyon yapanlara da buradan seslenmek istiyorum; daha önce Suriye'den gelen Arap ve Türkmen kardeşlerimiz akın akın geldiklerinde 'niye kapıyı açıyorsunuz' diyenlerin, şimdi orada gösteri yapmaya hakları yoktur. Bizim için, düşünün birçok gensoru verildi, ben Dışişleri Bakanı'yken. Orada gösteri yapanlar, daha önce mültecilerin gelişine muhalefet ediyorlardı. Şimdi sınırlarımızı Kürt kardeşlerimize de açtık, hiçbir ayrım gözetmeden; hala bu sefer de başka niyetlerle provokasyona kalkışıyorlar."

Bir insanlık meselesi söz konusu olduğunda, kendileri için Arap, Sünni, Kürt, Türkmen, Şii, Müslüman, Hristiyan ve Yezidi'nin fark etmeyeceğini belirten Davutoğlu, "Sadece insan vardır ve insana insani bir şekilde muamele etmek vardır" dedi.

Daha önce gelen Türkmen ve Arapların Türkiye'deki akrabaları olduğunu anımsatan Davutoğlu, şimdi de Kobani'den gelenlerin sınırın bu tarafında akrabaları olduğunu söyledi.

Kendileri için bunlar arasında hiçbir fark olmadığını yineleyen Davutoğlu, "Hepsi bizim akrabamızdır, hepsi bizim kardeşlerimizdir. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir istismara izin vermeyiz. Şu an itibariyle Kobani'den gelenlerin sayısı 160 bin 335. Hangi ülke bir anda buna kucak açabilir?" diye konuştu. 

Bu haberi aldığında Bakü'de olduğunu hatırlatan ve "derhal kapıları açın" dediğini aktaran Davutoğlu,Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in derhal oraya gitmesini istediğini bildirdi. 

Davutoğlu, "Gittiler. Ama bazıları onları taşlarla karşıladı. Askerimize taş atan o milletvekiline de sesleniyorum; biz sizlere gül atamaya devam edeceğiz, gerekirse muhabbet göstermeye. Ama o attığınız taşlar aslında bu milletin vicdanına, en çok da Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımızın vicdanına atılmış taşlardır" ifadesini kullandı.

Gelenleri almaya devam edeceklerini de belirten ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın BM'deki konuşmasını hatırlatan Davutoğlu, "Biz bu insanlık sınavını onurla, vakarla verirken, bu konuda tek bir karar dahi almayan BM Güvenlik Konseyi üyeleri nasıl bu insanların yüzlerine bakacaklar?" dedi. 

Davutoğlu, kendilerinin geçmişte olduğu gibi önümüzdeki süreçte de gelenlere kapılarını açmaya devam edeceklerini söyledi. 

"101 günün muhasebesini herkes iyi yapmalı"

Irak'ta rehin olan Musul Başkonsolosu ve konsolosluk çalışanlarının geçtiğimiz hafta Türkiye'ye getirildiğini ve ülkede adeta bir bayram havası yaşandığını anlatan Davutoğlu, bu 101 günün muhasebesini herkesin yapmak durumunda olduğunu dile getirdi.

Rehin tutulanların gece ve gündüz bir an olsun akıllarından çıkmadığını bildiren Davutoğlu, şunları dedi:

"Yüreğimiz sürekli ürperirken, 'acaba bir şey olacak mı?' diye bazen konuştuğumuzda arkasındaki Ela'nın, Deniz'in sesleri geldikçe, 'acaba o çocuklara bir şey olacak mı?' diye gece gündüz yüreklerimizde ürpertiyle dolaşırken, birileri de bu 101 günü provokasyonla geçirdiler. Şunu dediler; 'aslında Hükümetle IŞİD, işbirliği içinde. Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçimi için salıverilecek.' Olmadı. 'Bayramdan önce salınacaklar.' Olmadı. 'Kongre sürecinde salınacaklar.' Olmadı. Öylesine provokasyonlara kalkıştılar ki acı içindeki aileleri bize karşı kışkırttılar. Uyardık, bugün gündeme gelen Batılı rehineler aslında 1,5-2 yıl önce kaçırılmışlardı, ama hiçbir ülkenin basını onu gündemde tutmadı. Çünkü bunun gündemde tutulmasının zarar vereceğini biliyorlardı. Ama bazı basın kuruluşları bu zaman zarfında öylesine yayınlar yaptılar ki muhalefet bizim üzerimize öylesine geldiler ki; istediler ki biz bazı şeyleri söyleyeyim, vatandaşlarımız zarar görsünler. Basiretle, sabırla, yüreğimize taş basarak davrandık."

"En kritik dönemde gensoru verdiler"

Davutoğlu, en kritik dönemde, rehineler dolayısıyla kendisiyle ilgili gensoru verildiğini söyledi.

"Gensorunun Meclis'te açık konuşulmasını istediler. İstediler ki ben orada öyle şeyler söyleyeyim ki rehinelerimizin can güvenliği tehlike altına girsin. Bütün söyledikleri yalan çıktı. Nasıl bir ihanet içinde oldukları şimdi çok daha açık ortaya çıktı" ifadelerini kullanan Davutoğlu, bu zaman zarfında basiretle süreci yönettiklerini bildirdi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Cumayı cumartesiye bağlayan gece, saat 23.30'daki beklediğimiz bir süreçti, hatta Azerbaycan seyahatini iptal etmeyi düşünmüştüm ama onun doğurabileceği başka yanlış algılamalar olacaktı. MİT Müsteşarımızdan gelen telefonla müjdeli haberi aldığımızda sabaha kadar da süreci takip ederek, yöneterek mutlu sona ulaştık. 'Şimdi herkesin bir şekilde bu bayramı yaşama vaktidir' demiştim onlarla buluştuğumuzda.

Sayın Kılıçdaroğlu aradı, tebrik etti, ben de bu tebriği dolayısıyla kendisine teşekkür ettim. Geçmişte yaptıkları yanlış değerlendirmeler, hatalar ne olursa olsun o telefon, paylaşma en azından takdire şayandı. Aynı tavrı Sayın Bahçeli'den beklerdim. Aynı tavrı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına talip olan Sayın Demirtaş'dan beklerdim. Bu milletin bayramıydı. O tek tek o kişilerin, kurtarılanların bayramı değildi. Ama o bayramdan sonra dahi öyle ifadelerle karşılaştık ki gerçekten siyasi kültür adına üzüntü duydum."

Bir kez daha sürece katkıda bulunan herkese teşekkür ettiğini bildiren Davutoğlu, "Öncelikle rehinelerimizi ve herbirini tekrar buradan kucaklıyorum. Onların ailelerine, sabırla devletlerine güvendikleri için, MİT Müsteşarlığımız başta olmak üzere Genelkurmay Başkanlığımıza, Dışişleri Bakanlığımıza, İçişleri Bakanlığımıza, her bir ferdine teşekkür ediyorum. MİT Müsteşarlığımızı bizzat ziyaret ederek o operasyona canını ortaya koyarak katkıda bulunanları bizzat ödüllendirdim. Bu devlet kendisi için çalışanı, bu millet kendisi için ter dökeni de ödüllendirmeyi bilmeli. Hepsini tekrar buradan tebrik ediyorum" diye konuştu.

"MİT Müsteşarımız hakkında ne tür fitneler çıkarıldığını hepiniz biliyorsunuz. Şimdi birçok şey daha iyi anlaşılıyor" ifadelerini kullanan Davutoğlu, "MİT Müsteşarımıza geçmişte bu tür yayınlarla saldıranların, bu operasyon sonrasında dahi son bir iki gün içinde yaptığı yayınlara baktığınızda nasıl bir yalan ve iftira kampanyası yürüttükleri gözler önüne açıkça seriliyor. Bu paralelci zihniyet, şu günlerde bile yaptıkları yayınlarla bu operasyonu hem küçük düşürmek hem arkasında başka saikler arama çabasına hala devam ediyor. Bunlar milletle üzülmeyi, milletle sevinmeyi bilmediler, öğrenmediler, anlaşılan öğrenemeyecekler ama biz onlara öğreteceğiz" değerlendirmesinde bulundu.

"Hiçbirinde Türkiye'nin sorumluluk payı yoktur"

Suriye ve Irak'ın Türkiye'nin komşuları olduğunu ve böyle kalacağını dile getiren Davutoğlu, "Suriye ve Irak'ın halklarının kaderi bizim kaderimizdir. Suriye ve Irak'ta etnik ve mezhebi çatışma varsa, dini gerilim varsa Anadolu topraklarında biz rahat ve huzur içinde olamayız" dedi.

Bu bilinçle Irak'ta 2003 müdahalesinden bu yana bütün Iraklıların sürece etkin şekilde katılmasını arzu ettiklerini ve bunun için çalıştıklarını vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"2005'te Irak'taki Sünni grupları toplayarak Şiilerle bir barış içinde seçime gitmelerini ve iç savaş, o zamanki mezhep çatışmasını durduran bizdik. Sünnileri, grupların meclise girmek suretiyle radikal eğilimlerden uzaklaştırılması için çaba sarf eden bizdik. O zaman Başbakan Başdanışmanı olarak bizzat bütün o çalışmaları yürüttüm. Daha sonraki dönemlerde Irak'ta Kürt bölgesel yönetimi ile merkezi hükümet arasındaki her ihtilafı çözmek için çaba sarf eden bizdik. Irak'ta demokrasiye saygı gösterilmesi ve bütün kesimlerin hükümet yapılanması içinde yer almasını söyleyen bizdik. Irak'ta Maliki döneminde yürütülen mezhepçi politikaların radikalleşmeye yol açacağı konusunda kardeşçe uyarılarda bulunan bizdik ama dinlemediler. Şimdi dinlemeyenler hem Irak halkına büyük bedel ödetilmesine yol açtılar hem de bugünkü açmazla karşı karşı bıraktılar bölgeyi ve bizi. Bunun hiçbirinde Türkiye'nin sorumluluk payı yoktur. Hep yapıcı bir şekilde Irak'ın bütününe yardım etmeye çalıştık, yardım etmeye devam edeceğiz."

"Etnik temelli yaklaşım yoktur ve olmayacaktır"

Suriye'nin de aynı şekilde olduğunu anlatan Davutoğlu, "Daha Suriye'de hiç kimse harekete geçmemişken Beşşar Esed'i, orduyla halkı karşı karşıya getirmemek için çalışan, çaba sarf eden bizdik. O zaman herkes köşesinde olayları seyrederken Suriye'nin düşeceği ateşi gördüğümüz için defaatlerce Dışişleri Bakanı olarak Şam'a ben gittim. Saatlerce ikna etmeye çalıştık, 'Bu halkı orduyla karşı karşıya getirmeyin' diye. 'Mezhepçi politikalar takip etmeyin' diye" şeklinde konuştu.

Buna rağmen kendilerinin mezhepçi politikalar takip etmekle itham edildiğini belirten Davutoğlu, "Halbuki Beşşar Esed mezhep değiştirmedi ki. Halkını öldürmediği zaman da en yakın dostumuzdu. Halkını öldürdüğünde de haklı olarak biz Suriye halkının yanında yer aldık" değerlendirmesinde bulundu.

Mısır'da da mezhepçi politika takip etmediklerini anlatan Davutoğlu, hiçbir zaman Türkiye'nin ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin siyasetinde mezhep ve etnik temelli yaklaşım olmadığını ve olmayacağını bildirdi.

Mülteciler ilk geldiği andan itibaren bütün dünyayı harekete geçmeye çağırdıklarına işaret eden Davutoğlu, "Ama bunlara rağmen ne uluslararası toplum harekete geçti, kimyasal silah saldırısı yapılmasına rağmen, ne Suriye'deki rejim ve Maliki yönetimi geniş toplum kesimlerini içselleştirecek, sürece sokacak bir çaba içine girdi, ne de uluslararası aktörler ve bölge aktörleri böylesi bir gayretin ve çabanın içinde oldu. Bütün bu yanlışlıklar IŞİD gibi bir terör örgütünü sahneye çıkardı" diye konuştu.

Suriye halkını, Irak halkını tarih boyu bildiklerini dile getiren Davutoğlu, Bağdat, Şam, Halep, Musul'da Müslümanlar ile Hristiyanların, Şiiler ile Sünnilerin ya da Nusayrilerin nasıl yan yana yaşadığını bildiklerini kaydetti.  

Davutoğlu, "Şam sokaklarını adım adım bilirim. Halep'i adım adım bilirim. Musul'u adım adım bilirim. Buralarda cami ile kilise yan yandı. Buralarda Sünniler ile Şiiler yan yana yaşarlardı. Telafer'de Sünni Türkmenler ile Şii Türkmenler omuz omuza yaşardı. Niye aralarına fitne girdi?" dedi.

Bunun sorumlularını açık şekilde tartışmak durumunda olduklarını belirten Davutoğlu, yıllarca her platformda "Geniş kesimleri şu veya bu mezhepe sahip diye dışlarsanız, radikalizmin önünü açarsınız" dediklerini, bunu anlatmaya çalıştıklarını söyledi.

"Bunları öne çıkardığımız için bu bela bize bulaşmadı" 

"İşte burada IŞİD terör yapılanması veya diğer başka terör yapılanmaları ortaya çıktı. Bizi hep 'Niye açık bir tavır koymuyorsunuz?' diye eleştirenler, olayları da takip etmiyorlar" diyen Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Geçen sene ekim ayında, Bakanlar Kurulu kararı var, 2013 Ekim'inde; daha hiçbir ülke yapmamışken IŞİD ile tanımlamayı açık ve net bir biçimde yaptık. Ama sadece bir terör yapılanmasına karşı çıkmak yeterli olmuyor. Bir terör örgütünü tasfiye ettiğinde başkası çıkar. Terörün ve radikalizmin tek ilacı içselleştirici siyasettir, bütünleştirici siyasettir, bütünleştirici kültürdür, ortak vatandaşlık, eşit vatandaşlık ideailidir, ortak tarihdaşlık bilincidir. İşte biz çözüm sürecinde bunları öne çıkardığımız için bu bela bize bulaşmadı veya bulaşmasını engellemeye çalışıyoruz, bu gayretle de sürdüreceğiz, hiç kimsenin bu konuda tereddütü olmamalıdır.

Suriye, Irak ve bütün Ortadoğu bölgesine, Kafkaslara ve diğer bölgelere yaklaşımımızın üç temel esası vardır. Ulusal güvenliğimiz için her türlü tedbiri alırız. Bunun için de hiç kimseye bir şey sormadan sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ve aziz milletimizin güvenliğini düşünür ve her türlü tedbiri alırız."

"İkinci prensip, Suriye ve Irak'taki kardeşlerimiz hangi etnik ve mezhebi ve dini kökenden gelirse gelsin kimsenin değil Türkiye'nin şefkatine ve himayesine ihtiyaç hissederlerse, bu himayeyi de biz sağlarız" ifadelerini kullanan Davutoğlu, "Onlar bizim kardeşimizdir. Ezelde kardeşimizdir, ebede kadar da kardeşimiz olacaktır. İster Halep'teki Arap olsun ister Bayırbucak'taki Türkmen olsun ister Kobani'deki, Haseki'deki Kürt olsun, ister yine Lazkiye'deki Nusayri, Arap Alevisi olsun ister Humus'taki Hristiyan olsun, hepsi bizim için kardeştir, komşudur, dosttur, akrabadır. Onların huzuru bizim huzurumuzdur. Bunun için ne gerekiyorsa her şeyi yapmaya devam edeceğiz" dedi.

"İstikrar adası olarak kalabilmemizin şartı"

Üçüncüsünün, bölgesel istikrar ve huzur olduğunu dile getiren Davutoğlu, Türkiye'nin son 12 yıl içinde demokrasisi, ekonomik kalkınması ve aktif dış politikasıyla yükselen bir güçken, çevresinin ateş çemberi olduğuna dikkati çekti.

"Kolay değil, bir ateş çemberinin ortasında bir istikrar adası olmayı başarabilmek, becerebilmek ve bunu koruyabilmek... Aziz milletimiz bunu takdir ediyor" diye konuşan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bir taraftan bunu korurken bir taraftan da şunu biliyoruz; bu sürdürülebilir bir durum değil. Bizim istikrar adası olarak kalabilmemizin şartı, çevrede huzur ve istikrarın temin edilmesidir. Herhangi bir askeri operasyon ve çözüm, nihai kertede bölgeye huzur ve istikrar getirme perspektifi taşıyorsa bunu destekleriz. Ama palyatif çözümlerle şimdilik kamuoyuna dönük bazı hamleler şeklinde bir yaklaşımla benimsenirse, bununla ilgili kanaatlerimizi açık yüreklilikle söyleriz, konuşuruz.

Artık Ortadoğu bölgesinde herhangi şekilde petrol veya başka gerekçelerle yürütülen stratejilerin, yaklaşımların karşısında Ortadoğu bölgesinin ve bütün çevre bölgelerin karşılıklı diyalog ve hep savunduğumuz, bunun için hükümetlerarası toplantılar tertip ettiğimiz, sınırlarımızın ekonomik ve kültürel açıdan tamamıyla bütünleştirici sınırlar olması, siyasi açıdan bu sınırlara saygı gösterilmesine dayalı bölgesel vizyonumuzu koruma kararlılığımız vardır. Dolayısıyla ulusal güvenliğimiz ne tedbir gerektiriyorsa bunu atacağız."

Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığıyla sürekli temas halinde olduklarını, dün de toplantılar yaptıklarını ifade eden Davutoğlu, Suriyeli ve Iraklıların geleceği ve huzuru için ne gerekiyorsa yapacaklarını, bölgesel huzur ve istikrar için de alınacak tedbirleri uluslararası toplumla paylaşarak artırmaya devam edeceklerini bildirdi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Nasıl son 42 gün içindeki bütün bu sınavlardan bir ders mahiyetinde ahlak, erdem, insanlık, siyaset, siyasi hikmet, basiret ve stratejik akılla çıkmışsak ve dün gece Genel Merkez'den eve dönerken gece 01.30 civarında, yolda taksi durağında şoför emekçi kardeşlerimiz durdurdu, 'Bir çay içelim' dediler. Oturduğumuzda gerçekten taksi şoförü, o emekçi kardeşlerimiz en iyi kamuoyu anketörleridir, herkes bunu bilir. Herkesi dinlerler, herkesi konuşurlar. Bir çay ikramından sonra şunu söylediler: 'Son 1,5-2 ay içinde yaşananlar Türkiye'de siyasete olan güveni artırdı. Her kesimde olağanüstü bir rahatlama ve güven duygusu var. Geçen sene Gezi ile başlayan o türbülans beklentisi içinde olanların şeyi bitti, herkes rahatladı. Bu rahatlığı sürdürmeye çalışacağız. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte, Hükümetimizle eğer bizim bu diyalog, işbirliği ve erdemli siyaset anlayışımıza cevap verirlerse muhalefet partilerimizle, toplumun her kesimiyle diyalog içinde Türkiye'nin bu istikrarlı yapısını korumaya devam edeceğiz. Her kesime açığız. Hiçbir kesime kapalı değiliz. Hiç kimse bizim için dışarıda değildir, hepsi bu ülkemizin aziz vatandaşlarıdır, herkes ve herkes de bu dönem içinde inşallah şu çalışmaları da tamamladıktan sonra oturacağız, konuşacağız, ortak dertlerimiz, görüş ayrılıklarımız varsa bunları da aşacağız."

Davutoğlu, "Çevremizde yaşananlar herkes için gerçekten bir uyarı, aynı zamanda bir ikaz, aynı zamanda bir ders niteliğindedir. Eğer bir ülke vatandaşları omuz omuza verirlerse kimse ona engel olamaz ama ihtilafa düşerlerse de maalesef çevre ülkelerde gördüğümüz durumlarla karşı karşıya kalırız. Bu imtihanı AK Parti kadroları 42 gün içinde örnek bir şekilde verdiler" değerlendirmesinde bulundu.

"Kadrolarımız kongre hesaplarıyla ülkenin geleceğini riske atmaz" 

"Şimdi yeni bir dönemdeyiz" diyen Davutoğlu, ilçe ve il kongrelerinin başlayacağını hatırlattı.

Bu süreç içinde, ilçe ve il kongrelerinde görev değişimi olacaksa, Ankara'da üst düzeyde gerçekleşen bayrak değişimindeki bilinçle olmasını istediklerini belirten Davutoğlu, "Hiçbir ilçe kongremizde, il kongremizde küçük hesapların yer almasını görmek istemiyorum. Aksine beldelerimizden ilçelerimize genel merkeze kadar her kademede gerektiğinde hayır için yarışalım, ola ki bir şey olursa kucaklaşmayı bilelim ama üç ilkeyi, değeri hiçbir zaman unutmayalım: Ehliyet, liyakat, sadakat" diye konuştu.

Ehil olan birisi sadık değilse büyük zarar vereceğini, sadakat var diye ehliyet ve liyakatin gözardı edilmesi durumunda ise bir müddet sonra parti ve teşkilatlarda zaaf ortaya çıkacağını ifade eden Davutoğlu, artık çok büyük bir birikimi barındıran bir siyasi tecrübeleri olduğunu, bu süreci AK Parti'ye yakışır vakar ve olgunluk içinde yürütme görev ve sorumluluğunun il başkanlarının üzerinde olduğunu söyledi.

İl başkanlarına bu konuda güvendiğini belirten Davutoğlu, bu süreçte herhangi bir şekilde ehliyet ve liyakat esaslarına aykırı tavırlar ya da küçük hesaplar olmayacağını kaydetti.

Kongrelerin kendileri için yenilenme vesileleri olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:

"Siyaseten belki seçime giderken kongre yapmak bazıları için risk gibi görülebilir. Biz özellikle bunu istedik. Biliyoruz ki bizim kadrolarımız kongre hesaplarıyla seçimi ve ülkenin geleceğini riske atmaz. Çünkü biliyoruz ki bizim kadrolarımız tam tersi kongrelerdeki enerjiyi seçime taşır. İnşallah bu kongreler şubat ayının ortalarında tamamlandığında o zaman da seçim seferberliği başlamış olacak. Ben mümkün olduğu kadar bütün illerimize ve büyük ilçelerimize gelmeye çalışacağım; ya kongreler ya da seçim kampanyaları vesilesiyle hep sizlerle beraber olacağım ama oralarda emaneti üstlenme görevi sizin omuzlarınızdadır. Bunu şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da en iyi şekilde üstlenecğinize dair güvenimiz tamdır. Nihayetinde şunu söylemek isterim: Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz. Şimdi selam ile dönünüz. Vilayetlerinize, şehirlerinize, onların baş eğmeyen dağlarına, aziz sularına, ırmaklarına, bereketli ovalarına ve güzel insanlarına bizden selam iletiniz. Allah yar ve yardımcınız olsun."

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 34 24 3 7 42 75
2 Fenerbahçe 34 21 9 4 42 72
3 İstanbul Başakşehir 34 22 6 6 28 72
4 Beşiktaş 34 21 8 5 39 71
5 Trabzonspor 34 15 10 9 12 55
6 Göztepe 34 13 10 11 -1 49
7 Demir Grup Sivasspor 34 14 7 13 -8 49
8 Kasımpaşa 34 13 7 14 -1 46
9 Kayserispor 34 12 8 14 -11 44
10 Yeni Malatyaspor 34 11 10 13 -7 43
11 Akhisarspor 34 11 9 14 -9 42
12 Aytemiz Alanyaspor 34 11 7 16 -4 40
13 Bursaspor 34 11 6 17 -5 39
14 Antalyaspor 34 10 8 16 -19 38
15 Atiker Konyaspor 34 9 9 16 -4 36
16 Osmanlıspor FK 34 8 9 17 -11 33
17 Gençlerbirliği 34 8 9 17 -17 33
18 Karabükspor 34 3 3 28 -66 12
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Kocaeli Birlik Spor 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 34 10 6 18 -16 36
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık