"PELİKAN SESSİZLİĞİ SONA ERDİ!"

Başbakan konuştu. Gönüller huzur buldu. Sonra kalemler yazmaya başladı. İşte "Pelikan Dosyası"na nihayet ses çıkaran yazarlarımızdan bazılarının değerlendirmeleri...

"PELİKAN SESSİZLİĞİ SONA ERDİ!"
  • 04 Mayıs 2016, Çarşamba 13:18

SALİH TUNA:

"Yatık Kemal” girdiği bütün seçimleri malumunuz istisnasız kaybetti. Bazen de racon kesti; şu kadar oy almasam istifa ederim falan dedi.

Gelgelelim…

Dillendirdiğinin çok altında oy aldı ama istifa etmedi. Tabiri caizse, kulağının üzerine yattı.

Sadece istifa etmemekle de kalmadı; liderliğini daha da güçlendirdi.

Sizin anlayacağınız dünya siyaset tarihinde bir ilki başardı; yenile yenile liderliğini tartışılmaz hale getirdi.

O kadar ki, hiçbir tasarrufuna itiraz eden olmadı.

Bozguncu medya”dan bir Allah kulu çıkıp da, “Kılıçdaroğlu otoriterleşti, CHP'yi tek adam partisi haline getirdi” demedi.

Yatık Kemal”in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı döneminde görüp görebileceği en yüksek oyu almasını sağlayan sevgili dostum Gürsel Tekin CHP genel sekreteriydi. Genel sekreterlikten oldu ama vefasızlıktan dem vuran olmadı.

Bir ara Muharrem İnce başkaldırır gibi oldu; Emine Ülker Tarhan çekip gitti; Şahin Mengü isyan etti; bozguncu medyadanbir tek köşe yazarı bunu “fitneye” yormadı.

Liderleri her seçimde çuvallasa da güya biatçılıktan uzak özgür bireylerin partisi, güya bireysel gelişimini tamamlanmış okumuş yazmış insan evlatlarının partisi CHP'de neden “fitne” çıkmadı?

Üstelik, liderlerinin CHP genel koltuğuna dip dalgasıyla veya tabanla değil paralel örgüt marifetiyle getirildiğini bildikleri halde.

Nasıl oluyor bu?

CHP, “Yatık Kemal tekkesi” oldu da haberimiz mi yok?

Gazi Paşa bile siyasi hayatında bu denli dikensiz gül bahçesinde yürümedi, ne iş?

Onca seçim hezimetine rağmen CHP'nin, fitnesiz fesatsız, ağrısız pansumansız yürümesinin sırrı ne?

MHP'de bile kazan kaynarken CHP'de neden yaprak kıpırdamıyor?

CHP'de işlem çoktan sona erdiği için mi?

İşlem dediğim…

“Kumpasçıların” kaset tezgahlarının altına yatan “Yatık Kemal”in sayesinde, CHP'nin dizayn edilerek, “yeni CHP” haline getirilmesinden ibaret.

Peki, AK Parti'deki bunca gürültü patırtı, “işlemin” bir türlü gerçekleşememesinden mi kaynaklanıyor?

En son olarak, 17- 25 Aralık'ta denediler, olmadı. Hedefleri, AK Parti değil sadece ve sadece Sayın Erdoğan'dı.

AK Parti'yi ruhundan, yani Erdoğan'dan kopartmak istiyorlardı.

Başaramadılar ama vazgeçmiş de değiller. Var güçleriyle içeride ve dışarıda buna uğraşıyorlar.

Son günlerde AK Parti'nin içinden kendilerine yol bulmaya çalışıyorlar.

Pensilvanya'nın 17 Aralık mülâane darbelerini “ameliyat” tesmiye ettiği aklıma düştü şimdi. Acaba ameliyat yaparken içerde “parça” bırakmış olabilirler mi?

Parça, B planı mıydı yoksa?

AK Parti'deki kimi sıkıntılar mahut ameliyatın B planı gereği mi?

Ne yaparlarsa yapsınlar boş; bozguncular başaramayacaklar.

Çünkü, AK Parti'nin kurucusu, önderi, lideri sağ ve çok şükür dimdik ayakta. “Türkiye Türkiye'den yönetilsin” diyen “direniş cephesi” de onun etrafında kenetlenmiş durumda.

Ehlisalib'in merkez üsleri, çok uluslu Ebu Cehiller, velhasıl, müstekbirler her gün Erdoğan'a saldıracak, ailesine varıncaya kadar kişilik katline uğratacaklar, bilumum çakal takımı ve aklı evvel AKP'li fırıldaklar sürüsü de fırsattan istifade, “Erdoğan'ın misyonu bitti” falan diyecek, millet de bunu yiyecek öyle mi?

Bu akılları, bu “siyasi hırsızlık çakallığı”nı nerden öğrendiniz,Pensilvanya'dan mı?

Bre vicdansızlar, hiç misyonu bitseydi, küffarın her geçen gün artarak devam eden onca saldırısına maruz kalır mıydı?

Bir de nedir muhteremler, “fitne” lakırdısını düşürmüyorsunuz ağzınızdan.

Hangi fitneden söz ediyorsunuz?

AK Parti'nin ruhu mesabesindeki Erdoğan'la kimin arasında fitne çıkacakmış?

Sahi, Erdoğan'ı kimlerle müsavi görüyorsunuz?

Fitne” lakırdısını olur olmaz yere terennüm ede ede panayır hokkabazları gibi “fitneye gel, fitneye” demediğiniz kaldı, ayıptır!

Girdiği her seçimi kaybeden “Yatık Kemal”in liderliği tartışılmıyor da 1994'den beri girdiği her seçimi kazanan Erdoğan'ın liderliği mi tartışılıyor?

Pardon, kimse tartışmıyor mu?

O vakit, nedir bu “fitne” muhabbeti birader?

Herkes yerini bildikten sonra ne fitnesi?

Sayın Başbakan'la herhangi bir bakan arasında “fitne” çıkabilir mi? Uyumlu olmayan bakan istifa eder veya isyan eder bedeline katlanır, bu kadar basit.

YLDIRAY OĞUR

 

Eğer milliyetçi ve muhafazakâr olmasaydı herhâlde kıymeti daha iyi bilinecek Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik’te anlatır.

Babür İmparatoru Şah Cihan çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal’i kaybedince âdeta yıkılır. Onun anısına eşi benzeri olmayan büyük bir türbe yaptırmaya karar verir. İnşaat başlar, dünyanın her yerinden en usta mimarlar çağrılır, en değerli taşlar, en pahalı mermerler getirtilir. Mezar büyüdükçe büyür. Kubbeler yükseldikçe yükselir. Ama eşinin acısıyla hayata küsen ve kendini Tac Mahal’in mimari bir harika olmasına vakfeden Şah Cihan bir türlü sonuçtan mutlu olmaz. Bir eksik, ahengi bozan bir şey vardır hep. Yıllar geçer. Bir gün yine kubbelerden birinin üstüne çıkan Şah görkemli yapının içinde artık minik bir nokta gibi kalan sevgili eşinin mezarını fark eder ve emri verir: “İşte ahengi bozan şeyi buldum, atın bunu oradan.” 

Pelikan Bildirisi’ni okuyunca aklıma nedense önce bu hikâye geldi.

Yoksa Pelikan bu.

 “Rakiplerini gagalar, gagaları ile ses çıkartır, tehditkâr şekilde kanatlarını açıp sallar, homortu sesi çıkarır, gürültücüdür, çöplüklerde dolaşıp, bulduğu leşlerle birlikte böcekleri, küçük kabukluları, ördekleri ve hatta küçük köpekleri de yiyebilen eklektik ve fırsatçı bir leşçi etoburdur.”

Yapmayacağı işler değil bunlar.

Yine de bu denli bir düşmanına benzeme hikâyesi insanı üzüyor.

Bölgedeki çatışmaları görenler biliyorsunuz hep aynı şeyi söyledi: “PKK, Suriye’de DAEŞ’ten öğrenmiş bu taktikleri.” Meğer cemaatle savaşırken de birileri özenip onlardan taktikler kapmış...

İsimsiz, imzasız ihbar mektubu misali bir yazıyla, gizli tanık ifadesi gibi kimin, nereden, nasıl bilebildiği meçhul iftiralar atılarak, birbiriyle bağlantısız 38 kişiden bir örgüt çıkarılmış. Yazı değil sanki cemaatin sevmediği herkesi bir çuvala doldurduğu Selam Tevhid Örgütü iddianamesi. Ellerinde yeterli imkân olsa, isimlerini sakladıklarına göre hâlâ bir miktar kaldığını varsayabileceğimiz utanma duyguları tümden dip yapsa buradan bir Hocacılar Örgütü çıkaracak bir paralel akıl bu.

Abartı gibi gelmesin. Bu iddianamede birlikte yargılandığımız Ceren Kenar’la adlarımızın yanına şunlar yazılmış örneğin.

Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar)”

Hakkımızdaki iddialar görüldüğü gibi çok ağır. Daha geçen hafta birine de daha katıldığım, Ceren’in pek çoğuna katıldığı Cumhurbaşkanlığının seyahatlerine davet etmesine engel olamayan, ama Moskova Mahkemeleri’nin rejim koruyucusu savcılarına özenmiş kraldan çok kralcı fikir polislerinin gözünden kaçmayan büyük suçlar...

Devamını en çok merak ettiklerim AK Parti kabinelerinde 9 yıl boyunca bakanlık yapmış Ali Babacan’a sahip çıkarak ne yaptığımız mesela? Muhasebeci olarak birlikte çalışmaya mı başlamışız, belki de hakkında iki tane iyi cümle kurmuşuzdur.

Tabii özellikle Can Dündar bırakılınca havalara uçtuğumuz anların kayıtlarını merakla bekliyoruz. Herhâlde büyük bir tesadüf eseri internette aynı anda gezerken, aynı anlarda bu yazıyı bulup tweet atan ekipten biri muhakkak paylaşır. Bu işlere bir kere giren sonuna kadar hakkını vermeli...

Tabii bu bir örgüt iddianamesi olduğuna göre bütün bunları örgütsel hiyerarşi içinde, yukarıdan aldığımız emirler çerçevesinde yaptığımız da iddia ediliyor olmalı. Onun da belgelerini, nasıl “Hocacı” örgütünün üyesi olduğumuzu bilmek isterim doğrusu?

Benim hakkımda halkımızın kafasını karıştırabilecek esas ciddi iddia tabii şu:

“Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar)”

Okudukça insan havaya giriyor aslında. Ofisinin geleni gideni olmadığı için elektrikleri, interneti en son kesik olan Genç Siviller’in ülkeyi 13 yıldır yöneten partinin gençlik kollarının üst kademlerine planlı bir biçimde sızmayı başarması, iktidar için Sloven istihbaratının Türkiye’de darbe yaptırmasından daha utanç verici olmalı.

Ellerinde varsa talimat verdiğim anların kayıtlarını izlemek isterim, bizim haber ekibine iş yaptırırken belki işime yarar. Talimatlarımla hareket eden bir tane Genç Sivil bulsam, ofisin elektrik borcunu ödetirdim doğrusu. Genç Siviller’le mazisi, gönül bağı olan/olmuş insanların sızarak değil, kendi emekleri ve ehliyetleriyle bir yere gelmiş olmaları, bu yazıyı yazıp paylaşan arkadaşlara tuhaf gelebilir ama herhâlde suç değil.

Benimle ilgili bir cümle daha var:

“...Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir.

Ama ne Mahçupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.”

Özgürlükçü olarak kayıtlara geçmek gurur verici. Her ne kadar biraz yukarıda her biri aleyhimize suç delili yapılmış olsa da “özgürlükçü tavırların” beklendiği biri olmak da. Etyen Mahçupyan’la aynı suçtan yargılanmak da öyle...

Ama insan merak ediyor. Fikirlerine katılmadığınız için insanlara böyle iftira atmanın fetvasını İslami kaynaklarda Zizekçi bir okumayla mı buldunuz?

Korkak fedai pelikan kostümleri giyince koruduğunuzu zannettiğiniz, hâlbuki 13 yıldır halkın madden ve manen koruma kalkanında olan Cumhurbaşkanı tam da bu kafayla mücadele etmiyor muydu?

Cemaatçisinden, PKK’sına, Batı medyasından Rusya’sına İran’ına kadar iftiraların her türlüsünün üzerine atıldığı bir lideri korumak için amatör Fuat Avni kılığında iftiracılığa başvurmak da epey hazin görünüyor buradan...

Bu arada, bu yazıyı büyük bir ifşaat yaparcasına paylaşan Cemil Barlas, yazıyı paylaşan herkesi favlayan Haşmet Babaoğlu da herhalde hangi bilgilerle, referanslarla isimsiz bir yazıdaki örneğin benim hakkımdaki iftiraları yaydıklarını bir ara açıklarlar herhâlde. Bu soru, 28 Şubat, 27 Nisan, Gezi, 17/25 Aralık’ı elinde zeytinyağı şişesiyle karşılamamış insanlara “Brezilya’daki darbe hakkında niye yazmadınız, yoksa...”  diye sormaktan daha mantıklı bir soru olsa gerek.

“Kâbus gibi. Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya.. İşte öyle bir şey” diyerek bu büyük hakikatleri anlattıktan sonra herhâlde Pelikan Bey artık rahat bir uyku çekmiştir.

Herhalde güne şu manşetlerle uyanınca da yaptığı işten büyük bir gurur duymuştur:

Cumhuriyet: Ankara’da Pelikan depremi. Rotahaber: Reisçilerden Davutoğlu Harekâtı. T24: Erdoğan için canını feda edeceklerden Davutoğlu’na yaylım. Diken: Reisçiler düğmeye bastı.

Ne kadar övünse az. Bir imzasız blog yazısıyla Başbakan’ın istifasının gündeme gelebildiği başka kaç ülke var ki?

Daha iki gün önce “Kendi göbeğimizi biz keseriz” demiş, Putin’den Obama’ya gerektiğinde herkese meydan okumuş bir liderin, kendi kararıyla koltuğu devrettiği Başbakan’la isimsiz blog yazıları üzerinden konuşacağını ya da böyle bir liderin isimsiz blog yazılarıyla korunacağını zannedenlere değildi tabii bu soru.

Bu soru, “Acaba arkasında kim var” diye pusuya yatmayıp, ilk işareti beklemeden, daha birkaç yıl önce internetten isimsiz iftiralar yağarken yan yana durduğunuz insanların, aynı yöntemlerle uğradığı saldırıya karşı hukuklarını kurda kuşa yem etmeden korumuş akil ve adil büyük çoğunluğa...

Sahiden bu ülkeyi seven insanlar olarak üzerine düşünüp endişeye kapılalım diye.

Eminim ki onların çoğu da bu okudukları metnin sahihliğinden en çok “Hoca yüzünden Suriye’de böyle oldu, Erdoğan’ı yanılttı” cümlelerini okuyunca şüpheye düştüler. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Suriye meselesiyle ilgili farklı tek bir açıklaması ortada yokken üstelik. Hem de üstelik yanı başımızda Halep yanarken.. Halep yanarken, komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişirmeye çalışanları mı konuşacaktık?

Tabii ki siyaset bir iktidar oyunudur. Aktörler arasında tartışmalar, güç mücadeleleri, farklı fikirler, ayrışmalar olabilir. Kadrolar yenilenir, isimler değişir. Bizim gibi gazetecilere bunu izlemek ve anlamaya çalışmak düşer.

Ama herhâlde hiçbir siyasi hareket kendi kadrolarını isimsiz yazılarla kurda kuşa yem ettirerek topluma iyi bir mesaj vereceğini düşünmez.

AK Parti, Türkiye’de büyük bir kitlenin uzun yıllar sonra elde ettikleri en hayati kazanım. Cumhurbaşkanı Erdoğan da büyük kitleler için bunu şahsında temsil ediyor. 2023, 2053, 2071 hedefleri olan bir partinin muhakkak kalıcı olma, kurumsallaşma, 90 yıldır öyle böyle ayakta duran CHP’nin karşısındaki adres olma gibi bir iddiası da var demektir.

İkbal kaygıları, tasfiyecilik hevesleri, fikri polislikler, küçük hesaplarla bu kurumsal kültürün yerleşmesine zarar verecek herkes tarih önünde bunun hesabını verir. Bugüne kadar elde edilmiş, üzerlerinde hiçbir emekleri olmayan kazanımları müsrif bir mirasyedi gibi harcayanlar da... Ve Tarih önünde hesap verirken sizi arkanızda bugün çok güvendiğiniz ağabeyleriniz koruyamaz.

Hikâyenin başına dönebiliriz.

Tarih korumaya çalıştıklarına zarar veren fedailerin acı hikâyeleriyle doludur. Hatta bazıları kendini durduramaz, günün birinde çıkış noktasını da unutur ve bağırırlar: “İşte ahengi bozan şeyi buldum, atın bunu oradan.” 

İBRAHİM TENEKECİ

 

Eğer milliyetçi ve muhafazakâr olmasaydı herhâlde kıymeti daha iyi bilinecek Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik’te anlatır.

Babür İmparatoru Şah Cihan çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal’i kaybedince âdeta yıkılır. Onun anısına eşi benzeri olmayan büyük bir türbe yaptırmaya karar verir. İnşaat başlar, dünyanın her yerinden en usta mimarlar çağrılır, en değerli taşlar, en pahalı mermerler getirtilir. Mezar büyüdükçe büyür. Kubbeler yükseldikçe yükselir. Ama eşinin acısıyla hayata küsen ve kendini Tac Mahal’in mimari bir harika olmasına vakfeden Şah Cihan bir türlü sonuçtan mutlu olmaz. Bir eksik, ahengi bozan bir şey vardır hep. Yıllar geçer. Bir gün yine kubbelerden birinin üstüne çıkan Şah görkemli yapının içinde artık minik bir nokta gibi kalan sevgili eşinin mezarını fark eder ve emri verir: “İşte ahengi bozan şeyi buldum, atın bunu oradan.” 

Pelikan Bildirisi’ni okuyunca aklıma nedense önce bu hikâye geldi.

Yoksa Pelikan bu.

 “Rakiplerini gagalar, gagaları ile ses çıkartır, tehditkâr şekilde kanatlarını açıp sallar, homortu sesi çıkarır, gürültücüdür, çöplüklerde dolaşıp, bulduğu leşlerle birlikte böcekleri, küçük kabukluları, ördekleri ve hatta küçük köpekleri de yiyebilen eklektik ve fırsatçı bir leşçi etoburdur.”

Yapmayacağı işler değil bunlar.

Yine de bu denli bir düşmanına benzeme hikâyesi insanı üzüyor.

Bölgedeki çatışmaları görenler biliyorsunuz hep aynı şeyi söyledi: “PKK, Suriye’de DAEŞ’ten öğrenmiş bu taktikleri.” Meğer cemaatle savaşırken de birileri özenip onlardan taktikler kapmış...

İsimsiz, imzasız ihbar mektubu misali bir yazıyla, gizli tanık ifadesi gibi kimin, nereden, nasıl bilebildiği meçhul iftiralar atılarak, birbiriyle bağlantısız 38 kişiden bir örgüt çıkarılmış. Yazı değil sanki cemaatin sevmediği herkesi bir çuvala doldurduğu Selam Tevhid Örgütü iddianamesi. Ellerinde yeterli imkân olsa, isimlerini sakladıklarına göre hâlâ bir miktar kaldığını varsayabileceğimiz utanma duyguları tümden dip yapsa buradan bir Hocacılar Örgütü çıkaracak bir paralel akıl bu.

Abartı gibi gelmesin. Bu iddianamede birlikte yargılandığımız Ceren Kenar’la adlarımızın yanına şunlar yazılmış örneğin.

Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar)”

Hakkımızdaki iddialar görüldüğü gibi çok ağır. Daha geçen hafta birine de daha katıldığım, Ceren’in pek çoğuna katıldığı Cumhurbaşkanlığının seyahatlerine davet etmesine engel olamayan, ama Moskova Mahkemeleri’nin rejim koruyucusu savcılarına özenmiş kraldan çok kralcı fikir polislerinin gözünden kaçmayan büyük suçlar...

Devamını en çok merak ettiklerim AK Parti kabinelerinde 9 yıl boyunca bakanlık yapmış Ali Babacan’a sahip çıkarak ne yaptığımız mesela? Muhasebeci olarak birlikte çalışmaya mı başlamışız, belki de hakkında iki tane iyi cümle kurmuşuzdur.

Tabii özellikle Can Dündar bırakılınca havalara uçtuğumuz anların kayıtlarını merakla bekliyoruz. Herhâlde büyük bir tesadüf eseri internette aynı anda gezerken, aynı anlarda bu yazıyı bulup tweet atan ekipten biri muhakkak paylaşır. Bu işlere bir kere giren sonuna kadar hakkını vermeli...

Tabii bu bir örgüt iddianamesi olduğuna göre bütün bunları örgütsel hiyerarşi içinde, yukarıdan aldığımız emirler çerçevesinde yaptığımız da iddia ediliyor olmalı. Onun da belgelerini, nasıl “Hocacı” örgütünün üyesi olduğumuzu bilmek isterim doğrusu?

Benim hakkımda halkımızın kafasını karıştırabilecek esas ciddi iddia tabii şu:

“Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar)”

Okudukça insan havaya giriyor aslında. Ofisinin geleni gideni olmadığı için elektrikleri, interneti en son kesik olan Genç Siviller’in ülkeyi 13 yıldır yöneten partinin gençlik kollarının üst kademlerine planlı bir biçimde sızmayı başarması, iktidar için Sloven istihbaratının Türkiye’de darbe yaptırmasından daha utanç verici olmalı.

Ellerinde varsa talimat verdiğim anların kayıtlarını izlemek isterim, bizim haber ekibine iş yaptırırken belki işime yarar. Talimatlarımla hareket eden bir tane Genç Sivil bulsam, ofisin elektrik borcunu ödetirdim doğrusu. Genç Siviller’le mazisi, gönül bağı olan/olmuş insanların sızarak değil, kendi emekleri ve ehliyetleriyle bir yere gelmiş olmaları, bu yazıyı yazıp paylaşan arkadaşlara tuhaf gelebilir ama herhâlde suç değil.

Benimle ilgili bir cümle daha var:

“...Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir.

Ama ne Mahçupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.”

Özgürlükçü olarak kayıtlara geçmek gurur verici. Her ne kadar biraz yukarıda her biri aleyhimize suç delili yapılmış olsa da “özgürlükçü tavırların” beklendiği biri olmak da. Etyen Mahçupyan’la aynı suçtan yargılanmak da öyle...

Ama insan merak ediyor. Fikirlerine katılmadığınız için insanlara böyle iftira atmanın fetvasını İslami kaynaklarda Zizekçi bir okumayla mı buldunuz?

Korkak fedai pelikan kostümleri giyince koruduğunuzu zannettiğiniz, hâlbuki 13 yıldır halkın madden ve manen koruma kalkanında olan Cumhurbaşkanı tam da bu kafayla mücadele etmiyor muydu?

Cemaatçisinden, PKK’sına, Batı medyasından Rusya’sına İran’ına kadar iftiraların her türlüsünün üzerine atıldığı bir lideri korumak için amatör Fuat Avni kılığında iftiracılığa başvurmak da epey hazin görünüyor buradan...

Bu arada, bu yazıyı büyük bir ifşaat yaparcasına paylaşan Cemil Barlas, yazıyı paylaşan herkesi favlayan Haşmet Babaoğlu da herhalde hangi bilgilerle, referanslarla isimsiz bir yazıdaki örneğin benim hakkımdaki iftiraları yaydıklarını bir ara açıklarlar herhâlde. Bu soru, 28 Şubat, 27 Nisan, Gezi, 17/25 Aralık’ı elinde zeytinyağı şişesiyle karşılamamış insanlara “Brezilya’daki darbe hakkında niye yazmadınız, yoksa...”  diye sormaktan daha mantıklı bir soru olsa gerek.

“Kâbus gibi. Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya.. İşte öyle bir şey” diyerek bu büyük hakikatleri anlattıktan sonra herhâlde Pelikan Bey artık rahat bir uyku çekmiştir.

Herhalde güne şu manşetlerle uyanınca da yaptığı işten büyük bir gurur duymuştur:

Cumhuriyet: Ankara’da Pelikan depremi. Rotahaber: Reisçilerden Davutoğlu Harekâtı. T24: Erdoğan için canını feda edeceklerden Davutoğlu’na yaylım. Diken: Reisçiler düğmeye bastı.

Ne kadar övünse az. Bir imzasız blog yazısıyla Başbakan’ın istifasının gündeme gelebildiği başka kaç ülke var ki?

Daha iki gün önce “Kendi göbeğimizi biz keseriz” demiş, Putin’den Obama’ya gerektiğinde herkese meydan okumuş bir liderin, kendi kararıyla koltuğu devrettiği Başbakan’la isimsiz blog yazıları üzerinden konuşacağını ya da böyle bir liderin isimsiz blog yazılarıyla korunacağını zannedenlere değildi tabii bu soru.

Bu soru, “Acaba arkasında kim var” diye pusuya yatmayıp, ilk işareti beklemeden, daha birkaç yıl önce internetten isimsiz iftiralar yağarken yan yana durduğunuz insanların, aynı yöntemlerle uğradığı saldırıya karşı hukuklarını kurda kuşa yem etmeden korumuş akil ve adil büyük çoğunluğa...

Sahiden bu ülkeyi seven insanlar olarak üzerine düşünüp endişeye kapılalım diye.

Eminim ki onların çoğu da bu okudukları metnin sahihliğinden en çok “Hoca yüzünden Suriye’de böyle oldu, Erdoğan’ı yanılttı” cümlelerini okuyunca şüpheye düştüler. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Suriye meselesiyle ilgili farklı tek bir açıklaması ortada yokken üstelik. Hem de üstelik yanı başımızda Halep yanarken.. Halep yanarken, komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişirmeye çalışanları mı konuşacaktık?

Tabii ki siyaset bir iktidar oyunudur. Aktörler arasında tartışmalar, güç mücadeleleri, farklı fikirler, ayrışmalar olabilir. Kadrolar yenilenir, isimler değişir. Bizim gibi gazetecilere bunu izlemek ve anlamaya çalışmak düşer.

Ama herhâlde hiçbir siyasi hareket kendi kadrolarını isimsiz yazılarla kurda kuşa yem ettirerek topluma iyi bir mesaj vereceğini düşünmez.

AK Parti, Türkiye’de büyük bir kitlenin uzun yıllar sonra elde ettikleri en hayati kazanım. Cumhurbaşkanı Erdoğan da büyük kitleler için bunu şahsında temsil ediyor. 2023, 2053, 2071 hedefleri olan bir partinin muhakkak kalıcı olma, kurumsallaşma, 90 yıldır öyle böyle ayakta duran CHP’nin karşısındaki adres olma gibi bir iddiası da var demektir.

İkbal kaygıları, tasfiyecilik hevesleri, fikri polislikler, küçük hesaplarla bu kurumsal kültürün yerleşmesine zarar verecek herkes tarih önünde bunun hesabını verir. Bugüne kadar elde edilmiş, üzerlerinde hiçbir emekleri olmayan kazanımları müsrif bir mirasyedi gibi harcayanlar da... Ve Tarih önünde hesap verirken sizi arkanızda bugün çok güvendiğiniz ağabeyleriniz koruyamaz.

Hikâyenin başına dönebiliriz.

Tarih korumaya çalıştıklarına zarar veren fedailerin acı hikâyeleriyle doludur. Hatta bazıları kendini durduramaz, günün birinde çıkış noktasını da unutur ve bağırırlar: “İşte ahengi bozan şeyi buldum, atın bunu oradan.” 

ABDURRAHMAN DİLİPAK

 

Son günlerde sağda-solda en çok konuşulan, yazılıp çizilen konusu Erdoğan-Davutoğlu ihtilafı.. Birileri bu konuyu kaşıyıp duruyor.. Sürekli senaryolar üretiliyor.. Bu işin başını en çok da Paralel yapı çekiyor.. Bir de AK Parti’den kurtulmak isteyenler.. AK Parti’den başka türlü kurtulamayacaklarını düşünüyorlar, onun için de, dedikodu, iftira üretmeye devam ediyorlar..

Sizin eşinizle, akrabalarınızla ilişkileriniz nasıl? İş ortaklarınızla ilişkileriniz nasıl, komşularınız, üyesi olduğunuz dernek, vakıf, “cemaat”te işler nasıl gidiyor.. Orada işler nasıl ise öbür tarafta da öyle.

Habil-Kabil olayını hatırlayın, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın oğulları Yakup Aleyhisselam’la kardeşi arasındaki ilişkiyi hatırlayın. Sonra Hz. Yusuf ve Yakup Aleyhisselam’ın 13 çocuğundan 11’i nasıl oldu da Hz. Yusuf’u kuyuya attılar. Hz. Osman’ı öldürmeye gelenlerin başında Hz. Ebubekir’in oğlu da vardı.. Hz. Lut’un karısı ile arası iyi değildi.. Hz. Ali döneminde neler yaşandı biliyorsunuz. Hz. Ali ile Hz. Aişe annemizin arası da iyi değildir.. Hz. Hacer annemizle Hz. Sare annemiz arasında da sorun yaşanmıştı..

Ne yani, Tayyib Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu bu konuda sözünü ettiğim kişilerden daha mı şanslı konumdalar.

Hepimiz imtihan oluyoruz.. İmam-ı Azam Ebu Hanife bazı konularda hocası İmam-ı Caferi Sadık gibi düşünmüyordu, talebeleri İmamı Muhammed ve İmam-ı Yusuf bazı konularda hocaları gibi düşünmüyordu.. İmam-ı Azam Halife tarafından dövdürülerek öldürüldü..

Biz hepimiz parmak uçlarımız gibi farklıyız.. Her zaman farklı düşünebiliriz.. Bu işler bazen çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir.. Her zaman her konuda ihtilaflar yaşanabilir, ama bunlar her zaman bir krize dönüşmez. Hepimiz hata da yapabiliriz. Sonuçta bize hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeyde Allah hayır murat etmiş olabilir.. Allah bizleri, bir şekilde ve bir vesile ile mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Yoksa kimileri nasıl cennete gidecek, kimileri nasıl cehenneme gidecek..

Bizim Media bir alem.. Sürekli komplo üretir. Süreci maniple ederler. Şimdi bir düzine strateji derneği, SİYAD filan kuruldu ya, onların da “vatan kurtaran projeler”i vardır. Sadece, TSK içinde yuvalanan “derin çeteler”den oluşan “İttihat Terakki” artığı “Halaskar zabitan” belası yok başımızda, bürokrasi, siyasi lobiler, “çarıklı erkanı harp” edası ile asıp kesen “Paralel çeteler” de var.. Şu “oligarşik bürokrasi” belasını da bir kenara not edin.. Danışman-manışman, yakın çevre bürokrasisi “kraldan fazla kralcı” kesilirler başımıza..

Tabii istihbarat örgütleri de dört koldan saldırıyor bu arada, her taşın altından çıkıyorlar.. Kimi gazeteci kimliği taşıyor, kimi işadamı, kimi STK temsilcisi rolünde ve tabii kimi de akademisyen.. Bu “beyaz ajanlar”ın yanlarında yerli bir politikacı, gazeteci, aydın, akademisyen, sanatçı ya da STK temsilcisi vardır..

Bizimkiler de çok kolay oyuna geliyorlar. Söylenti bazen en tehlikeli gerçekten daha tahripkar olabiliyor. Şimdi var güçleri ile bu konu üzerinde çalışıyorlar. Nasıl olur da Erdoğan ve Davudoğlu’nu birbirine düşürebilirler. AK Parti’yi nasıl ANAP’a benzetebilirler. Erdoğan’ı Özal’a benzetebilirler mi? Erdoğan sonrası bir “Akbulut”, bir “Mesut Yılmaz” arayışı, falan filan.

İstikamet belli, Anayasa değişikliği ve Başkanlık rejimi. Partili başkan.

Zaten şimdiki sistem, fiili olarak “sınırsız ve sorumsuz bir başkanlık sistemi”ne izin veriyor. Bir an önce bu fiili durumun “sınırlı ve sorumlu bir başkanlık sistemi”ne dönüşmesi gerekiyor..

Şunu görelim, anlayalım. Bizim boşa harcayacak bir kuruş paramız, boşa geçirecek bir saniye zamanımız ve feda edecek tek bir insanımız yok”

Zor bir konjonktürden geçiyoruz. Olağanüstü bir süreç ve bir geçiş dönemi söz konusu. İnsan bu yoruluyor, etkileniyor, aşırı stres bazen gerilimlere sebeb olabiliyor.. Bu da normal. Bunlar da insan. Herkes hata yapabilir.. Sonuçta Allah’ın dediği olacak, bu süreçte insanlar yaptıkları veya yapmadıkları ile kendi imtihanları için vesile oluşturacaklar. Hâşâ kimse ne “Tanrıyı kıyamete” zorlayabilir, ne de Allah’ı iktidara.. “Kadiri mutlak ve bir olan Allah” dilediğini gerçekleştirme konusunda esbabını da yaratma gücüne sahiptir.. Herkes ve her şey Allah’ın iradesine tabidir, ABD, AB, NATO, BM, İsrail, Rusya vd. Ama biz Allah’ın rızasına talibiz. Görevimiz “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi” olabilmektir..

Ama unutmayalım ki, her şey olacağına varacaktır. Ve Allah (cc) cahil ve zalim bir topluluğa hidayet nasib etmeyecektir.. Kimse (Hâşâ) “Allah’ın yetmeyen gücüne güç, yetmeyen parasına para, yetmeyen aklına akıl” yetirecek değildir.. Allah “vahdet” üzere olmamızı, tefrikadan sakınmamızı istiyor.. O, bizden istişare ve şûradan ayrılmamamızı istiyor.

Dikkat etmek gerek, elbette “mahkeme kadıya mülk değildir”, kimse yeri doldurulmaz değil, ama öte yandan da, dikkatli olmak gerek, bazen “gelen gideni aratabilir”. Aslolan işi ehline vermektir.. “Ehliyet” ve “liyakat” bizde imandan da önce gelen bir özelliktir. Tek başına “sadakat” yeterli değil. Halid b. Velid’i hatırlayalım. Hani Müslümanlar “zaferi nerede ise Allah’tan değil, Halid’den bekliyor olacaklardı” da, Hz. Ömer sırf bu sebeble Halid’i görevden azletmişti ya. Biz birbirimize mecbur ve muhtacız.. Allah bizi nefsimizle baş başa bırakmasın. Bizi bize bırakmasın. Sabredenlerden, şükredenlerden, direnenlerden olalım.. Kalplerimizi telif etmesi için Allah’a dua edelim.. Fasıkların getirdikleri haberlere inanmayalım, sabırlı olalım, affedici olalım. İnat, öfke ve emin olmadığımız konularda zandan sakınalım.. Kim ne yaparsa kendi için yapar. Süreci maniple etmek isteyen gayret sahiplerine duyurulur: Kimse, hiçbir konuda Allah’ı mecbur bırakacak değildir. Şimdi Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya kulak verelim: “Hak şerleri hayreyler, Sen sanma ki gayreyler, arif anı seyreyler, Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler”. Kardeşlerimin sağlık, mutluluk ve iki cihan saadetleri, birbirleri için göz aydınlığı olması, saflarının sık ve doğru olması için dua ediyorum. Bizim birbirimize karşı, birbirimize rağmen kazanacak bir zaferimiz yok, ama birlikte kazanabileceğimiz birçok zaferlerimiz. Tefrikaya düşersek rüzgarımız kesilir sonra!

Selâm ve dua ile..

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 1 1 0 0 2 3
2 Yeni Malatyaspor 1 1 0 0 2 3
3 İstanbul Başakşehir 1 1 0 0 2 3
4 Kayserispor 1 1 0 0 2 3
5 Kasımpaşa 1 1 0 0 1 3
6 Atiker Konyaspor 1 1 0 0 1 3
7 Beşiktaş 1 1 0 0 1 3
8 Fenerbahçe 1 1 0 0 1 3
9 Demir Grup Sivasspor 1 1 0 0 1 3
10 Erzurum BB 1 0 0 1 -1 0
11 Çaykur Rizespor 1 0 0 1 -1 0
12 Akhisarspor 1 0 0 1 -1 0
13 Bursaspor 1 0 0 1 -1 0
14 Aytemiz Alanyaspor 1 0 0 1 -1 0
15 MKE Ankaragücü 1 0 0 1 -2 0
16 Göztepe 1 0 0 1 -2 0
17 Antalyaspor 1 0 0 1 -2 0
18 Trabzonspor 1 0 0 1 -2 0
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Kocaeli Birlik Spor 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 34 10 6 18 -16 36
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık